Blog.KumSalChat.CoM

KumSalChat PaylaŞım Platformuna Hoş Geldiniz..

Kasım 2009 iin arsiv

Balık Pişirmenin Püf Noktaları

Yazan: denizay Tarih: Kas 29th, 2009 | Kategori:: Yaşam

Kızartmak İçin   -Balığı kızartmak için yıkadığınızda kurulamakta fayda vardır. Bu sûretle una ve yumurtaya daha iyi bulanmış olur

-Balığın çıtır çıtır kızarması için önce biraz sütün içine batırmalıdır, sonra da unlayıp tavaya yerleştirilir. Unlamadan tavaya konulursa, ânında tavaya yapışır. Balık taze olduğunda,  un sürülse de tavaya yapışmasını önlemek zordur. Bunu engellemek için tavayı arada bir sallamak gerekir. Una buladığımız balıkları, soğuk suya hızla batırıp çıkardığımızda yine süratle kızgın yağa yerleştirdiğimizde üzerinde gevrek bir kabuk oluşur.

-Ocağın ısısı, balıkların büyüklüğüyle ters orantılı olmalıdır. Küçük balıkları harlı ateşte, büyük balıkları kısık ateşte kızartmalıdır.

-Balığın tuzlanması, doğrudan yapılmaz unla karıştırılması gerekir.

-Balığı kızartırken tavanın kızgın olması gerekir.

-Balıkları kızartacağımız yağa biraz kırmızıbiber serpilirse, balığa değişik bir lezzet verilmiş olur, ayrıca balığın rengi güzel ve parlaklaşır.

- Balıklar, tavaya sıkıştırarak konulmamalı, yani iyice doldurulmamalıdır.

-Fileto balığı kızartılacağı zaman, içine bir miktar rendelenmiş kaşar peyniri konup yumurtayla kızartılmalıdır.

-Kızaran balıkların fazla yağını süzdürmeli ya da kâğıt havluya emdirilmelidir.

-Balığın tuzu sofraya gelirken sepilmelidir.

-Hamsi, istavrit gibi küçük balıklar kızartılırken tavaya az yağ konuşmalıdır. Bu balıklar kızartılmadan önce mısır unu, tuz karışımına bulanır ve tavaya aralıksız olarak dizilir. Balıkları tek tek çevirmek yerine ,bir tencere kapağı yardımıyla bütün olarak çevirmelidir. Tavadaki yağın tümünü balıklar çekmiş olacağından, tavanın dışına yağ damlamaz. Böylece balıklar hem dağılmadan kızarmış olur ve hem de hepsini aynı sıcaklık seviyesinde servis edebilirsiniz.

        

Izgara -Balıkları, ızgaraya koymadan önce biraz yağlamak ya da unlamak gerekir. Aksi hâlde tele yapışabilir ve balığın suyu dışarıya akabilir.

-Izgarada balık yapmadan yaklaşık 2-3 saat önce soğan suyu ve zeytin yağı balığa sürülürse daha lezzeti artar. Bir başka yöntem de balıkları yıkayıp ayıkladıktan sonra 10 dk. limonlu suda bekletmektir. Sonra sularını giderip tuz ve biber serpilmeli ve yine 5-10 dk. bekletilmelidir.

-İri veya yağlı balık seçmekle ızgaraya balığın yapışmasını engellemiş oluruz.

-Izgara yapılırken arada bir üstüne zeytinyağı gezdirilirse iyi olur.

-Izgarada balığın çatlamaması için, iki yanı bıçakla çizilmelidir. Böylece içi de tam mânâsıyla pişmiş olur.

-Izgarada balık yaparken, ateşin alevli olması, balığın kurumasına ve yanmasına sebep olur.

-Balık ızgarası tavsiye edilmez. Çünkü kanserojen unsurlar oluşur.   Fırında -Balık pişirilmeden önce 10-15 dk. sirkeli suda bekletilirse daha lezzetli olur. Fırında yapılan balıkların altına kereviz, soğan, havuç ve domates dilimleri yerleştirilirse, balık daha lezzetli olur.

-Balık çorbası yaparken, suyunun daha lezzetli olması için balıklar, en az 45-60 dk. kaynatılmalıdır. Balığın baş ve kuyruk kısımlarının en lezzetli yerleri olduğu unutulmamalıdır.

-Buğulama yapmak için balık tavaya konulduktan sonra tereyağı ya da sıvı yağ ilave edilip çok az suyla ve harlı ateşte pişirilmelidir. Böylece balıklar, besin değerleri kaybolmadan daha sağlıklı bir şekilde yenilmiş olur.

-Haşlama için en uygun balıklar kırlangıç, levrek, kefal gibi beyaz etli balıklardır.

-Balığı haşlamak için: Soğuk suya attıktan sonra, suyun kaynamasına izin vermeden haşlamak balığın dağılmasını engeller. Haşlanılan suyun içerisine lezzet için havuç, kereviz ve soğan atılmalıdır. Balığın eti kılçığından ayrılıyorsa pişmiştir.


Karadeniz İsyandadır!

Yazan: denizay Tarih: Kas 29th, 2009 | Kategori:: Yaşam

Damlaya damlaya göl olur, ne demektir?
 Vücudumuzun yüzde 70 kadarı su . Bu su, içinde yaşadığımız dünyanın suyudur. Bu su derelerde, göllerde, yağmurlarda vardır. Bitki saplarında, okyanuslarda, bulutlarda vardır. Onlar varsa sen varsın. Böyle demiştim. Sen bir yağmursun da diyebilirdim aslında.
 Çünkü bu atasözünü yorumlarken, damlaya damlaya göl olur, ne demektir diye düşünürken, para biriktirmek demek olduğunu öğrenmiştik o vakitler. Ama şimdi bana yöneltilen bu soru karşısında, öğrendiğimin yanlış olduğunu öğrenmiş oldum.
Bir atasözü, yalnızca para biriktirmenin yolunu göstermek için söylenmiş olamaz. Bir gölün nasıl meydana geldiğini, bir derenin nasıl meydana geldiğini de anlatıyor olmalıydı bu atasözü. Bu küçük kız, her damlanın önemli olduğunu ifade eden bir atasözünü bana anımsatmış oldu. Doğadaki her damlanın. Yok ettiğimiz derenin başlangıcını aradığımızda, bulamayız. Bir damla o taşın altında bir damla bu taşın üstünde, bir damla şu otun yaprağındadır. Binlercesi, milyonlarcası akar ve dere oluşur–giderek büyüyen, heyecanlanan bir dere. O dereler göl olur, deniz olur.
Doğu Karadeniz halkı, Anadolu’nun kimi yörelerinde yaşayanlar, derelerine sahip çıkıyor. İstanbul’un göbeğinde ya da derelerinin kıyısında gösteriler yapıyorlar. Rize, şimdilik bu direnişin merkezi durumunda. Senozlular, İkizdereliler, seslerini yükselterek birleşiyor. Horon oynar gibi ellerini havada birleştiriyorlar. Taşıdıkları pankartlar, bilinçlerini ve kararlılıklarını gösteriyor. ‘Tehlikenin Farkındayız!’ Böyle diyorlar. ‘Karadeniz İsyandadır!’ Böyle yazıyorlar.
Senozlulara ait internet sitesinde bir mektupta okumuştum. Şöyle diyordu: ‘İyiliğin, kardeşliğin, saygının, hürmetin, yardımlaşmanın, hoşgörünün, hatırın varlığının bolca bulunduğu bir beldede yaşıyorduk.’
Bu sözler, derenin yalnızca bir su olmadığını da bilgece anlatıyor. Dereyi yok eden, tüm bu sözcüklerin tersi olan sözcüklerdir, onu da ben yazayım: ‘Kötülüğün, düşmanlığın, saygısızlığın, edepsizliğin, bencilliğin, hoşgörüsüzlüğün, hatırsızlığın varlığının bolca bulunduğu bir beldede yaşıyoruz.’
Yirmi bin yarasayı öldürmeyi göze alan Çevre Bakanlığı… Domuz gribi salgınında savrulurken genetiği değiştirilmiş ürünlere kapıyı açmaya kalkışan başka bir bakanlık. Bütün dereleri, ama nerdeyse bütün dereleri borulara sokulacak bir ülke. Daha pek çok şey. Pek çok şey! Ben ne diyeyim? Onu da Senozlular söylesin.


tozlu süpürge

Yazan: denizay Tarih: Kas 25th, 2009 | Kategori:: Yaşam

Zamana taktım ben… Saat kadranlarındaki iki dengesiz çubuk mu alıyor bizden ömrümüzü? Dursun isterim birazcık zaman. Zamanın öyle birazcık durabildiği yerler de keşfettim hani.

Nedense trenlerde bulurum zamanın geçmediği anları. Zamanın durduğu anlar, dakikalar, yarım saatler çıkarabilmeyi başarırım kendimce, birbiri ardına giden vagonlarda. Trenler, zaman ordusunun içlerine cesaretle atılan kahramanlardır, hışımla sokulurlar saatlerin arasına, size sadece kendinize ait dakikalar getirirler…

Her şey bir yerlerden hatırlanan yüzler gibi; ‘Bu kadar küçük müymüş?’ dediğimiz evlerimiz ve onların yıllar geçtikçe alçalmış balkonları, apartman girişlerinde kalorifere dayanmış bisikletler, tel örgülerden geçilip köye gidilen kestirme patika yol, uzaklarda yeşilliklerle kaplı yüksek tepecikler, boşlukta sessiz sakin asılı duran tertemiz bir oksijen kütlesi gibi hava…
Tahterevalli, salıncaklar, demir çubuklardan yapılmış pek bi mana veremediğimiz şekliyle, üstünde maymunlar gibi gezindiğimiz o oyun parkı nesnesinin yanında, iki geniş oturma selesi ve demirlerine tırmanıp oturanlarla 10-15 kişinin binebildiği yarı dönme dolap gibi duran o büyükcene yuvarlak salıncak…

Bir ara herkes dağılıp gitti, bir yerlerde saklandığına, sanki bulup çıkaracağına inanırcasına aramaya başladı eski günleri. Kimbilir kimler neler gördü etrafta… Ve anladık ki, orada bir ağacın tepesinde, bir taşın yanında, bir pencerenin önünde durduğunu gördüğün ama elini uzatıp tutamadığın bir şey olmuş artık çocukluk. Zaman cadısının süpürgesiyle, evlerin duvar diplerine süpürülmüş anı tozları olmuş çocukluğumuz…

Lojmanları çevreleyen çamlıkların dili olsa da konuşsa… Köydeki kümeslerinden çıkıp lojmanların sahasına girdikleri için kendimizin saydığımız tavuklar, yazın ikindiden sonra, konu komşu hep beraber çıkılan mantı, gözleme ve çeşitli unlu mamüller ve yanında beş çayından mütevellit piknikler, mavi kaporta boyası yuvarlak farlarıyla şimdinin ilkokul çocuklarına benzeyen okul servisi, köy ilkokulumuzun, teneffüslerde yuvarlandığımız bahçesi…
Herkesin birbirine benzeyen hayaller gördüğü bir rüyayı uyuduk o gün.

Zaman, onarılmaz bozuk bir saattir, bir bildiği varmış gibi de döner durur. Çocukken sevmediğimiz öksürük şurubu misali, her şeye ilaç olan zaman bu mu şimdi?
Filmlerde zaman makinesi olurdu, alüminyum kaplı, içinden kablolar fışkıran, abuk subuk göstergeleri olup dumanlar çıkaran. İşte benim zaman makinem de dumanlar çıkarıyor ama filmlerdeki gibi geleceğe değil, sadece geçmişe götürüyor binenleri…

Bizler gibi gerçekten de çocukluğunuzun geçtiği yerlere gitmiyor olabilirsiniz, olsun, kompartımanda cam kenarına oturup, dirsekten kırdığınız kolunuzu başınıza destek yaparak dışarıyı izlemeye başlarsanız, trenler birden bir zaman makinesine dönüşür. Ama unutmayın yalnızca geçmiş güzel günlere götürür, başka yerde durmaz…


Haberin Var Mı Gülüm

Yazan: admin Tarih: Kas 23rd, 2009 | Kategori:: Kumsalchat Yöneticileri

Firdevsî şafakların pembemsi beyazından,
Gül simana tan düştü haberin var mı gülüm?
Beklenmedik bir zaman zemheri ayazından
Gönlüme volkan düştü, haberin var mı Gül’üm?

Bin bir çiçekten güzel, gülüşünle aktığın,
Kalbime gizli umut ışığını yaktığın,
Dünya’nın durduğu an, gözlerime baktığın:
İşte tam o an düştü! Haberin var mı gülüm?

Gelişi ani olan, bitmez olan bir çile.
Hüzünlü şarkı oldun hemen yerleştin dile.
Hasret dolu geceler elimdeki mendile,
Gözyaşımdan kan düştü! Haberin var mı gülüm?

İlkbahar’ın rüzgârı saçlarını tararken,
Senin bedenin diye hayalini sararken,
Hasretin girdabında Gül’üm seni ararken:
Dört bir yana şan düştü, haberin var mı gülüm?

Sensiz geçen ömürden dolmayan şu çilemden,
Hasret bulutu kaplı dağılmayan elemden,
Yazmaktan yorgun düşmüş umutsuz bir kalemden;
Sayfaya destan düştü, haberin var mı gülüm?

Kapısı örtük evin, tütmeyen bir ocağı…
Karanlık bir tünelin, hani ucu bucağı?
Bahtıma bakar mısın? Bir hasretin kucağı:
Ömrümce vatan düştü, haberin var mı gülüm?

Kervan geçmez kuş konmaz, ıssız yola sapılı,
Duvarları kasvetli taş ve toprak yapılı,
Kimsesizlerin yurdu bana iki kapılı;
Vîrane bir han düştü, haberin var mı gülüm?

Özlemin yangınından, kor düşerken canına,
Hasret fermanı almış gelemiyor yanına.
Senin haberin yok ki, kimsesizler hanına;
Yasını tutan düştü, haberin var mı gülüm?

Batan her Güneş ile kırılırken umutlar,
Feleğin ful kadehi bilmem ki neyi kutlar?
Güneşin son nurundan tutuşurken bulutlar;
Üstüne siman düştü, haberin var mı gülüm?

Sana gelirken gece Ay on dördü dolun’da,
Kendisi anlamadan hem sağı hem solunda,
Bin tuzakla örülmüş bu sevdanın yolunda;
Toprağa bir can düştü! Haberin var mı Gül’üm?


Yalnızlık ve Suskunluk..(

Yazan: ZaMaN Tarih: Kas 23rd, 2009 | Kategori:: Aşk


Allah’ın Sevgili Kulu…

Yazan: ZaMaN Tarih: Kas 23rd, 2009 | Kategori:: islam

Allah’ın sevgili kullarından biri bir rüya görür; rüyasında kendisine şöyle denir:
“Sabah olunca, karşına ilk çıkanı ye, ikinci çıkanı sakla, üçüncü çıkanın dileğini kabul et, dördüncü geleni üzme, beşinciden de kaç!”
Sabah oldu; dışarı çıktı. Yola koyulup gitti. Karşısına bir dağ çıktı. Bu koca dağı görünce şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi: Rabbim bana bunu yememi emretti.
Sonra şöyle dedi: Rabbim bana gücümün yetmeyeceği bir şeyi emretmez. Onu yemeye karar verdi.
Dağa doğru yürüdü. Yaklaştıkça dağ küçüldü. Tam yaklaştığı zaman koca dağ bir lokmaya dönüşmüştü. Onu tutup yedi, baldan tatlı buldu.
Allah’a hamdetti, yürüyüp gitti. Karşısına altından bir leğen çıktı. Şöyle dedi: Rabbim, bunu da saklamamı emretti. Bir çukur kazdı, onu gömdü. Yürüdü, az gittikten sonra dönüp baktı. Leğen toprak yüzüne çıkmıştı. Geri döndü, tekrar gömdü. Biraz gitti; baktı ki, yine çıkmış bir daha gömdü, yine toprak üstüne çıktı. Kendi kendine, “Ben emredileni yaptım.” diyerek bırakıp gitti.
Karşısına bir kuş çıktı. Peşinden bir şahin onu kovalıyordu. Kuş ona şöyle dedi: “Ey Allah’ın sevgili kulu, beni sakla. Bana yardım et.” Onu aldı. Koynuna sakladı. Peşinden şahin geldi; şöyle dedi: “Ey Allah’ın sevgili kulu, ben açım. Sabahtan beri de bu kuşun peşindeyim.
Onu yakalamak istiyorum. Kısmetime engel olma. Kendi kendine şöyle dedi: “Üçüncünün dileğini yapmam emri verildi, yaptım. Dördüncüyü üzmemem emredildi. Şimdi ne yapacağım? Bu işe şaştı.
Sonra bıçak aldı; kendi uyluğundan bir parça et kesti, şahine attı; o da kapıp kaçtı. Daha sonra kuşu saldı. Bundan sonra, yürüyüp gitti. Kokmuş bir leş gördü. Onu da bırakıp kaçtı. Akşam olunca şu duayı yaptı:
“Ya Rabbi, emrini yerine getirdim. Bu işlerin manası ne ise bana bildir.”
Daha sonra, rüyasında şöyle anlatıldı: “Birinci görüp yediğin öfkedir. Önce koca bir dağ gibi görülür; sabırla öfke yutulursa, baldan tatlı olur.
İkincisi iyi amelindir. Ne kadar saklarsan sakla; yine meydana çıkar.
Üçüncüsü, sana bırakılan bir emanettir, ona hıyanet etme.
Dördüncüsü şudur: Bir insanın sana bir dileği ulaşırsa, onu yerine getir; isterse sana lâzım olan bir şey olsun.
Beşincisi gıybettir. İnsanların gıybetini edenlerden kaç. Şüphesiz her şeyi bilen Allah’tır..selam ve duaile…


HayatımızDa Merak Ettiklerimiz

Yazan: ZaMaN Tarih: Kas 21st, 2009 | Kategori:: Yaşam

İşte Bilmediğimiz Ve Merak Ettiğimiz Birkaç Şey

- Buzdolabından Çıkardığımız Buzun Üstünden Neden Duman Çıkar ?

> Normal Şartlarda Sıfır Derecede Eriyen Buz , Basıncın Artmasıyla Daha Düşük Bir Sıcaklıkta Eriyebilir.Buzun Alt Kızmından İtibaren Erimeye Başlaması , Buzun Ağırlığının Sebeb Olduğu Basınçtır.

- Süt Neden Taşar ?

> Sütün İçinde Bulunan Yağ Zerrecikleri Isıyla Birlikte Çözünür Ve Yüzeye Çıkıp Bir Kabuk ( Kaymak Takabası ) Oluştururlar.Sütün İçindeki Sudan Oluşan Buhar Kabarcıkları İse , Yukarı Çıktıklarında Bu Kabukla Karşılaşırlar.Sayıca Çoğalan Buhar Kabarcıkları Bir Süre Sonra Kabuğu İtecebilecek Kadar Kuvvetli Bir Basınç Oluşturur.Kabuk Buhar Kabarcıkları Tarafından İtilince Süt Taşmış Olur.

- Sabun Köpükleri Kirleri Nasıl Çıkarır ?

> Yağlı Kir Zerrecikleri Yapışkan Oldukları İçin Vücudumuza Ve Elbiselerimize Kolayca Tutunurlar.Su , Yağ Zerrecikleri Halinde Kirleri Çıkaramaz.Yapışkan Olan Sabun Molekülleri Kir Zerreciklerine Yapışır Ve Su Dökülünce , Beraberinde Kirleride Çıkarmış Olur.

- Göçmen Kuşları Neden V Şeklinde Uçar ?



> Kuşlar Kanatlarını Çırpınca Arkalarında Hava Yükselmesi Oluştururlar.Arkadan Gelen Kuş Yükselen Havanın Etkisinden Yararlanır Ve Uçmak İçin Daha Az Enerji Harcar.Aynı Uçuş Yolunda Olmak Görüş Alanını Daraltır. Bu Nedenle Arkadan Gelen Kuş , Öncekinin Kanatlarının Uçuş Hizasında Uçar.Bu Uçuş Düzeni , Topluluk Halinde Uçan Kuşların V Şeklinde Görünmelerini Sağlar.

- Ağzımızdan , Üfürürken Soğuk , Hohlarken Sıcak Hava Neden Çıkar ?

> Hohladığımızda , Ciğerlerimizden Çıkan Hava Sıkışma Veya Genleşme Olmadan Rahat Bir Şekilde Çıkar.Oysa Üfürürken Dudaklarımızı Büzmek Zorunda Kalırız.Dolayısıyla Hava Sıkışarak Çıkar.Sıkışan Havada Meydana Gelen Enerji Kaybıda Soğumaya Sebep Olur.

- İnsan Neden Hıçkırır ?

> Nefes Borusunun Üst Ucunda Bulunan Bir Kapakcık Yutkunurken Kapanır , Nefes Alırken Açılır.Bu Kapak Açılınca Göğüs Boşluğumuzda Bulunan Diyafram Aşağı Doğru İner Ve Akciğerlerimize Hava Girmesini Sağlar.Böylece , Yedikerimizin Nefes Borumuza Kaçması Önlenmiş Olur.Bu Açılıp Kapanmalar Beynimiz Tarafından Gönderilen Emirlerle Gerçekleşir.Bazen Kapakçığa ve Diyaframı Kontrol Eden Kaslara Beyin Tarafından Gönderilen Emirler Karışır Ve Sistem Tersine Döner.Bu Durum , Diyaframda Kasılmaya Yol Açar Ve Sonuçta Hıçkırırız.


İLqinç ßiLqiLER

Yazan: ZaMaN Tarih: Kas 21st, 2009 | Kategori:: Yaşam

Yapıştırıcılar Nasıl Yapıştırıyor?

Yapıştırıcıların sağladığı yapıştırma olayı aslında kimyasal reaksiyondan başka birşey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapıştırma olayında benzer yada iki malzemeden iki madde, birde yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcı moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekir.

· Radyonun sesi Açılınca Pil Daha Çabuk mu Biter?

Pille çalisan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akim yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynidir.

· Matematikte Niçin -2 ile -2 nin Çarpımı +4 Eder?

Haftanın beş günü ise otobüs ile gidip geldiğinizi varsayalım. Her sefer bir milyonluk bir biletle yapılıyor. On milyon tutarında on tane bilet aldınız. Her gün gidiş geliş kullandıkça iki tanesi eksiliyor. Bunun eşitlikteki yeri (-2) dır dır. Siz bu isi beş gün süresince yani 5 kez yaparsanız (-2)x( +5)= 10 olur. Diyelim ki bayram tatilinin iki günü o haftanın Perşembe ve Cuma günlerine geldi ve tatil. Bu kez yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz. İki günlük 4 bileti kullanmıyorsunuz. Bu hareket, yapmanız gerekene göre negatif yani ters yönde bir harekettir. Her gün bilet almak yerine iki gün süresince hiç bilet kullanmıyorsunuz. İki kere negatif hareketi “-2″ bilet üzerinde yapınca o hafta elinizde (-2)x( -2) =(+4) . bilet kalıyor. Bunları Biliyor musunuz?, İlginç Bilgiler, Güzel Sözler, Özlü Sözler, Hazır Cevaplar, İlginç Bilgiler

· Termos Nasıl Sıcağı Sıcak, Soğuğu Soğuk Tutuyor?

Tek nedeni vardır, vakum. Yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki ****l bir kap olup içteki genellikle bir cam sisedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakin bir boşluk vardır. Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de olmadığından isi iletilemez. Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır. İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz. Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.

· Bir Hafta Niçin 7 Gündür?

Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısının 7 olusu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde, göğün 7 kat olusu ve doğadaki ana renk sayısının 7 olusu, müzik notalarının 7 olusu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.

· Niçin Otellerin Kapıları Döner Kapıdır?

Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini-engeller.


Pratik Bilgiler

Yazan: denizay Tarih: Kas 20th, 2009 | Kategori:: Yaşam

Kuru Gıdaları Pişirirken
   Kuru bakliyatı çok seviyorsunuz. Ama bir türlü istediğiniz yumuşaklıkta pişiremiyorsunuz. Öyleyse kuru bakliyat pişirirken veya haşlarken, tuzu pişirme süresinin sonuna doğru ilave edin.

   Keki Kalıptan Nasıl Çıkartmalı?
   Keki hiç bozmadan kalıptan çıkarmak zor gibi görünür. Ancak kolayı var! Keki fırından aldıktan sonra 15 dakika kadar tepsiyle ıslak bir bezin üzerinde bekletin. Sonra bıçağı kekin çevresinde dolaştırarak kalıbı ters çevirip, keki çıkartın. Tabii, keki pişirmeden önce kalıbını yağlamayı ya da yağlı kağıt sermeyi de unutmayın! Kekinizin bozulmadan çıkacağını göreceksiniz.

   Yumurta Akları
   Yumurta akı, çırparken katılamıyorsa üzerine birkaç damla limon suyu ya da bir tutam tuz ilâve edin. Ayrıca kek veya pasta yaparken yumurtaları ayrı bir kâseye teker teker kırdıktan sonra çırpma kabına koyun. Aksi hâlde bozuk çıkan tek bir yumurta, hepsini atmanıza sebep olabilir…

   Tuzun Yerine
   Sağlığınız açısından tuzu az kullanmanız gerekiyorsa, tuzun yerini tutan bu karışımı muhakkak deneyin. Bir kabın içerisine 1 çay kaşığı sarımsak tozu, 1 çay kaşığı kuru fesleğen, 1 çay kaşığı kekik ve 1 çay kaşığı rendelenmiş limon kabuğunu iyice ezin. Karışımın nemlenmesini önlemek için, içine 4-5 adet pirinç tanesi ekleyip, tuzluğunuzun içine koyun…

   Süt Kaynarken Dikkat Edin!
   Sütü kaynatacağınız zaman, kullanacağınız kabı önceden soğuk suyla iyice çalkalayın. Böylece, sütün kabarmasını ve kaba yapışmasını önlemiş olursunuz. En önemlisi de süt kaynadıktan sonra tencerenin kenarlarına yapışmayacağı için kolayca temizleyebilirsiniz…


MÜKÂFAAT ve VEBAL

Yazan: denizay Tarih: Kas 20th, 2009 | Kategori:: Yaşam

Türkler Müslüman olur olmaz, hızlı bir yükselişle yeni girdiği dünyanın lideri oldu. Gazneli, Karahanlı ve Selçuklu basamaklarını çıkıp “Devlet-i Âli” tahtına oturdu. İslâm öncesi dünya kağanı olmak emeli, eşi ender görülür millî bir mutabakat halinde “Allah adını yüceltme” ideali oldu:

“Maksadımız Allah’ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir” (Osman Gazi).

“Din-i İslâm’ın mücerred gayretidür gayretim” (Fatih Sultan Mehmet)

“Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş;

Bir veliye bende olmak cümleden alâ imiş!..” (Yavuz Sultan Selim)

“Saltanat dedikleri ancak cihân kavgasıdır,

Olmaya baht u saâdet dünyada vahdet gibi” (Kanunî Sultan Süleyman)

Bırakın fethettiği yerlerdeki toplulukları, aralarına aldıklarını bile eritmeye, Türkleştirmeye çalışmadı. Müslüman olmaya zorlamadı. Devletlerindeki kurucu ve teşkilâtlandırıcı olmak, en azından esas unsur olmak hakkını bile talep etmedi. Tek gaye, Allah adının yüceltilmesi… Azınlıklarla bile iyi geçindi. Dün Müslümanlar’ın şemsiyesi idi, bugün de Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Orta Asya’dan hicret eden Müslümanlar’ın sığınağı… Bırakın kendi dilini ve kültürünü zorla kabul ettirme fanatikliğini, Arapça ve Farsça başta olmak üzere başka dillerden kelime ve kavram almaktan tutun, kendisinin dışındaki milletlerin mutfağından yemek almaya kadar kültür alışverişinden çekinmedi. Azınlıklar ceplerini şişirir, imkânlarını ve güçlerini arttırırken o her seferde asıl unsur olarak en önce ve en önde yer aldı; her fedakârlık gerektiğinde öne atılıp can vermenin kendisine düştüğü şuurunu hiç kaybetmedi ve en çok şehit veren millet oldu. Yani görünüşe göre suya düşmüş kerpicin eriyip toprak olması için her şart mevcut…

Ama öyle olmadı… Hz. Ali’nin (kv) ifade ettiği hikmet gerçekleşti. Büyüklenenler eridi, o, geniş bir coğrafyada nüfusunu ve nüfuzunu korudu. Yüce devleti yıkıldığı halde hem de… Asya’nın ortalarından Balkanlar’a; Sibirya’dan Ortadoğu içlerine kadar… Amerika, Almanya, Fransa başta olmak üzere pek çok ülkede Türk mevcut ve bunlar kültürlerinin değerinin farkında.

Dünyanın paylaşılamayan en hareketli coğrafyasında, onlarca devlete ve sınıra rağmen dili, birinci değilse ikinci anlaşma vasıtası. Az bir gayret, İstanbul Türkçesini Türk dünyasının, hattâ İslâm dünyasının dili yapabilir… İngiliz milletleri gururu başlamadan bitti ama “Türkçe konuşan ülkeler” hayatın gerçeği ve gücü… Bütün eritme ve bozma gayretlerine rağmen edebiyatı, dünyada ilk sıralarda.

Değil dünya piyasalarına hâkim kılmaya çalışmak, kendi ülkesinde bile her sahada yabancıyı tercih eden zihniyete rağmen parası, Türkiye dışında bile rağbet görüyor… Az bir gayret Lira’yı, dünyanın kalbi bölgede para birimi yapabilir.

Üç kıtaya hâkim dünya devleti yıkılmasına rağmen, soğuk ve sıcak bölgeler arasında; yedi iklime sahip, kıtalar arasında köprü, altında madenler üstünde bereketli topraklar, üç tarafı deniz, yedi iklim yaşanan, dağı taşı deresi ırmağı Allah Allah diyen, peygamberler, sahabeler ve evliyalar yatağı bir vatan verdi Allah! Amerika’nın son Ortadoğu macerası gösterdi ki, bölgede Türkiye kilit mevkiindedir. Sadece Ortadoğu’da değil, Kafkaslar, Orta Asya ve Balkanlar’da Türkiyesiz hareket mümkün değil.

Mazideki şan ve şereften değil bugün bir realite olandan tezimizi ifade edecek kadar bir nebze bahsediyoruz. Müslüman olmadan önceki kısa ömürlü devletlere rağmen, müslüman olur olmaz ömürleri uzayan devletlerimizden Gazneli, Karahanlı ve Selçuklu basamaklarından ve insanlık tarihinin Asr-ı Saadet’ten sonraki en büyük adalet ve insanlık medeniyetinden ve o zamanlardaki genişlikten söz etmiyoruz. Bugün her şeye rağmen yaşayan bir şan ve şereften, ihtişam ve heybetten bahsediyoruz..”Bir İngiliz devlet adamı şöyle diyor: ‘Mısırlıları Türk olmadıklarına ikna etmemiz bir yılımızı aldı’.”

Övünüyor muyum? Hayır… Öyle olsa, ihtişam rengi ve şehitlik remzi bayrak ve üzerindeki ay-yıldızın mânâsından, aslan derisinden yapılan aslan gibi kükreyen kösleri olan mehteranı olan devletten, zaferlerden başlayıp neler söylenebileceğini herkes bilir. Ne övüyorum, ne övünüyorum… Hattâ söylenecek çok şey var ama kuvvet mahcup olduğu için söyleyemiyorum. Milletime (ve onunla beraber olması gereken milletlere) olmak ve ölmek dönemecinde, vebalini hatırlatıyorum. Bu kadar şan, şeref, ihtişam ve kudret verildikten sonra bunun bir vebali de olmalıdır. Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi, bu vebal; “İslâm’ın önce Türkiye’de bozularak her yerde bozulduğu ve ancak Türkiye’de düzelirse her yerde düzeleceği hakikatidir.”

“OLMAK” bunu idrake bağlı…