YENİ YIL KUTLAMASI

Zamanı yapamayacağımız şeyleri istemekle geçirdiğimiz söylenir. Oysa gücümüz tüm zamanları zorlar. Yeter ki kendimize ve dostlarımızın gücüne inanalım. Yeni yılda inancımızı pekiştirmemiz ve mutlu olmamız dileklerimle..
KaRa

KaRa

Temel: – Derin degildir geçebilirsin demis. Adamda Temel’e güvenerek
suya jeepiyle girmis. Jeep bir anda sulara gömülmüs. Kan ter içinde sudan çikan adam Temel’in yakasina yapismis: -Hani derin degildi ulan.
:):):)
Temel : -Abi vallahi benim suçum yok,demin bir ördek geçiyordu su beline geliyordu.
Derdini karınla paylaş, sonra ….
Hem derdinle hem de karınla ugraş…
EFEKT: Kuş cıvıltıları
ABBAS: Hamdi, söyle bakalım; bir renk?
HAMDİ: Sarı.
ABBAS: Sa…rı… Sarı uymuyor.
HAMDİ: Kahverengi.
ABBAS: Kah..ve…ren…gii.. Üç harf eksik kaldı.
HAMDİ: O zaman “neskahverengi”.
ABBAS: Nes.. kah.. veren…gi… Oldu lan.Dur bakalım bu “Kö” neymiş. Altının ikisi, bir nota. Kö diye bir nota var mı lan Hamdi. Orhan babadan böyle bir nota duydun mu sen hiç?
HAMDİ: Orhan Baba’dan duymadım da, kıpraşımlı bir sanatçı var ya ondan duymuş olabilirim. Ha Azer Bülbül..
ABBAS: Dalga geçme. Şurada, ayda yılda bir gazete bulmuşuz, ayda yılda bir bulmaca çözüyoruz içine turp suyu sıkma.
HAMDİ: Ha hatırladım abi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Devlet Konservatuarı yaylı sazlar bölümü, müzikte yeni arayışlar yapıyordu, gazetede okudum… onlar bulmuş olabilir… bu kadar aradıklarına göre, bulmuşlardır dokuzuncu notayı herhalde.
2/ABBAS: Hayda şurada da bir ZB çıkmış.. Bakalım… Yukarıdan aşşa beş… bir element.
HAMDİ: ZB, zibidinyumun simgesi abi, duymadın mı hiç?
ABBAS: Zibidinyum mu? Neyse Nil’in kenarında yetişen ve milattan önce yaprakları kitap malzemesi olarak kullanılan bir kamış türü?
HAMDİ: Şeker kamışı
ABBAS: şe.. ker.. kamı…şı … ı sığmıyor…
HAMDİ: Siyah kareleri yanlış yere koymuşlar abi yine, üstüne yaz sen “ı”yı .
ABBAS: Tamam uzatma da şu “ÖM” neymiş ona bakalım.
HAMDİ: Tersi milattan önce….
ABBAS: Yok…. Ne bu… “Ömerikyumun simgesi”. İyi valla okulda bize öğrettikleri 114 element vardı. 200’e çıktı.
HAMDİ: Ne diyorsun abi sen! Bilim hızla ilerliyor. Demek ki Ömer adında biri bulmuş, Bir Türk, helal olsun.
ABBAS: Helal olsun valla. Ben de diyordum, niye kitaplarda yazmaz bu elemen?… Bir Türk buldu ya..
HAMDİ: Abi biz zehir gibi milletiz bir aslında. Bu NASA’nın Apollo 11 var ya, uzaya gönderdiler; bizim Kaportacı kazım yapmış. Projesini de kroki Mahmut çizmiş de söylemiyorlar saklıyorlar.
ABBAS: Hamdi, boğaz köprüsünün altında var ya hazineler varmış lan . Bizim Dedektör Tevfik ben çıkarıvereyim demiş de Japonlar izin vermemiş. Köprüyü onlar yaptı ya…
HAMDİ: Kendileri götürecekler
ABBAS: Tersi kozmonot. Bunu bilmeyecek ne var; astronot.. Hah astronot, dedin de aklıma geldi. Niyazi amcanın yurt dışında okuyan bir oğlu vardı.
HAMDİ: Cemalettin,
ABBAS: Heee. Niyazi amca; “oğlum astronot olacak” deyip duruyordu. Ne olmuş, Cemalettin astronot olmuş mu?
HAMDİ: Geçen Niyazi Amca’yla sanayi de karşılaştık, Cemalettin astronot “olmuş”.
ABBAS: Yapma Len Hamdi, nasıl olmuş, o kadar kolay mıymış?
HAMDİ: Torpil Abbas Abi, torpil. Okuldan Amerikalı yakın bir arkadaşı George Dabılyu Bush’un emmisinin oğluymuş. Adam NASA’da işe guyuvermiş Cemalettin’i. Öğle yemeği bedava, sigarasını da cebine koyuvermiş, tam gün de sigortasını yapıvermişler… Cemalettin paraya para demiyormuş.
ABBAS: Ya ne diyormuş?
HAMDİ: “Paya” diyormuş, herif “r”leri söylemiyordu ya abi… Niyazi amca iki hafta önce oğlunun ziyaretine gitti ta Amerika’lara. Cemalettin, Niyazi Amca’yı Yankiler’le Losencılıs takımının beysbol maçına bile götürmüş. Göndermeden iki gün önce de Niyork Numune Hastanesinde baştan ayağa bir kontrolden geçirttirivermiş. Ha uçağa bindirirken de bin dolar kuyuvermiş cebine. Niyazi amca; “yok oğlum gerek yok” dediyse de, “al baba yav” demiş. “kulak arkası yaparsın” demiş. (Birlikte gülerler)
Akademi’nin kriterleri…
Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazananı belirleyen İsveç Akademisi, Fransız Akademisi’ni örnek alan Kral III. Gustav tarafından 1786’da kuruldu.
İsveç Akademisi Daimi Sekreteri Horace Engdahl ile, Akademi’nin edebiyat ödülü için kriterleri, çalışma yöntemi ve Orhan Pamuk üzerine konuştuk.
5 Akademi üyesinden oluşan ve üç yılda bir değişen Komite’nin, 200 isimden oluşan aday listesini 20 isme indirdiğini ve bu 20 yazarın da ödül verilebilecek düzeyde olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu durumda kitaplar arasında kıyaslama yapabilecek bazı kriterleriniz olmalı.
Tabii ki bazı kriterler var. Genel olarak edebiyatta yenilik, çıtayı yükseltme, dili zenginleştirme gibi kriterlerden söz edilir ama bunlar biraz soyut kalıyor. Alfred Nobel’in vasiyetnamesinde iki kriter yazılı. Birini yorumlamak çok zor. Diğeri de çok kolay.
Yorumlanması zor olan kriterde ‘idealist çizgide en iyi yazana’ deniyor. Ama idealist nedir belirtmiyor. Yüz yıldır bu tartışılıyor.
İkinci kriterde ise adayların ulusal kimliğine bakılmayacağı belirtiliyor. Bunu da hem olumlu hem olumsuz olarak yorumlayabiliyoruz. Çünkü bir ülkeyi bir dili teşvik amacıyla ödül veremiyoruz. Ama hiçbir aday da ulusal kimliğine bakılıp ne öncelik kazanıyor ne de dışlanıyor.
Benim kriterlerim de şöyle: Bir yazarın ödüllendirilmesi için en az üç engeli aşması gerekir.
Birinci engel coğrafidir. Eser, yazılmış olduğu ortamın dışında da anlaşılmalıdır. Bir eser ne kadar üst düzeyde olursa olsun eğer yazıldığı ortamın dışında anlaşılmıyorsa ödül alamaz. Dünya edebiyatı dediğimizde eserin bir evrensel karakter taşıması gerektiğini söylemek istiyoruz. Evrensel olmayan eserler başka ülkelerdeki okurlar için çok şey ifade etmez.
İkinci kriter, bir eserin başka dillere çevrilebilir olmasıdır. Biz Akademi üyeleri bir edebi eseri değerlendirebilecek ölçüde toplam 10 dil biliyoruz. Ama dünyada 4000’den fazla dil var. Yani eserlerin çevrilebilir olması şart. Ama her eser de çevrilemez. Çünkü bazı kitapların dili, kelime oyunları üzerine kurulmuştur. Kelimeler sanki belli özellikleri olan canlı varlıklar gibi. Kelimelerle konu birbirinden ayrılamıyor. Yani cümleyi değiştiremiyorsun. Değiştirdiğin an bütün resim kayboluyor. Böyle bir yazarı başka bir dile çeviremezsin. Örneğin İsveçli Eric Beckman çevrilmedi. Buna çok örnek var. Özellikle şairler. Bu durumda onları ödüllendirmemiz imkansız. Yani onlar daha start çizgisinde bile yer alamıyorlar.
Üçüncü ve belki en önemli kriter eserin kronolojik bir mesafeyi aşabilme özelliği. Yani yaratıldığı zamandan çıkıp başka bir zaman içinde yaşayacak ve geçerli olacak. Ama biz akademide değerlendirmelerimizi yaparken bu konuda pek bir bilgimiz yok. Bir şey söyleyemiyoruz çünkü yeni eserleri değerlendiriyoruz. Yaşayan yazarlara bakıyoruz. İşte burada iş tahminlere kalıyor. Acaba yüz yıl sonra da bu eser hala okunur mu? Buna inanırsak ödülü hak ediyor demektir. Yani belirleyici olan bu oluyor.
İşte sözünü ettiğim üç mesafeyi de aşabilen eserler ödüllendirilmeye layık eserlerdir.
Yılda bir kez ödül verilmesinden dolayı sizin ifadenizle ‘edebiyatın eliti’ düzeyinde çok sayıda yazar bu şansı kaçırıyor. Hakkı yenen yazarlar olduğunu düşünmüyor musunuz?
Aslında ödül kazananlar listesinde ismi olsaydı diye düşündüğüm çok yazar var. Ama bunların çoğuna ödül verilmesi imkansızdı. Çünkü en önemli sayılan eserleri ölümlerinden sonra yayınlandı. Örneğin Kafka öldüğünde sadece birkaç tane hikayesi biliniyordu. Romanları ve önemli eserleri ölümünden sonra yayımlandı. Kafka’nın varlığı bilinseydi bile ödüllendirilmesi olanaksızdı. Bu Proust için de, Rilke için de geçerli. Ama akademinin ödüllendirebilecekleri de vardı. ‘Neden verilmedi’ diye düşündüğüm oluyor bazen. Örneğin Virginia Woolf, 1940’lara kadar yaşadı. En önemli eserlerini 1920’lerde verdi. Elli yıllık gizlilik süresine göre bazı isimleri sayabilirim. Aday listelerine baktığımızda Virginia Woolf’un adına rastlanmıyor. Hiç kimse aday olarak önermemiş. Bütün bu yıllar boyunca bir tek İngiliz bile Virginia Woolf’u aday göstermeyi düşünmemiş.
Aynı şey James Joyce için de söz konusu. Ülkelerindeki edebiyat çevreleri bu yazarları dikkate almamışlar. Bunu İsveç Akademisi’nin yapması kolay olmazdı. Her şeye rağmen söz konusu olan yazarın ülkesindeki edebiyat çevrelerinin görüşlerini dinlemek zorundasın. Ödül verilebilecekler arasında Borges de vardı. Neden vermedikleri benim için bir muamma. Mikhail Sholokhov yerine Nobel Ödülü’nün Anna Ahmatova’ya verilmesi gerekirdi. Karen Blix de bence Nobel Ödülü’nü hak eden yazarlardan biri.

Ankara’nın Polatlı İlçesi’nde Sivrihisar Anadolu Lisesi’ne öğrenci götüren servis otobüsü, bir akaryakıt istasyonundan çıkan taksiye arkadan çarptı. Çarpmanın etkisiyle orta refüje çarpan servis otobüsü devrilerek yan yattı. Kazada 2 öğrenci ölürken, 2′si ağır 16 öğrenci ile servis şoförü yaralandı. 
Kaza, Polatlı-Eskişehir karayolu 3’üncü kilometrede Üçpınar Köyü mevkiinde saat 07.30 sıralarında meydana geldi.
Polatlı’dan Sivrihisar Anadolu Öğretmen Lisesi’ne öğrenci taşıyan Abdulkadir Akkurt yönetimindeki öğrenci servisi, Polatlı’ya 3 kilometre uzaklıktaki bir akaryakıt istasyonundan çıkış yapan Abdullah Eken adına kayıtlı taksiye sol arkadan çarptı.
Çarpmanın etkisiyle kontrolü kaybeden öğrenci servisi, çelik bariyerlere çarptıktan sonra takla atıp, 18 metre sürüklenip, yan yattı. Korkunç kazada Sivrihisar Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencisi 18 yaşındaki Fatih Tekin ve 14 yaşındaki Emre Melik Avcu öldü.
Kazada 2′si ağır yaralanan öğrenciler Üstün Altındiş, Berkan Esen, Tolga Uğur, Eray Demir, Batuhan Ünal, Hafsa Sayar, Mustafa Özer, Aslı İrem Orhan, Büşra Köseoğlu, İsmihan Kılınç, Çağlayan Çakmak, Emirhan Kılınç, Yunus Sadi Dinçer, Suhal Özyürek, Eda Erdoğan, Asaf Yargıç ile birliket servis otobüsü şoförü Abdulkadir Akkurt yaralı olarak Polatlı Duatepe Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Öğrencilerden ağır yaralı olan Sühal Özyürek ile Eda Erdoğan Ankara’ya sevkedildi. Kazayı duyan Polatlı Kaymakamı Gürsoy Osman Bilgin ve Belediye Başkanı Yakup Çelik öğrenci velileri hastaneye giderek yaralı öğrencileren durumunu öğrendi. Öğrencilerin kitap ve defterleri çevreye dağıldı.

Karayolları Genel Müdürlüğü, otoyol ve boğaz köprülerinin geçiş ücretlerinin, 2 Ocak 2010 Cumartesi günü saat 24.00′ten itibaren geçerli olmak üzere yeniden düzenlendiği ve otoyol ve köprü geçiş ücretlerine ortalama yüzde 13.91 oranında artış yapıldığını bildirdi.
Karayolları Genel Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, otoyol ve boğaz köprülerinin geçiş ücretlerinin, 2 Ocak 2010 Cumartesi günü saat 24.00′ten itibaren geçerli olmak üzere yeniden düzenlendiği belirtildi.
Türkiye’de köprü ve otoyol ücretlerinin yıllık enflasyon oranı, işçilik ve malzemelerdeki artışların otoyol bakım işletme maliyetlerine etkisi dikkate alınarak belirlendiği hatırlatılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
“En son düzenleme 29 Nisan 2007 tarihinde yapılmıştır. Türkiye İstatistik Kurumunun tüketici fiyatlarına (TÜFE) ve işçilikte kullanılan alt sektörlerin TÜFE değerlerinin ortalamasına göre, 2007 yılı Nisan ayından 2009 yılı Aralık ayına kadar geçen sürede oluşan enflasyon oranı yüzde 14.96′dır. Bu kapsamda otoyol ve köprü geçiş ücretlerine ise ortalama yüzde 13.91 oranında artış yapılmıştır.
Tüm geçişlerde OGS sistemini teşvik etmek, yaygınlaştırmak ve trafik akışını hızlandırmak amacıyla yüzde 20′lik OGS indirimi aynen devam ederek, KGS abonelerine uygulanan yüzde 20′lik indirim uygulamasına son verilmiştir. Ayrıca, motosikletlere uygulanan yüzde 30′luk KGS indirimi yüzde 20 olarak belirlenmiştir.
Yeni düzenlemeye göre, otoyollarda otomobil için en yakın mesafe ücreti olan 1.25 TL, 1.50 TL’ye en uzak mesafe ücreti olan 11.50 TL, 13.25 TL’ye çıkarılmıştır. Boğaz köprülerinde ise otomobiller için uygulanan 3.25 TL geçiş ücreti 3.75 TL olarak belirlenmiştir.”
Araç sınıflarına göre, boğaz köprüleri geçiş ücret tarifesi şöyle:
SINIF – ARAÇ TİPİ – KÖPRÜ GEÇİŞ ÜCRETİ (KDV DAHİL)
1- Aks aralığı 3,20 metreden küçük 2 akslı araçlar (otomobil, motosiklet, aks aralığı 3,20 metreden küçük kamyon, kamyonet ve minübüsler dahil) 3,75
2 – Aks aralığı 3,20 metreden büyük her türlü 2 akslı araçlar dahil (kamyonet, pikap, cip, ambulans, cenaze arabası, küçük ve büyük otobüs ile kamyon) 5,00
3 – 3 akslı her türlü araçlar (otobüs, kamyon, treyler) ile 1 ilave akslı 1. ve 2. sınıf araçlar 9,00
4 – 4 ve 5 akslı her türlü araçlar (otobüs, kamyon ve treyler) ile 2 ilave akslı 1. sınıf ve 1 ilave akslı 2. sınıf araçlar 23,00
5 – 6 ve yukarı akslı araçlar (römorklu kamyon ve treyler) 28,75
Açıklamada, Karayolları Genel Müdürlüğü 17. Bölge Müdürlüğünce gece geçişine izin verilen az tehlikeli madde yüklü araçların, dahil oldukları sınıflara bağlı olarak normal ücretin 1, 2, 3 numaralı sınıf için 10 katı, 4 ve 5 numaralı sınıf için 5 katı olmak üzere her iki yön için ücret ödeyeceği kaydedildi.