Blog.KumSalChat.CoM

KumSalChat PaylaŞım Platformuna Hoş Geldiniz..

Şubat 2010 iin arsiv

fıkralarımız bı baska :Ç)

Yazan: ZaMaN Tarih: Şub 28th, 2010 | Kategori:: Fıkralar, Sanat

nasreddın hoca fıkraları : ) ) ) )

Hoca ormana gitmiş.Oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye.Aşağıdan geçen bir yolcu Hoca’ya seslenmiş:- Be adam! İnsan oturduğu dalı keser mi ? Şimdi düşeceksin.Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş.Az sonra dal kırılmış.Hoca, cumburlop düşmüş.Düştüğü yerden perişan seslenmiş:
-Düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi de söyle bari.

 
Hocanin cani bir gün sarma çeker.Ama elinde yogurt bakraçlari anasi da aglamis ne yapim ne yapim derken aklina göl gelmis.Gelmis gölün kenarina,atmis bakraçlari kenara çikarmis sarmis sigarasini hafif hafif demleniyor.Sonra birden bekçinin düdügünü duymus. Eyvah simdi yandik derken aniden atmis sarmayi bakracin içine sonrada bakraci tutmus göle dökmeye baslamis.O esnada bekçide yaninda bitivermis.Bakmis bakmis anlamamis sonra hocaya sormus ne yapiyorsun diye.Hocada görmüyor musun yogurt mayaliyorum demis. bekçi kahakahalar içinde ilahi hoca koca göl hiç maya tutar mi demis.Hocada ya tutarsa diye cevap vermis.Sonra bekçi ilahi hoca diyip güle güle yoluna devam etmis.Hoca hem keyfine hem yogurda yanarken bekçinin arkasindan bakip simdi bu salak herkese anlatir demis.

Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyomuş.Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
-Hocam kediyi yıkama ölür.
demiş.Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış.Arkadaşı dönüşte hocayı tekrar yolun kenarında görmüş.Kedi ölmüştü. adam:
-Hocam ben size kediyi yıkamayın ölür demedimmi? demiş.Hoca:
-Ben kediyi yıkarken ölmediki sıkarken öldü demiş.

Hoca aksamleyin eve dogru yururken, baklava seven bir koyluyle karsilasir.
-Hoca, kisa bir sure once bir adam buyuk bir tepsi baklava goturuyordu…
-Beni ilgilendirmez!
-Fakat adam tepsiyi sizin eve goturuyordu.
-O zaman seni ilgilendirmez!

              
Yağmurlu bir günde Nasrettin Hoca pencereden dışarı bakarken komşusunun koşa koşa yağmurdan kaçtığını görür pencereyi açar :  
-Hey Ahmet Efendi, birde hacı olacaksın rahmetten kaçılır mı?, der.  
Zavallı adam eli mahkum sırılsıklam olur. Ertesi gün hocanın komşusu hocayı yağmurdan kaçarken görür ve hocaya bir ders vermek ister :  
-Hoca Hoca dün bana diyordun bugün sen neden rahmetten kaçıyorsun, der.  
Hoca hiç durmadan yoluna devam eder ve komşusuna şöyle der :  
-Ben rahmetten kaçmıyorum sadece allahın rahmetine basmamak için çabalıyorum.

 
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken :  
-Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı? diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur.Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır.Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar.Anıra anıra, çifte ata ata dört nala koşmağa başlar.Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır :  
-Aklın varsa göle koş!

Nasreddin Hoca’nın evine tüccar  arkadaşı misafir olmuş.Hoca ona mantı pişirip getirmiş.Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış.Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş :  
-Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız.   
Hoca hemen :  
-Boğazıma ateş düştüğü zaman, demiş. 

       
Bir gün Nasretin Hoca’ya Timur :  
-Yahu, şu Abbasi halifelerinin her birisi birer lakab almış kimi El mutazımBillah, kimisi de El mütevekkil-Allah, diye anılıyormuş. Ben acaba onların zamanında hükümdar olsaydım, bana ne ad koyarlardı. Hoca hiç çekinmeden :  
-Sana da Neüzzü-Billah derlerdi, cevabını vermiş. 
  

 
Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti İsa’nin gögün dördüncü  
katında olduğunu söylemiş…  
Vaazdan sonra, bir kadin Hoca’ya yanaşmış :  
-Hazreti İsa, orada ne yer, ne içer?, demiş.  
Hoca’nin tepesi atmış :  
-Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip,  
içtiğimi sormazsın da, Allah’in peygamberini sorarsın


Hoca Nasreddin ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış. 
-Hanim en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur. 
-Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim? 
-İyi ya azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür

Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış.Gece yarısı arkadaşı sormuş :  
-Hocam, uyudunuz mu?   
-Buyurun birşey mi var?   
-Biraz borç para isteyeyim demiştim.   
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp :  
-Ben uyuyorum! demiş. 


Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş.Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış.Bunu gören cami cemaati :  
-Hocam bu nasıl namaz? diye sormuş.  
Nasreddin Hoca :  
-Bir ayağı abdestsiz namaz, diye cevap vermiş. 
 


hızlı okumanın puf noktaları !!!

Yazan: ZaMaN Tarih: Şub 28th, 2010 | Kategori:: Gazeteler, Haber, Kumsalchat, Kumsalchat Yöneticileri, Kumsalchat sohbet, Sanat, Yaşam

1. Gözümüzle ve beyninizle okuyun.(Dudaklarınız ve ses telleriniz kımıldamasın)

2. Gözünüzle kelime gurupları görmeye çalışın ( birden fazla kelime)

3. Okurken yazıya konsantre olmaya çalışın. (geri dönüş yapmayı kendinize yasaklayın)

4. Her kelimeyi okumak yerine, asıl anlamı veren kelimeler üzerinde durarak gereksiz kelimeler üzerinde durarak gereksiz kelimeleri atmaya çalışın.

5. Kendinizi hızlı okumaya zorlayın.

6. Kendinize okurken belli bir süre vererek, okuduğuğunuzu o süre içinde bitirmeye çalışın.

7. Fırsat buldukça değişik tipte yazılar okuyun.
(Kendinize mutlaka okumak için zaman ayırın)

8. Gereksiz Ayrıntılar yerine ana fikir için okuyun.
Anafikri bulmak için;

a) Birinci paragrafta yazırın tarzını çıkarmaya çalışın
b) Anafikri nereye yazmış olabileceğini düşünün Her paragrafta bunu bulmaya çalışın.
c) Anafikrin her paragrafta bulunabileceğine dikkat edin.
Başlangıçta bunları uygulamanız ve hatta başarmanız size çok güç gelebilir. Ama unutmayın ki bunları başarıp bilginin özüne çok daha pratik, çok daha kısa sürede ulaşabilen insanlar çok fazla. Neden bizde onlardan biri olmayalım? Yapılması gereken tek şey ümidimizi yitirmemek.
İnatla uygulama yapın.
Sonucun adım adım geldiğini göreceksiniz…


Mutluydum belki de parlak ışığım.

Yazan: ZaMaN Tarih: Şub 28th, 2010 | Kategori:: Yaşam

Hayatımdaki her şey yolunda gidiyordu. Başarılı ve güçlüydüm. Param da vardı üstelik ve giderek çok daha yükseğe tırmanıyordum. Yakışıklı ve şanslıydım. Bir erkeğin sahip olabileceği her şey vardı hayatımda. Ve bir kadının sahip olmak isteyeceği her şeydim ben.
Hikayesini anlatacağım bu güzeller güzeli varlığın içine girmiş bir melektim gerçekten. Ama öylesine muhteşem bir meleğin içine kaçmış sefil bir yaratık kadar vahşi nasıl olabildim, bunu ben de pek anlayamadım şu harika gezegende yaşarken.
Kravatımdaki sigara külünü silkeleyip, daha da bir yığıldım arabamın beyaz deri koltuğuna. Benim için yaratılmış olanların en muhteşemiydi o. 1964 model, kırmızı bir İmpala’ydı.Yaşıtlarına nazaran hiç dokunulmamış, orijinal bırakılmıştı.Onca yıl bir cam fanusun içinde kalmış gibiydi. Üzerine titrenen ve nefes kesen, harika bir kadındı sanki.
Ve ben, yine hayatımı kandırmanın en kısa yolunu tercih etmiştim her şeyin başladığı o ilk gün. Kendimi iyi hissetmeye çabalıyordum. Damarlarımda dolaşan kimyasallar beyin hücrelerime tek tek tükürüyor, mutlu olma emri veriyorlardı.
Susadım ve ağızım kurudu sonra. Dilimi yapıştığı yerden kurtarabilmeyi istedim. Arka koltukta bir şişe su vardı. Ama ona ulaşmak için, öncelikle içimdeki uçsuz bucaksız çölü geçmem gerekliydi. Tembelce erteledim her şeyde yaptığım gibi. Uzanıp radyoyu açtım yeniden. Kafamı buğulu cama dayadım ve eşlik ettim çalan şarkıya. Kapattım gözlerimi.

‘’Ardıma düşüp de yorulma ölüm,
Var git ölüm bir zaman da gene gel.’’
Güçlü kanatlarını her an suratıma kırbaç gibi vuracak gibiydi. Zaman zaman yanaklarıma öylesine yaklaşıyordu ki,kendimi korumak için kapalı olan gözlerimi daha çok yumuyordum. Benimle her ilgilendiğinde sanki ağızımdan içeri girecekmiş gibi geliyor ve kanatlarının rüzgarını solumak içimi kaldırıyordu. Kocaman, telaşlı ve pisti.
“Bir atsineği bu.”
“Hayır değil!”
Bir ara benden sıkılıp uzaklara gitti ve kocaman bir dağın ardına kondu. Arka koltuktaki su şişesini dudaklarıma dokundurmayı hayal ettim yeniden. İçtiğim diğer seylere bakılırsa çok keyifli olmalıydım. Ama sağ kolumun üzerine doğrulmaya cesaret ettiğimde, ölmek üzere olan hastalıklı bir zavallı olduğumu hatırladım. Titredim deli gibi. Şişe ve ona ulaşabilen elim şaşkınlık verici bir şekilde sakindi. Ama bedenimin geriye kalan her hücresi neredeyse arabayla birlikte çılgınca sarsılıyordu.
Ardından o kocaman sinek, dağın arkasındaki ülkesinden geri geldi ve sağ tarafımdaki cama kondu. Saçlarımı dayadım, yığıldım yanına ve soğuk cama yapıştırdım yanağımı. Bana baktığını,suratımı incelediğini biliyordum. Kalktı ve neredeyse saçlarımı havalandırıp yine aynı yere kondu alay eder gibi. Takıntılıydı ve bana bakıyordu kesinlikle. Bunu hissedebiliyordum. Tüm dikkatini vermiş beni inceliyordu.
“At sineği işte!… Bir at sineği bu.”
“Hayır değil.”
İçimden, gözlerimi açtığım anda bana bakan,yumruk büyüklüğünde iki kırmızı gözle karşılaşacağım geçti ve salakça güldüm buna.
“Kesinlikle bir at sineği bu. Kocaman ve pis…”
“Hayır yanılıyorsun. O bir at sineği değil. Bana güven!”
Çoktan ölmüş olması gerekirdi.
“At sineği işte dostum.. Kafam iyi ama, bu da kocaman bir at sineği.”
“Hayır! Sana onun düşündüğün ve bildiğini sandığın şey olmadığını söyledim. O bir at sineği değil.”
“At sineği değilse ne peki?”
“O bir kelebek…”
Güldüm ve alay ettim. Uyuşturucuyla yaptığım sözleşmede böyle bir madde yoktu o zamana kadar.
“Kelebek ha? Kelebek…”
Gözlerimi açamadım belki, ama sesin geldiği tarafa döndüm ve yüksek sesle sordum.
“ Sen boka konan bir kelebek gördün mü hiç?”
İçime yerleşmiş olan mahlukatın, özüne yerleşmiş olan melekti o konuşan.
“Evet kelebek… O da tıpkı senin gibi, benim çok sevgili kelebeğim. Ve işte yine tıpkı senin gibi, boka konmak da onun dünyalık tercihi.”

***

Kapı açıldı ve dışarıdan getirdiği soğukla beraber şoför koltuğuna oturdu Dursun.
“Resmen kış geldi ortak ya!”
“Ben sadece tuvalete gittiğini sanıyordum. Sence bu akşam yeteri kadar içmedik mi?”
Kucağıma bıraktığı torbadan bir şişe daha aldım, sırıttı ortağım,
“Gece ne kadar çok içersen, ertesi sabah o kadar güzel bir kadınla kahvaltı yaparsın.”
Gülmeye başlamıştık yeniden. Yolda zikzaklar çizdi dostum. Ve ben sallanırken, ağzıma doldurduğum votkalı birayı nefes boruma kaçırmamaya çalışıyordum.

‘‘Yine mi geldin ben senden kaçarken
Var git ölüm bir zamanda gene gel!”

Şehrin en yüksek tepesindeydik artık. Arabanın farları oynaşıp duran toz bulutunu delip geçiyordu. Dışarı çıktım ve sallanarak asfaltın bittiği yere kadar yürüdüm. Gevşettiğim kravatım sol tarafa kaymış, gömleğimin yakalarından biri ceketimin üzerine çıkmıştı. Gözlerime düşen saçlarımı bira şi-şesini tuttuğum elimin parmaklarıyla geriye attım. Hava zaten serindi. Avucumdaki soğuk bira daha da titretti içimi. Ve diğer elimi pantolonumun cebine sokarak konuştum.
’Şu şehrin ışıklarını görüyor musun ortak?’’
Şişeyi havada gezdirdim..
‘’Eğer her şey yolunda giderse, yakında bu ışıkların dörtte üçü bizim için çalışıyor olacak. Yedi taneydi, beşi gitti ve kaldı ikisi.’’
Arkama döndüm. Toz bulutunun arasında, arabanın üzerine oturmuş ve bacaklarını sallayan bir gölge gibiydi Dursun.
‘’Ve bu ışıkların çoğunun kalbini kırmışımdır ben!’’
Bira şişelerini de yanına dizmişti.
‘’Güç nedir biliyor musun dostum?’’dedim ve devam ettim.
‘’Etrafındaki insanlardan toplamayı başardığın korku ya da yetersizlik duygusudur güç. Ve en çok da zayıf olana muhtaçtır.’’
Şişeyi diktim kafama ve aşağıya, karanlığa doğru fırlattım.
“İktidar nedir biliyor musun peki?”
Yanına kadar gittim ve omuzlarına ellerimi koydum dostumun. Geğirdim.
“Onlardan topladığın korku ya da yetersizliği bir daha asla geri vermemektir.”
Bir şişe daha aldım Dursun’un yanından ve kapağını açtım. Sonra;
“Peki!”
…dedim,
“Sadakat nedir biliyor musun?”
Sallandım biraz.
“Onu da tıpkı bu ışıklar gibi uzaktan seyret dostum.”
Bir yudum daha aldım biramdan.
“Çünkü sadakat, tepeden tırnağa uyuşmuş olmaktır.”
Şişeyi bıraktım ve elimi tekrar omzuna koydum ortağımın. Öbür elimle de yanağına vurdum hafif hafif.
“En önemlisi yaşam nedir biliyor musun peki?”
Gülmeye başladım. Dursun zaten alaycı alaycı gülüyordu. Ben de devam ettim.
“Bir inanışa göre Tanrı’nın bizlere, hatalarımızı düzelt-mek için verdiği fırsatların hepsi demekmiş yaşam.”
Tekrar yürüdüm yolun sonundaki karanlığa.
“Bu yüzden de, hatalarından dönmemekte ısrar edenleri atacağı ateşin yakıtına ‘insan ve taş’ demiş Tanrı.”
Kollarımı iki yana açtım.
“O zaman şu gördüğümüz ve vazgeçemediğimiz ışıklar, hepimiz için işte böyle keyifle yanıyor karşımızda. Ve bizler manzara diye seyrediyoruz sadık cehennemimizi. Öyle mi dersin? Peki bu cehennemi söndürebilecek güç nerede o zaman?”
Fermuarımı indirdim ve bacaklarımı iki yana açtım.
“Aynı inanışa göre, biz her ne kadar hayattan zevk almaya çalışsak ve sıkı sıkıya bağlansak bile, ellerimizle dokunabildiğimiz hiçbir şey gerçek değilmiş ve sadece hatalarımıza ayna tutmaya geliyormuşuz bu gerçek olmayan aleme. Hem de bu mahkumiyet, bizler anlamadıkça tekrar tekrar çalıyormuş kapımızı.”
İçtiğim içki bile hemen terk etmek istiyordu bedenimi. Ve beni rahatlatan derin bir ‘’Ohh!’’ çektim. Karanlıktan, teneke bir meşrubat kutusunun üzerinden geliyordu çişimin sesi. Üzerime sıçratmamak için rüzgârı kolladım. Ama bu çarem olamadı.
“Ve burada çekeceğimiz tüm acılar, hatalarımızı fark edip düzeltmek için bizler tarafından planlanırmış göklerde.”
Bacaklarımı diz kapaklarımdan biraz esnetip, atletimi ve gömleğimi pantolonumun içine sokmaya çalıştım.
‘’Düşünsene bir. Sevdiklerimizi kaybetmek, uğrunda intihar ettiğimiz aşklar, parasızlık, acı dolu hastalıklar, savaş-lar ve defalarca bıkıp usanmadan ölmek… Bunların hepsi burada olmamızı gerektiren yanlışların telafisi mi sence de?”
Kemerimi bağladım.
“Ve yine aynı inanışa göre, en çabuk şekilde aklanmayı dileyebilirsek Tanrı’dan, yaşamayı kabullenerek geldiğimiz tüm belâlar, çok kısa bir sürede, daha yoğun olarak yağarmış başımıza. Ve bu dönemi atlatabilirsek eğer, hayatımızın geri kalan kısmına temizlenmiş, huzurlu ve çok mutlu bir şekilde devam edebilirmişiz.
Yani en yüksek noktanı geri kazanmak için yapman gereken tek şey, o her şeyini kaybedebileceğin en kısa zamana cesaret edebilmekmiş sadece”
Dursun’a döndüm yüzümü.
“Bıçaklanman gerekiyorsa bıçaklanacaksın. Açlık çekmen gerekiyorsa çekeceksin. Kaybetmen gerekiyorsa hep kaybedeceksin. Ama sonra her şey düzelecek ve doyum için-de yaşayacaksın.”
Yüzümü buruşturarak,
“Bence saçmalık!”
…dedim. Arabanın üzerine, ortağımın yanına oturdum.
“Tamam öyle kabul ettik diyelim. O zaman beni bu kuyuya atan hataları bulup ortaya çıkarabilmek için, daha ne ka-dar acının tadına bakacağım dersin dostum ha?”
Az önce bıraktığım şişeden bir yudum daha aldım.
“Aslında hayattan hiç şikayetim olmadı Dursun. Hiçbir şeyi başarmam gerekmedi. Benim için zaten her şey, her za-man hazırdı ve birçok insanın saadet anahtarı olarak görebi-leceği çok şeye hep sahip oldum. Büyük acılar çekmedim ya da ümitsiz durumlar yaşamadım örneğin. Peki, sence şimdi ben hiç hatası olmayan biri miyim?”
Yüzüne baktım ortağımın. Ve daha hafif bir sesle sordum.
“Eğer öyle ise, ben neden mutlu değilim?”
Bir süre öylece sustum. Ve ardından iç geçirerek devam ettim.
“Ya da eğer öyle değilse, beni bekleyen o kocaman şey ne?”
Sonra ani bir hareketle arabanın en yüksek noktasına çıktım ve bağırmaya başladım. Söylediğim sözler, hayatımı ne kadar değiştirebileceğimin habercisiydi. Ama ben ne anlama geldiğini bilemeden konuşuyordum.
“Eğer Tanrı varsa yükseklerde bir yerde, bütün işini bıraksın ve sözlerimi dinlesin sadece!.. Beni bekleyen her ne ise hemen çıkmasını istiyorum karşıma. Ne yaşamam gere-kiyorsa bir an evvel yaşamalıyım. Ölüm beni alması gerektiği yerde beklesin, buna sözüm yok. Ama bütün o saçmalıklar doğruysa eğer, çarpmam gereken duvarlar en kısa sürede çık-sın karşıma. Bütün hatalarımı ayıkla ve yaşamın geri kalan dilimlerinde lezzetlendir beni. Sıkıntı ya da acılarımı hayatı-ma yayma. Beni bekleyen her kötü sürprizi, cehenneminin bu köşesinde, kendimi en güçlü hissettiğim şu kısa zaman aralı-ğında çal başıma.
Anlatıldığı gibi adil ve her şeye kadirsen eğer, sesimi duy!..”
Kurduğum en son cümle ise, hayatımı bir daha asla başa dönülmeyecek bir yola sokan ilk anahtarım oldu benim.
“Ve bana bu söylediklerimin gerçek olduğunu ıspat edecek bir dost hediye et. Ardından da yanlış olan her ne ise, hemen doğru ile yer değiştirsin!’’
Aceleyle indim arabadan aşağı ve yapıştım yakasına Dursun’un.
“Ne dersin? Sence beni duymuş mudur?”
Savuşturdu ellerimi ve O da bilmeden, ama çok da emin gibi konuştu.
“Tanrı’dan bir şeyler dilerken daha dikkatli olmalısın. Rüyâlarında ya da sarhoş olduğun zamanlar da bile.”
“Peki sence nedir yaşam?”
Gülüyordu ortağım.
“Cevap versene?!”
Beraberce sallandık. O güzelim saçlarım uçuşuyordu rüzgârda.
“Bilmiyor musun yoksa ha?”
“Zurna gibisin sen.”
“Kim? Ben mi? Bir bok bildiğin yok senin.”
“Evet, sarhoşsun ve ben de seni iki saattir idare ediyorum.”
Sendeledim. O beni tutmaya çalışırken birlikte yere yu-varlandık.
Gökyüzünü gördüğüm zaman uçuyorum sandım ve ağır bir yıldız kaydı midemde.
Önce mırıldanarak iç geçirdim, sonra yukarıda asılı kalmış parıltılara bakarak bağırdım.
“Eğer yaşamın ne olduğunu bilmiyorsan ‘Nedir?’ diye sormalısın dostum.”
Yakamdan tutup kaldırmaya çalıştı beni. Direndim. Çünkü mümkün olduğu kadar çabuk evine bırakılmak istenen,baş belası bir sarhoştum artık.
“Haydi sor! Hiç üşenmeden bir daha anlatabilirim senin için. Bana ‘Yaşam nedir?’ diye sor!…”
Gülme krizine kapılmıştı dostum. Tutunmaya çalıştığım ceket bana mı, yoksa Dursun’a mı ait bilemedim. Kendisi de ayakta zor duruyordu ama arabaya kadar taşımayı başardı beni.Yakasına yapıştım bu kez.
“Kendi yaşamınla bile ilgilenmiyor musun? Hiç neden diye sormuyor musun kendine? Sen sence nedensin?’’
Beni göğsümden itti ve arabanın kapısını kapattı. Camlara vurarak bağırmaya devam ettim.
Çok şımarık ama çok da güzeldim. O da sallana, sallana bindi arabaya ve hızla geriye doğru hareket ettik. Ben hâlâ söyleniyordum.
“Sorsana dostum yaa!”
Araba üzerindeki şişeler devrildi.
“Sorsana dedim…”
Tekerlekleri bağırtarak yola girdi Dursun.
Hâlâ gülüyorduk. Dirsek attım ortağıma.
“Lan sana bir şey söylüyorum değil mi?”
Canı yandı ama gülerek bağırdı..
“Ne var lan ne var?”
“Şimdi bana ‘Yaşam nedir?’ diye soracaksın. Haydi!”
Çok hızlı gidiyorduk sanırım.
“Ölümden korktuğun için soramıyorsun yaşamı”
Arabanın farları her girdiğimiz dönemeçte etrafımda dönen ağaçları aydınlatıyor, ama benim çok bir şey görmeye vaktim olmuyordu. Camı açmaya çalıştım.
“Sanırım kusacağım.”
Kafamı dışarı çıkardım. Ben her böğürdüğümde, Dur-sun daha da çok gülüyordu. Bağırdım.
“Sallama lan şu arabayı.”
Bedenimdeki her şey burun deliklerimden dışarı çıkmak ister gibiydi. Ekşimiş bir ifadeyle içeri soktum kafamı.
“Ovv! Bundan nefret ediyorum. Bir daha bu kadar çok karıştırmayacağım.”
Dursun sağ elini enseme koydu.
“İyi misin?”
İttim dostumun elini.
“Sen yola bak!”
Güldü.
“İyisin, iyisin. En az hayatının anlaşmasını yapmış adamlar kadar iyisin.”
Islak mendille yüzümü sildim. Gerçekten her iki hayatım için de çok büyük bir anlaşma yapmıştım o gün.
“Ne diyordum ben?”
Gülmeye devam ettik.
“Çok önemli bir şey anlatıyordum.”
“Ben sana yaşam nedir diye soracaktım.”
“Hah tamam. ‘Yaşam nedir?’ Yaşaam,…”
Gördüğüm en son şey, üzerindeki renkli işaretlerin parladığı bir kamyon kasasıydı. Sanki biz olduğumuz yerde durduk ve o süratle geldi, benim olduğum taraftan camı kırarak girdi içeriye. Hiç gürültü çıkmadı. Duyduğum tek şey, kafamın içinde kopan bir telin çınlamasıydı sadece.


ınanmak basarmanın yarısıdır…

Yazan: ZaMaN Tarih: Şub 27th, 2010 | Kategori:: Haber, Kumsalchat, Kumsalchat Yöneticileri, Kumsalchat sohbet, Sanat, Yaşam

- hedeflerınıze ulaşamama sebebınızı iyi analiz edin, bunlar arasında muhtemelen yeterli çalışmama, düzenli çalışmama, doğru çalışmama, yanlış çalışma gibi sebepler olabilir.

- Bu hatalar genelde
- Bilgi eksikliği
- Yanlış bilgi
- Dikkatsizlik
- İşlem hatası
- Hız yetersizliği gibi nedenler olabilir.
- Çozmediğiniz veya çözemediğiniz her bir soru için sağlam bir nedeniniz olmalı. Sizin başarınızı azaltan bu nedenlerden de bir an önce kurtulmanız gerekmektedir. Yoksa bildiğiniz konuları -o konudaki sorularda % 100 başarınınız ve yeterli hızınız varsa- tekrar tekrar çalışmanıza gerek yok.
- Onumuzdeki ayların planını yapın ve bunu değiştirmeyin.
- Bir aylık plan hazırlayın ve bu ay ona uymaya çalışın.
- Haftalık planınızı her hafta güncelleyin.
- Günlük planınızı bir gün önceden yatmadan önce aklınızda yapın ve ertesi günü buna uyun.
HEDEFLERİNİZİ YÜKSEK TUTUN, UNUTMAYIN BUNLARI GERÇEKLEŞTİRECEK SÜRENİZ VAR. GERİSİ SİZİN AZİM VE KARARLILIĞINIZA KALMIŞ.


başarının oykusu !

Yazan: ZaMaN Tarih: Şub 27th, 2010 | Kategori:: Kumsalchat Yöneticileri

Elkhart Kansas’ta ,iki kardeş bir okulda çalışıyorlardı. Her sabah sınıftaki sobayı yakmak onların görevi idi. Soğuk bir günün  sabahı , kardeşler sobayı temizlediler ve odunla doldurdular. Birisi, bir şişe gazı odunların üstüne döktü ve ateşe verdi. Öyle büyük bir patlama oldu ki, eski bina sallandı.

 Patlama sırasında büyük kardeş öldü,diğerinin de bacakları feci şekilde yandı. Daha sonra, şişeye yanlışlıkla benzin doldurulduğu ortaya çıktı. 

 

Yaralanan çocuğu tedavi eden doktor, çocuğun bacaklarını kesmenin daha iyi olacağını söyledi. Anne ve babası yıkılmıştı. Zaten bir oğullarını yitirmişlerdi. Şimdi de diğer oğulları bacaklarını kaybedecekti. Ama inançlarını kaybetmemişlerdi. Doktora kesme işlemini ertelemesini rica ettiler. Doktor kabul etti. Çocuklarının bacaklarının iyileşmesi için dua ediyorlar ve her gün doktordan kesmeyi bir gün daha ertelemesini istiyorlardı. Bu iki ay sürdü. Doktorla her gün tartışıyorlardı. Bu arada da çocuklarını her gün tekrar yürüyeceğine inandırıyorlardı. Çocuğun bacakları kesilmedi ama sargılar açıldığında ,sağ bacağının diğerinden altı santim daha kısa olduğu ortaya çıktı. Sol ayağındaki parmaklar da neredeyse yoktu. Ama oğlan yine de kararlıydı. Acılar içinde kıvranmasına rağmen, her gün egzersiz yaptı ve nihayet bir-iki adım atmayı başardı.

Bu genç adam, daha sonra koltuk değneklerinden kurtuldu ve yürümeye, derken koşmaya başladı.  Bu genç adam koştu,koştu ve koştu. Neredeyse kesilmek üzere olan bacaklar ona bir dünya rekoru bile kazandırdı. Bu genç adam (resimde)Glenn Cunningham’dı. “Dünyanın En Hızlı İnsanı” olarak tanınan gence Madison Sguare Garden’ da yüzyılın sporcusu unvanı verildi.

 

BAŞARIYI ELDE ETMEK İÇİN BAŞARIYA İNANMAK GEREK….

 

 

 

 

 


ÖSS BAŞARISI EN YÜKSEK ANADOLU LİSELERİ !

Yazan: ZaMaN Tarih: Şub 27th, 2010 | Kategori:: Gazeteler, Haber, Sohbet, Yaşam, edebiyat
  • : ))
  • ÖSS BAŞARISI EN YÜKSEK ANADOLU LİSELERİ

  • İstanbul Lisesi yüzde 94.48
    Kadıköy Anadolu Lisesi yüzde 90.24
    Osmangazi Anadolu Lisesi yüzde 83.33
    Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi yüzde 82.06
    Galatasaray Lisesi yüzde 80.37
    Maltepe Kadir Has Lisesi yüzde 80
    Beyoğlu Anadolu Lisesi yüzde 78.82
    Nişantaşı Anadolu Lisesi yüzde 77.67
    Cağaloğlu Anadolu Lisesi yüzde 77.41
    Vatan Anadolu Lisesi yüzde 77.11
    Maltepe Anadolu Lisesi yüzde 76.84
    Kartal Burak Bora Anadolu Lisesi yüzde 76.79
    H. Avni Sözen Lisesi yüzde 75
    Ümraniye Anadolu Lisesi 73.61
    Adnan Menderes Anadolu Lisesi 70.92

    ÖSS BAŞARISI EN YÜKSEK ÖZEL OKULLAR

  • Bahçeşehir Lisesi yüzde 95.89
    MEF Lisesi yüzde 95.23
    Üsküdar Amerikan Lisesi yüzde 94.80
    Alman Lisesi yüzde 93.33
    Robert Lisesi yüzde 93.02
    Notre Dame de Sion Lisesi yüzde 91.80
    Cent Lisesi yüzde 89.65
    Eyüboğlu Lisesi yüzde 89.55
    Darülşafaka Lisesi yüzde 88.63
    Saint Joseph Lisesi yüzde 87.61
    Sankt Georg Avusturya Lisesi 82.88
    Fevziye Mektepleri Işık Lisesi yüzde 82.22
    Saint Benoit Lisesi yüzde 80.20
    Marmara Lisesi yüzde 76.53
    İtalyan Lisesi yüzde 76.47

    ÖSS BAŞARISI EN YÜKSEK ÖZEL FEN LİSELERİ

  • Özel Kültür Fen Lisesi yüzde 100
    Özel Doğuş Fen Lisesi yüzde 100
    Özel Eyüboğlu Fen Lisesi yüzde 100
    Özel Marmara Fen Lisesi yüzde 93.75
    Özel İstanbul Fen Lisesi yüzde 93.33
    İstanbul Atatürk Fen Lisesi yüzde 89.52
    Özel Üsküdar Fen Lisesi yüzde 86.88
    Özel Fatih Fen Lisesi yüzde 84.28
    Özel Kasımoğlu Fen Lisesi yüzde 72.72     ……

Virgüllü Şiir ( Bitmeyen Aşk-Sana Dair)

Yazan: admin Tarih: Şub 27th, 2010 | Kategori:: Aşk

sana kelimeler biriktiriyorum,
adına sevda dediğim
her kalbimin atışında
veya her nefes alışımında
yanında, huzurlu
sana dair hissettiğim.

en anlamsız sözler bile,
anlam buluyor seninle birlikte.
kendi başına bir şey ifade etmeyen
korkak, karamsar ve utangaç
küçük “ve”
adından sonra,
adıma köprü olduğunda
adı; aşk oluyor
cesur, iyimser ve olabildiğine
sıcak…
ve şairlerin yıllardır anlatmaya
çabaladığı ne varsa,
veya anlatamadığı hâlâ
bir küçücük “ve” ile anlatılmış oluyor
senin huzurunda…

sana dair cümleler kuruyorum
sonu belli olmayan veya
sonsuzluğu selamlayan
her anlattığımı sandığımdan
sonra seni,
bir virgül daha koyuyorum
ve ekliyorum bir şey daha.
adına bağlılık dediğim
virgüllerle bağlıyorum
kendimi sana,
ve korkuyorum ufak bir noktadan.
bitiremiyorum
ve bir virgül daha koyuyorum
bu şiire,
ve böylece son bulmuyor
bu şiir de burada
bir ufak virgülle,


Beyaz Kağıt, KaRa Kalem

Yazan: admin Tarih: Şub 27th, 2010 | Kategori:: Aşk

Beyaz bir kağıdı önüme
Kara bir kalemi elime aldım
Durdum, düşündüm, hayale daldım
Sana olan aşkımı anlatmak için

Bir bardak suda fırtınalar koparmak
Bir çakıldan sarp kayalar tasvir için değil
Belki bir kartalı kafese kapatmak
Belki de tüm dünyayı cam kavanoza sığdırmak için

Samanlıkta iğne arar gibi
Aradım durdum en anlamlı kelimeleri
Sonra derin bir nefes alıp sustum
Kendini, kalbinin sesini duyabilmen için

Nihayetinde;
Ne ben anlatabildim aşkı
Ne de aşk anlatılabilinecek kadar düştü
Kalem tükenmedi ama kağıt karardı işte
Aslında en beyaz hali yeterdi
Sana olan aşkımı anlatmak için…


Üç Damla Gözyaşı

Yazan: admin Tarih: Şub 27th, 2010 | Kategori:: Aşk

destanlara gerek yok hepsi budur nihayet
hayatım ki üç damla gözyaşından ibaret

bu dünyaya gülerek merhaba demek varken
hayatın bir ucunda ağlamışım doğarken

sevilen sevgisini götürünce özümden
genç yaşlarımda aktı ikincisi gözümden

sessiz bir kalabalık beni takip edenler
son veda gözyaşları arkamdan dökülenler


serçenin sesizliği..

Yazan: ZaMaN Tarih: Şub 27th, 2010 | Kategori:: Resimli Şiirler