Namuslular namussuzlar kadar cesur olamalı

Namuslular namussuzlar kadar cesur olamalı

Başbakan Erdoğan: Namuslular namussuzlar kadar cesur olmazsa…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Düşünün, ben bir başbakanım, benim telefonlarımı dinleyemezler. Böyle bir yetki yok. Bunu servis edeni bulup çıkarmak bizim görevimiz değil mi? Görevimiz. Bundan rahatsız oluyorlar. Bunların hepsine biz şu anda ulaştık. Burada da bizim sabrımız var. Çünkü şu anda eğer biz bazı şeyleri açıklamaya kalkarsak biz bir defa bu işi çözemeyiz. Bu işi yapacaksak bunu tam kazımamız lazım. Bunu hukuk içinde yerli yerine oturtmamız lazım. Onun için de dikkatli olmaya mecburuz” dedi.


  • www.kumsalchat.com

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Düşünün, ben bir  başbakanım, benim telefonlarımı dinleyemezler. Böyle bir yetki yok. Bunu servis  edeni bulup çıkarmak bizim görevimiz değil mi? Görevimiz. Bundan rahatsız  oluyorlar. Bunların hepsine biz şu anda ulaştık. Burada da bizim sabrımız var.  Çünkü şu anda eğer biz bazı şeyleri açıklamaya kalkarsak biz bir defa bu işi  çözemeyiz. Bu işi yapacaksak bunu tam kazımamız lazım. Bunu hukuk içinde yerli  yerine oturtmamız lazım. Onun için de dikkatli olmaya mecburuz” dedi.

Başbakan Erdoğan, Kanal 24 televizyonunun “Başbakan Erdoğan ile Özel”  başlıklı canlı yayınında Star Medya Grubu Başkanı Mustafa Karaalioğlu’nun gündeme  ilişkin sorularını yanıtladı.
Erdoğan’ın Siirt ve Mardin‘deki mitinglerin ardındanAnkara‘ya gelerek  programa katıldığını anımsatılması ve mitinglere ilişkin değerlendirmesinin  sorulması üzerine Erdoğan, “Siirt, bizim için farklı, damadıyız. Oradan da artık  büyükşehir olan Mardin’e geçtik. Siirt’te bugüne kadar olanın fevkinde bir  katılım vardı, coşku gayet iyiydi. Mardin’i de ben bugüne kadar hiç böyle  görmedim. Gecikmeli gittim, yaklaşık 2 saati buldu gecikme. Zaman zaman hava da  yağışlıymış ama buna rağmen sağolsun hiç dağılmamışlar” diye konuştu.
Gezi Parkı olaylarından sonra miting katılımlarında belirgin bir artış  gözlemlendiğinin, yerel seçimlerde bu kadar çok heyecan beklenmediğinin  belirtilmesi ve nedenine ilişkin soruya Başbakan Erdoğan, “Gezi Parkı olaylarıyla  şu anda yaptığımız mitingleri bağlantılı hale getirmek doğru değil” yanıtını  verdi.
Gezi Parkı olaylarından sonra yapılan mitingleri anımsatan Erdoğan,  Ankara’da yüz binler,İstanbul‘da bir buçuk milyona yakın vatandaşın katıldığı  mitingler düzenlendiğini ifade etti. “Orada çünkü milli iradeye karşı çok ciddi  bir saldırı vardı. Milli iradeye karşı bu saldırı halkı ciddi manada rahatsız  etmişti. Çünkü bu bir milli irade hırsızlığıydı. Buna tabii halk, çok ciddi bir  cevap verdi” diyen Başbakan Erdoğan, Fas, Cezayir ve Tunus‘a yaptığı  ziyaretlerden dönüşündeAtatürk Havalimanı‘nda yapılan karşılamayı hatırlattı.  Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tamamıyla anında bir toplantı. Çünkü ben oradan çıkarken ben böyle  bir şeyi arkadaşlarıma söylemedim. Uçakta haberini aldım, Atatürk Havalimanı’nın  önünde 100 bini aşkın insan toplandı. Sonra Ankara’ya gidişim öyle oldu. Sonra  Ankara’da yapılan miting, arkasından İstanbul, bunlarart arda geldi. Hepsi  birbirini ciddi manada tetiklemişti. Şimdi yerel seçime geldik ama bu yerel  seçimin de Gezi olaylarına benzer 17 Aralık, 25 Aralık tetikleyicisi var. 17  Aralık’ı halkımız artık bir darbe olarak gördüğü gibi, biz de tabii aynı şekilde  görüyoruz. Bir paralel yapı olayı. Ben bunu zaman zaman ‘paralel devlet’ olarak  da değerlendirdim. 25 Aralık olayı ki bunlar daha henüz netleşmedi, daha  netleşecek bunlar.
Devletin kurumlarını ele geçirme, işgal etme, buradaki art niyetin bir  faturası ortaya çıktı. Bunu tabii ilk zamanlar belki vatandaşa yansıtılmadığı  için hissetmiyor olabilirdi ama vatandaş, bu son olaylarla birlikte, özellikle de  MİT Müsteşarıma yönelik olay, özellikle mayıs ayı olayları, haziran olayları  hatta Gezi olaylarının içerisindeki gelişmeler, onlarla artık bunu  bütünleştirmeye başladı. Bunları bütünleştirmeye başlayınca hakikaten, bu montaj  bir çok görüntüler, bunun yanında çeşitli telefon dinlemeleri. Düşünün, ben bir  başbakanım, benim telefonlarımı dinleyemezler. Böyle bir yetki yok.  Cumhurbaşkanını dinleyemezsin. Mahkeme kararıyla da dinleyemez benim telefonumu.”

“Teşhir olacak”
Kendisinin bakanlarla yaptığı konuşmaların, Adalet Bakanı ile yaptığı  konuşmanın dinlendiğini ve servis edildiğini söyleyen Erdoğan, “Bunu servis edeni  bulup çıkarmak bizim görevimiz değil mi? Görevimiz. Bundan rahatsız oluyorlar.  Bunların hepsine biz şu anda ulaştık” değerlendirmesinde bulundu.
Karaalioğlu’nun “Henüz bir teşhir de yok ortada” sözleri üzerine  Erdoğan, şunları söyledi:
“Olacak. Burada da bizim sabrımız var, olacak. Çünkü şu anda eğer biz  bazı şeyleri açıklamaya kalkarsak biz bir defa bu işi çözemeyiz. Bu işi  yapacaksak, bunu tam kazımamız lazım. Bunu hukuk içinde yerli yerine oturtmamız  lazım. Onun için de dikkatli olmaya mecburuz. Devletin kendi içindeki  mekanizmalarının, çarklarının daha sağlıklı dönebilmesini veya döndüğünü görmemiz  lazım. Bunun tam manasıyla sağlıklı döndüğünü gördüğümüz anda da o zaman bu işe  müdahalenin vakti gelmiş demektir.”

“Kapıların altından broşür dağıtıyorlar”
“Paralel yapı dediğiniz unsurlarla 10 yıl, 5 yıl önce bir politik  çatışma düşünür müydünüz?” sorusunu yanıtlarken Erdoğan, böyle bir şeyi aklının  ucundan geçirmediğini, hep iyi niyetle baktıklarını, art niyetleri olmadığını  belirtti.

Başbakan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Dün çok dostça bir araya oturup yemek yediğiniz, dertleştiğiniz  insanlar, bakıyorsunuz tamamıyla karşınıza geçmiş. İcabında onlar size, kendi  köşelerinden, gazetelerinden salvo atışlar yapıyor. Bize zaten her türlüsünü şu  anda yapıyorlar. Daha da öteye gitmek suretiyle mesela bu akşam aldım, 80 bin  broşür bastırmışlar, çeşitli basın yayın organlarından elde etmek suretiyle.  Bunları evlerin kapılarının altından filan dağıtıyorlarmış. Bunlar yakalandı.  Aynı şekilde Siirt’te söylediler, iki gün önce bu şekilde hazırladıkları 5-6  sayfalık broşürleri evlerin altından atıyorlar. Orada da yine teşkilatımızın  böyle bir şeyi söz konusu oldu. Bunu artık yaygınlaştırıyorlar. Seçime doğru veya  seçim gününe kadar bunun bu şekilde devam edeceği ortada. Biz de tabii şu anda  İçişleri Bakanlığımız, Emniyet teşkilatımız, istihbari olarak hepsi çalışmaya  girerek gerekli müdahaleler, gerektiği anda yapılıyor.
Paralel yapının başındaki zat, Pensilvanya, biliyorsunuz kainatın  imamıdır o, ‘Bugüne kadar oy kullanmadım, kullanmayacağım’ diyor. Ama  yönlendiriyor. Yapılan nedir? Mesela Denizli‘de sms’ler geçiliyor, ‘AK Parti‘nin  dışında hangi partiye oy verirseniz verin, yeter ki AK Parti’ye oy vermeyin’. Bu  nedir? 10 sene önce, Pensilvanya’daki zat, o zaman ya doğru yaptı ya yanlış  yaptı. O zamanlar bizimle beraber hareket ediyorlardı. Biz aynı AK Partiyiz.  Referandumda da keza. Şimdi ne oldu? Ya orada yanlış yaptı ya burada. Ya orada  doğru yaptı, aynen devam etmediğine göre, veyahutta belki burada doğru yapmış  olabilir.”
Başbakan Erdoğan, Ergenekon Davası‘ndaki tahliyelerin hatırlatılarak,  bu süreçte İstanbul Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesinin tutumuna yönelik bir  soruyu yanıtlarken, “Bu paralel yapının nerelere ulaştığını gösteriyor. Bakın  burada da HSYK ne yaptı? Şimdi devreye girdi” dedi.
Bundan öncede benzer şeylerin olması gerektiğini anlatan Başbakan  Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Olmadı. Eğer bu tür mekanizmalar devreye girmezse, yani bu tür  yerlerde olanlar, teftiş, kendileri üstündeki bir makamın bunları yarın hesaba  çekeceğini düşünmezse, ‘nasıl olsa orası da bendendir’ mantığı ile hareket  ederse, siz bu ülkede adaleti tesis edemezsiniz. Şimdi devran değişiyor. Şimdi  adam kalkıp da ‘ben yasama organını tanımıyorum’ diyorsa, bunun bir defa bedelini  ödemesi gerekir. Sen kimsin de yasama organını tanımıyorsun. Bir defa haddini  bileceksin, sen bir defa şu anda kaldırılmış bir birimsin, seni bu yasama organı  kaldırmış. Cumhurbaşkanı onamış artık özel yetkili mahkeme diye bir şey yok. Ha  size verilecek olan görevler var. Sen şimdi yeni görevini bekle, ama sen yeni  görevini beklemeden kalkıp açıklamalar yapıyorsun. Buna hakkın yok.”

Bakanlarla ilgili fezlekeler
“Bakanlarla ilgili fezlekeler TBMM‘ye geldi, bununla ilgili tavrınız  ne olacak?” sorusu üzerine de Başbakan Erdoğan, “Bir defa bunların fezlekeler  noktasındaki bu kadar telaşı, sadece seçim meydanlarına yönelik, kendilerine  malzeme temin etmekten başka bir şey değildir” dedi.
“Benim ağzımdan bugüne kadar İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile  ilgili bir şey duydunuz mu?” sorusunu soran Başbakan Erdoğan, “Bakın siz şimdi  bunu açtınız ben konuşacağım. Bakın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, şu anda  100 küsür yıl asgari, 300 yıl civarında da azami bir ceza ile yargılanmak üzere  yargıda, bu açılmış bir dava, şu anda ve anamuhalefetin başındaki zat, kendi  büyükşehir belediye başkanının bu durumuyla acaba hiç hemhal oluyor mu? Bunu hiç  görüyor mu? Sıradan bir şey değil” diye konuştu.
“İktidarın bir girişimi olarak görüyor” denmesi üzerine ise Erdoğan,  şöyle devam etti:
“Onu öyle bir girişim olarak görüyorsa ki bu yargı madem sen ona o  kadar güveniyordun, işte bu yargının savcının, vesairenin şeyi. Aynı olan  Edirne‘de vardı, aynı olay Aydın‘da. Bunların hepsi var. Bakın biz bunları  konuşmuyoruz, benzer şeyler benim partimin belediye başkanları için de  geçerlidir, yani bir suç sabit olmadıktan sonra bunların üzerine bu şekilde  giderek, ordan bir siyasi rant elde etme siyasetçiye yakışmıyor. Şimdi bakan  arkadaşlarımızla ilgili, sabit olan bir suç mu varda sen kalkıyorsun bunu sürekli  olarak ekranlara getiriyorsun. İşte bu paralel yapıyla paslaşma. İşte  biliyorsunuz bu ara, montaj, dublaj, bütün bunların hepsi artık moda oldu. İşte  Bahçeli’nin konuşmaları malum, Öcalan’a nasıl methiyeler düzüyor gördünüz. Aynı  şekilde Kılıçdaroğlu’nun konuşmaları o da Sarıgül’e ve bana ne gibi methiyeler  düzüyor, malum. Bu artık bu teknoloji o kadar ileri gitmiş tamamen sulamış, sen  bunu alıyorsun, Anayasa‘ya ve yasalara aykırı olduğu halde grup salonunda  gelenlere dinletiyorsun, oradan kendine göre Türkiye’ye bunu dinletmenin gayreti  içine giriyorsun. Biraz bi defa usul, adap, bir de ‘edep yahu’ denilen bir şey  var. Bunu görmek lazım. Burada seçim öncesi malzeme. Otururuz, değerlendirmesini  yaparız, daha biz değerlendirmesini dahi yapmadık, değerlendirir atılması gereken  adım neyse ona göre adımımızı atarız. Bunların şeyi ‘acaba biz burdan da bir şey  elde edebilir miyiz?’ Çünkü sandıkta bir şey elde edemeyeceklerini gördüler.  Değerlendireceğiz, ordan da herhangi bir şey çıkacağına inanmıyorum.”
Başbakan Erdoğan, başka bir soru üzerine de müracaatın yapıldıktan  sonra bir hafta içerisinde Meclis Başkanının bunu okuması gerektiği yönünde bilgi  aldığını belirterek, “Okunur, Meclis’te reddedilir veya açılır neyse”  değerlendirmesini yaptı.

“Milli gelir 850 milyar dolara yükseldi”
“Yolsuzlukla mücadele konusunda yeni bir yaklaşım kamuoyuna sunma  düşünceniz var mı?” sorusu üzerine de Başbakan Erdoğan, bu durumun şeffaflıkla  alakalı ve ayrı bir konu olduğunu söyledi.
Yola çıktıklarında “3Y” diye bir başlıkları olduğunu hatırlatan  Erdoğan, bunun, “Yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluk” olduğunu anımsattı.
“Biz bunlarla mücadele ederek bugünlere geldik, eğer bunlarda başarılı  olamasaydık bugünburalara gelemezdik” ifadesini kullanan Başbakan Erdoğan,  “Buralara geliş bizim öyle durup dururken olmadı. Göreve geldiğimizde Türkiye’nin  milli geliri 230 milyar dolardı, şu anda Türkiye’nin milli geliri geldi 850  milyar dolara, böyle bir durumla başbaşayız” dedi.

Erdoğan, şunları söyledi:
“Yolsuzluklarla ilgili attığımız adımlara baktığımızda ortada şöyle  bir durum var; bakın ben burada size İngiltere merkezli Uluslararası Şeffaflık  Örgütü var, bu örgütün 2002’de 102 ülkede Türkiye’nin durumu neydi biliyor  musunuz? Yolsuzlukta biz 65’inci sıradaydık. 2013’te 177 ülkede bunu yapmışlar  şimdi biz 53’üncü sıradayız. Nereden nereye geldik, şimdi böyle bir Türkiye var,  bunu biz yapmadık. İngiltere’deki Uluslararası Şeffaflık Örgütü yaptı. 2002’de  biz görevi devraldığımızda MHP‘den, DSP‘den, ANAP‘tan devraldığımızda 65.  sıradayız yolsuzlukta, 102 ülkede üstelik. 2013’te 177 ülkede 53’üncü sıradayız.  Yolsuzlukta ciddi manada biz artık işi minimize ediyoruz, onun için de 230 milyar  dolar olan milli gelirimiz, 820 milyar dolar. Kamu net borç stokuna baktığımız  zaman yüz liranın 73 lirası borçtu, şimdi yüz liranın 35 lirası borç. Faize  bakıyorsun faizde devletin borçlanma faizi yüzde 63’tü şimdi tek haneli rakamlara  geldik. Enflasyon yüzde 30 iken, şu anda yüzde 8’e buralara geldik. Bütün bunların yanında IMF’ye olan borç 23,5 milyar dolardı. İşte MHP iktidardı, DSP  yanında biz bunu sıfırladık, 14 Mayıs’ta bitti şimdi onlar bizden borç talep  ediyorlar.”
“Belli mahfilleri rahatsız etti…”
Merkez Bankasının döviz rezervinin altın dahil 27,5 milyar dolar iken  şu anda bu rezervin 128 milyar dolara yükseldiğini belirten Başbakan Erdoğan,  “Yolsuzlukların olduğu bir ülkede bunlar olabilir mi? 79 senede 6 bin 100  kilometre bölünmüş yol yapıyorsun, biz burda 11 senede 17 bin kilometre bölünmüş  yol yapıyoruz, 26 tane havalimanı vardı, şu anda 52 tane havalimanı var.  Cumhuriyet tarihinde yapılmış olan tüm dersliklerin yarıdan fazlasını ki 205 bin  derslik yaptık. Eğitimde bunu kendi dönemimizde yaptık. 76 üniversite vardı, 99  üniversite ilave ettik şu anda 81 vilayetin tamamında üniversite var. Yolsuzların  olduğu bir ülkede bunları yapabilir misiniz?” açıklamasında bulundu.
Üçüncü Havalimanı olayının belli mahfilleri rahatsız ettiğini de  bildiren Erdoğan, “46 milyar dolara mal olacak olan bir havalimanı. Burayla  ilgili devletin cebinden bir kuruş para çıkmıyor. Yirmi yıl süreyle bunlar  yapacaklar, işletecekler ondan sonra bunu devlete bırakacaklar. Bu mu yolsuzluk?”  dedi.
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Üçüncü köprü 2,5 milyar dolara malolacak. 15 yıl işletecek, ondan  sonra bu köprüyü devlete bırakacaklar. Burada mı yolsuzluktan bahsedecekler.  Aklınıza ne gelirse şimdi hastaneler yapıyoruz şehir hastaneleri dev hastaneler,  biz bunlara para vermiyoruz. Bunlar yapacaklar ondan sonra biz bunu  kiralayacağız. 25 yıllık anlaşmalar şeklinde. Türkiye bu hastaneleri hayatında  görmedi. Hele hele bu CHP‘nin Genel Müdürü hiç görmedi. O SSK‘nın Genel Müdürü  olduğu zaman onun hastaneleri, sağlamı hasta yapan yerlerdi. İlaç almaya  indiğimiz zaman doktorun verdiği ilaçları dahi o hastaneden alamazdık. Ama şimdi  otel konforunda hastanelerde benim halkım tedavi oluyor. Yolsuzlukların olduğu  ülke bu mu? Anadan doğma kör iki kafadar birlikte aynı tabaktan bunlar sarma  yiyorlar. Birlikte yerken biri diğerine ‘oğlum sarmaları çift çift yeme’ diyor.  Arkadaş, o da diyor ki ‘ben kör, sen kör benim çift çift yediğimi sen nereden  anladın’ diyor. Cevabı zok enteresan, ‘çünkü ben öyle yapıyorum da ondan’ diyor.”

“Türkiye o işleri aştı”
Hatırlatılan ekonomik rakamlara işaretle, “Bir kırılganlık endişesi  taşıyor musunuz?” sorusunun sorulması üzerine ise Başbakan Erdoğan, “Türkiye o  işleri aştı” yanıtını verdi.
Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Bunlar ani rüzgar gibidir, gelir geçerler. Mayısta, haziranda da aynı  şeyleri yaptılar, piyasa kendini tekrar toparladı. Öyle kaçış falan söz konusu  değil. Bugün de sabah, öyle biraz olumsuzluklar oldu, akşama doğru borsa tekrar  yükselmeye başladı, faiz yine kendi rayına oturmaya başladı. Böyle bir şey söz  konusu değil, tekrar aynı şekilde devam eder. Çünkü Türkiye’nin zemini artık  sert, sağlam. Burada artık herhangi bir oynama olmayacak. Bundan sonraki süreçte  çok daha iyi olacak. Şimdi bakın ocak, şubat ihracata bakıyorsunuz tüm zamanların  rekoru kırıldı. Sanayideki üretime bakıyorsunuz aynı şekilde 7,3. Bunlar hep  devamlı artıyor, hele hele şu anda AB’de toparlanmalar var, AB üyesi ülkelerdeki  toparlanmaylaAvrupa‘ya olan ihracatımızın da artacağını düşünüyorum. Dünya  piyasalarında da toparlanma oldukça, Türkiye’nin… Türkiye’de istikrar var,  güven var? Nereden kaynaklanıyor? Türkiye’de istikrarın teminatı olan bir hükümet  var. Kendi içinde birbirine düşün bir hükümet değil. Eğer bu hükümet bir  koalisyon hükümeti olsaydı, MHP, DSP onların olduğu gibi 5 yılla geldiler 3,5  yılda bırakıp kaçtılar. Onların açıklarını biz ödedik, bugünkü duruma öyle  geldik.”
Şu anda da büyük hedeflere oynadıklarını belirten Başbakan Erdoğan,  “Bütün yatırımlarımızla, ulaşımda, sağlıkta… Şimdi Marmaray‘ın güneyinden bir  tüp geçit daha yapıyoruz” dedi.
Yapılanların çoğu kişi tarafından bilinmediğini ifade eden Erdoğan,  Marmaray’ın geçtiğimiz günlerde yaşanan sis olayında günde 300 bin kişi  taşıdığını aktardı.

“Dershaneleri kapatma kararı verirken doğrudan cemaati bitirme,  geriletme, yok etme, silme veya tasfiye etme gibi bir amaç mı güttünüz?” sorusuna  Erdoğan, “Böyle bir şey söz konusu olamaz” karşılığını verdi.
Başbakan olduktan kısa bir süre sonra hükümeti kurduklarını ve dönemin  Milli Eğitim BakanıHüseyin Çelik‘e, “Ben bu dershane sistemine karşıyım. Bu  konuda hazırlıklarını yap. Bu dershaneleri reforme edelim. Bunlarla bizim  yürütmemiz mümkün değil” dediğini aktaran Erdoğan, Anadolu‘daki halkın her zaman  “Bizi ne zaman bunlardan kurtaracaksınız” diye sorduğunu söyledi.. Başbakan  Erdoğan, “Devletin okulları bir şey veremiyor, dershane mi veriyor? Siz  alacaksınız, ilkokul, ortaokul, lise yetiştireceksiniz, orada bir ara üç, altı,  dokuz ay neyse bir dershaneye gidecek, diğerini tamamen silip atıyorsun. ‘Hiçbir  şey veremedi devletin okulları veya özel okullar ama bu dershane verdi.’ Böyle  bir mantık olamaz. Bundan sıyrılmamız lazım” ifadesini kullandı.
Bugün Mardin’de bir kadının yanına gelerek, “Ben, ortaokulu kendi  gayretlerimle okudum, liseyi dışarıdan okudum, ardından da hukuk fakültesini  bitirdim. Ben, dershaneye falan gitmedim Başbakanım. Şu anda da partide çalışan  biriyim” dediğini aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu hanımı dinlediğim zaman ben işin gerçeğini gördüm. Davarını  satacak, bileziklerini satacak çocuğunu okutacak. Peki, bunun yüzde yüz istediği  üniversiteye girme diye bir teminatı var mı? Yok. Şimdi biz burada dershaneler  olayını reforme edelim, bunu kaldıralım derken diyorduk ki okulla dönüştürelim.  Bununda  ilk adımını hatırlarsanız, biz hizmet alımı yoluyla yapmak istedik.  Dedik ki bu tür kurulmuş okullara biz öğrenci verelim, bu maliyet üzerinde   ödemeleri yaparız onlar da bize bu hizmeti verirler. Çünkü biz de okul yatırımını  minimuma indirmiş oluruz. O zamanDanıştay bizim attığımız adımı biliyorsunuz  bozdu, reddetti. O zaman ki gazeteleri hatırlayın ‘Cemaate destek olsun diye  hükümet bunu yaptı’ diyorlardı. Kim bize hizmet verirse, ondan bu tür alımı  yapacaktık.”

“Burada ulusal güvenliği bir tehdit var”
Kendisinin ve bakanlarının cemaatin değişik ülkelerindeki okullarını  davet üzerine ziyaret ettiğini anımsatan Erdoğan, “Oraların devlet başkanları,  hükümet başkanları adeta biz onlar refere olduk. Onların da onlara bakışı, bizim  bu bakışımız sebebiyle farklıydı, değişikti. Şimdi bu yaklaşımı ortaya koyan bir  iktidar, kalkıp da burada niçin böyle bir şeyle uğraşsın ki? Biz, nasıl sağlıkta  reform yaptıysak, nasıl değişik birçok konularda reform yaptıysak, yani biz  hükümetin idari yapısında bile bir reform yaptık. 35, 36 tane bakanla aldık biz  bu iktidarı, 25’e indirdik” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, usulsüz dinlemelerle ilgili bir soru üzerine,  dinlemede bulunan yapının devlette 30-35 yıllık mazisinin bulunduğuna dikkati  çekerek, şöyle konuştu:
“Yani 30-35 yıl böyle bir hazırlığı yaptılar ve bu hazırlıkla da  devletin belli kurumlarına, hele hele hassas kurumlarına sızmayı başladılar. Bu  niyet samimi değildi. Art niyetliydi ve bir de ‘biz bu devleti bu yollarla nasıl  ele geçireceğiz.’ Ben, mesela bu son gelişmelerin en hayırlı boyutunu, bu  gelişmeler olarak görüyorum. Bu, iyi ki oldu. Dolayısıyla şimdi burada bizi düşen  ciddi manada devleti bu virüslerden temizlemek. Bunu yapmamız gerekiyor. Şimdi  atılacak adım budur. Tabii nerelere kadar nüfuz ettiği görünmüyor. Önümüze tabii  bilgiler akmaya başladı. Havuz bu noktada zenginleşiyor. Son Milli Güvenlik  Kurulu’nda da yaptığımız basın açıklamasında da söylendiği gibi, burada ulusal  güvenliği bir tehdit var. Ulusal güvenliğe olan bu tehdidi biz görmemezlikten  gelemeyiz. O bildiriden de ifade edildiği gibi biz burada gerekli olan tedbirleri  almak zorundayız. Şimdi bizim attığımız adım bu gerekli tedbirleri almak  istikametindedir. Şimdi benim, yani Enerji Bakanım ile yaptığım görüşme, diyelim  ki uluslararası bir tahkim kurulu var. Bu tahkim kuruluyla ilgili atması gereken  adım veya bu adımla ilgili bana verilen bilgiler. Sen bunu dinliyorsun. Bu ne  demekti? Tamamen casusluk. Böyle bir casusluğu yapacak kadar bunlar, istikametini  şaşırmış durumda. Bunların olayı sıradan olay değil. Yani bir basit ajanlık olayı  da değil. Casusluk bu.”

“Milli İstihbarat Teşkilatı’na güvenemezsem, nereye güveneceğim?”
Dinlemelerin yurt dışına sızdırıldığı yönünde bir endişelerinin olup  olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, “Biz, kışa göre tedbirimizi alalım, yaz  olursa bahtımıza” karşılığını verdi.
“Bu kadar itimat fazla değil mi, kendinizi eleştiriyor musunuz?  sorusunu ise Erdoğan, şöyle yanıtladı:
“Devletin kurumları içerisinde olan hiç kimse için kalkıp böyle bir  şey düşünemeyiz ki. Devletin kurumlarına girerken, bunların bütün güvenlik gibi,  bütün şeyleri yapılıyor. Bu, kavun değil ki insan. Memur alıyorsun, alırken bunun  bütün iş güvenlik araştırmaları yapılır, bununla da devlete girer. Ama bunlar  oralara sızmışlar, istihbarat teşkilatına sızmışlar. Eğer sen ona güvenmezsen  demek ki sen art niyetli davranıyorsun. Böyle bir şeyle de karşı karşıyasın. Eğer  ben emniyet teşkilatının istihbaratına güvenemezsem, Milli İstihbarat  Teşkilatı’na güvenemezsem, nereye güveneceğim? Bunu ben kurmadım ki veya biz  kurmadık ki. Bunu biz elimizde bulduk ve bununla çalışıyorsunuz. İstediğiniz  kadar denetleyin, denetleme görevini verdiğiniz kişi de o. Bu denli bu iş  şirazesinden çıkmış.”
Erdoğan, 17 Aralık’ın ardından yaşanan olaylardan sonra bazı tespitler  yaptıklarını belirterek, “Bunların bir defa üç tane önemli hasleti var. Bunlarda  takiye var, bunlarda yalan var, bunlarda iftira var. Üçünün neticesi fitne var,  fesat var. Yani böyle çok rahat takiye yapıyorlar. Şiayı falan geçmiş  vaziyetteler. Şia, bunların eline su dökemez. O denli ileriler. Yalan ha keza.  Biz onlara ya bunlar yalan söyleyecek insanlar değil öyle de bakmadık. Ama şimdi  ağzıyla kuş tutsa bitti bu iş. Öbür tarafta iftira da var. Biz şimdi artık tabii  bu işler bitti. Şimdi hamdolsun bu tür bir şeyi tespit etmek, delillendirmek,  bunların ortaya çıkması bundan sonraki atacağımız adımlarda inanıyorum ki çok  daha süratle bir neticeye ulaştırılacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
İş dünyasının da tehdit edildiğinin anımsatılması ve bu kişilere  güvence verilmesi konusunda devletin tavrının ne olacağının sorulması üzerine  Erdoğan, “Ben, şimdi meydanlarda bir şey anlatıyorum. İş adamları falan filan  diyorum. Şimdi bazı iş adamları bunlarla özel ilişkiler içerisine girerse, açığı  da varsa ben nasıl çözeceğim o işi. Böyle bir tehdit altındaysa ve kendi bu  noktada ‘ben dürüstüm, dürüst bir iş adamıyım’ diyorsa ve böyle de bir tehdit  altındaysa, bunların bize güvenmesi lazım. Ama hala bize güvenmiyor da oraya  güveniyorsa, işte bu paralel devlettir” ifadesini kullandı.
Tehdit edilenlerden kendilerine güvenmelerini isteyen Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu:
“Ya, sen bize güven ya. Bu ülkenin hükümeti biz değil miyiz, devleti  biz yönetmiyor muyuz? Geleceksin, bunu bize söyleyeceksin ki biz bu şifreleri  çözelim. Burada ister istemez kullanmak isteyeceğim, namuslular namussuzlar kadar  cesur olmazsa bu iş çözülmez. İstediği kadar tehdit olsun. Koruma altın alınmaksa  biz, seni koruma altına alırız.”

Erdoğan, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustafa  Sarıgül’ün, halen eski İstanbul’dan bahsettiğini, oysa eski İstanbul’da susuzluk,  çöp, hava kirliliği olduğunu ifade etti. Erdoğan, “Ondan sonra gidiyor, köprünün  üzerinde balık tutuyor. Orada balık tutuyorsan, şu andaki iktidarın yüzüsuyu  hürmetine tutuyorsun. Orası çamurdu, bataktı; oralarda balık malık yoktu” diye  konuştu.
Sarıgül’ün, Haliç Metro Geçiş Köprüsü’nün İstanbul’un silüetini  bozduğunu söylediğini anımsatan Erdoğan, “Herhalde silüet dediği, takım elbiseden  bahsediyor. Neresi bozuyor İstanbul’un silüetini?” dedi.
Söz konusu köprünün İstanbul’a farklı bir zenginlik kattığına dikkati  çeken Erdoğan, ayrıca Haliç’in içinde şu anda mikrobiyolojik hareketlenmenin  başladığını, artık temiz bir Haliç’in olduğunu vurguladı.

“Dinlenme paranoyasından halkımızı kurtarmamız lazım”
Erdoğan, “Paralel yapıya, cemaat tarafından yapılan faaliyetlere,  paralel devlete gereken hesabı soracağınızı söylediniz. Ancak, bir çok insan var  ki yurtlar da kalıyor, gönüllü olmuş ve destek vermiş cemaate. Bu insanların  kaygıları var, ne dersiniz bunlar için? Nasıl bir hesap sorulacak ve kimler bunun  muhatabı olacak” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Bizim hedefimiz karar verici durumda olanlardır. Yani bizim şu anda  kalkıp da STK’lar içinde olanlarla ilk etapta herhangi bir şeyimiz olmaz. Ama STK  içinde olup o da bu devletin yasalarını çiğneyen hareket yapıyorsa onlar için de  gereği düşünülür. Ama bizim devletin içinde, karar mekanizmaları içinde yer alıp  da burada yanlışa sevk edenler olursa, tabii öncelikle bizim bu karar  mekanizmalarında yer alanlar noktasında atacağımız adımlar kesin.
Başbakanı dinleyen… Şimdi bunu tespit ettiğimiz zaman, gereği neyse  onu yapacağız. Bunun dışında bizimle ilgili özel bazı mahrem diyebileceğimiz  şeyleri araştıranlar varsa ve bunun uluslararası nitelikleri de varsa, herhalde  bunlara biz, ‘Yerinde kalabilirsin, devam et…’ Bunu mu diyeceğiz?
Halkımın bir çok ilişkilerini kalkıp da gayri hukuki yollarla  dinlemeye gidenler ki şimdi biliyorsunuz ona da yeni bir düzenleme getirdik.  Artık bir savcının ya da tek hakimin verdiği bir kararla dinleme filan, bu  devirler artık geride. Çünkü oralarda da siparişler vardı. Şimdi ne olacak? Ağır  ceza ve oy birliği ile verecek. Oy birliği ile verdiği takdirde o dinleme  yapılacak. Yani artık dinlemenin kolay olabileceği bir süreç, bundan sonra yok.  Bu ne demektir gayri hukuki dinleme bundan sonra Türkiye’de olamayacak. Dinlenme  paranoyasından bir defa halkımızı kurtarmamız lazım. Çünkü çok zorluklar çekti bu  millet. Yani amirine itaat eden değil, abilerine itaat eden bir mantık vardı.  Bunun ortadan kalkması lazım.
Düşünebiliyor musunuz? İşte bazı şeyler ortada, çıktı. Yayınlandı, siz  de duydunuz biz de duyduk. Her türlü senaryoyu kalkıp Pensilvanya’ya soruyorlar.  ‘Şunun şöyle olması, bunun böyle olması…’ Her türlü… Böyle bir devlet  olabilir mi? Sen oraya nasıl sorarsın böyle bir şeyi? Yok yargı imamı, yok  emniyet imamı, yok şuranın imamı, yok buranı imamı. Biz imamı camide tanıdık,  bildik ama bu tür kurumların içinde bu tür şeyleri görmek yenilir yutulur şeyler  değil.
Bakıyorsunuz, ‘alüfte…’ Bir hocaefendinin alüfte ile malüfte ile ne  işi var? Böyle bir şey olabilir mi? Toplum, ‘Ha demek ki aşüftenin yanında bir de  alüfte varmış…’ Bunu da bu vesile ile öğrenmiş oldu. Böyle bir şey olabilir mi?  Ben bir Başbakan olarak bunları konuşurken haya ediyorum. Biz bu hallere düşecek  miydik? Bu milleti, bu toplumu bu hale nasıl getirdiniz? Nasıl bu adımları  attınız? Hiç acımadınız mı bu millete? Çünkü bu adımlar, milletin parçalanmasına  doğru yürüyor. Buna çanak tutan iş adamları da var. Buna çanak tutan sanatçısı da  var gazetecisi de var hepsi var. Onlar zannettiler ki ‘Hiç biz bu işten zarar  görmeyeceğiz.’ Biz de öyle düşünüyorduk. Ama işte zarar çıktı ortaya. İyi ki  çıktı. Şu anda bu bir şer olarak görünüyor ama inşallah bundan sonra hayrolacak.”

“Cemaat değil örgüt”
Erdoğan, Mustafa Karaalioğlu’nun, “Hiç endişelenmiyor musunuz? Seçime  giderken size oy vermeyeceğini söyleyen bir cemaat var” sorusuna karşılık, “Bir  daha şu cemaat ifadesini de lütfen kullanmayın. Niye korkuyorsun? Örgüt var. Bir  hareket olamaz, örgüt var. Cemaat de diyemezsin. Bu ülkede cemaatler var. Onlar  hayırlı işler yapıyorlar. Bu hayır işi değil. Çünkü, siz yurtlarınızda,  evlerinizde kalan öğrencileri, paralarını da almak suretiyle evlerinize  alacaksınız, yurtlarınıza alacaksınız, orada gece seanslarıyla bu ülkenin  Başbakanına, bakanlarına beddua ettireceksiniz. Aralarında üç beş tane öğrenci  çıkıp da ‘Neden böyle yapıyorsunuz, biz Başbakanımızdan memnunuz’ deyince de  kapıya koyacaksınız. Bu mu cemaat? Örgüt.” diye yanıt verdi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
“Beddua dediğiniz şey nedir? Burada densizlik, her türlü şey var. Çok  enteresandır, sadece bugün, Kredi ve Yurtlar Kurumu olarak yurtlarımıza  aldığımız, bu tür öğrencilerden 811 kişi.
Ben her gittiğim yerde de açıklıyorum. ‘Eğer buralarda huzursuz,  rahatsızsanız, ayrılmak istiyorsanız, Kredi Yurtlar Kurumu’ndaki, o ilimizdeki  yurtta yer varsa biz sizi oralara alacağız, yoksa devletin oradaki sosyal  tesislerinde sizleri misafir edeceğiz. O da yoksa biz sizi otellerde misafir  edeceğiz. Biz sizi sokakta bırakmayız. Çünkü bunların o acımasız ellerine biz  yavrularımızı bırakamayız. Bizim şu anda 27 bin 473 boş kontenjanımız var.  Bunları değerlendiririz. Şu anda özel sektörün öğrenci kapasitesi ortalama 234  bin. Barınan öğrenci sayısı 116 bin. Yüzde 50. Kredi Yurtlar’da yüzde 92. Biz şu  anda yoğun bir şekilde yurt yapımlarına, aynı zamanda kiralamayı da devam  ettiriyoruz. Ama bizim yurtlarımızda filan, bunlar gibi ikna odaları yok.  Bunlarda ikna odaları filan da var.
Biz malum üniversitelerde başörtülü yavrularımıza neler yapıldığını, o  ikna odalarında neler yapıldığını sizler yazdınız, çizdiniz bizler de hep  konuştuk. Şimdi aynısını bunlar yapıyor.”
“Oy vermeyin” çağrısı konusunda endişesi olup olmadığı yönündeki soru  üzerine Erdoğan, o noktada halka güveninin tam olduğunu belirtti. Meydanların  dilinin bunu söylediğini ifade eden Erdoğan, meydanların artık bunu aştığını,  artık eski Türkiye değil yeni Türkiye olduğunu vurguladı.

“Niye Pensilvanya’dan?”
Yeni Türkiye’nin, milli iradesine saygı istediğine işaret eden  Erdoğan, “Kendilerine güç vehmedenler, 30 Mart’ta zaten bunun cevabını alacaklar.  Böyle güçlü olmadıklarını görecekler. Böyle güç vehmeden başka gruplar da oldu  geçmişte. Bazıları hatta parti kurdular. Ben bunlara da söylüyorum, ‘Bu kadar  güçlüyseniz, hadi partinizi kurun.’ Nasıl olsa şu anda sizin lideriniz de var.  Liderinizi de çağırın, Türkiye’ye girmesinde bir sakınca var mı? Pensilvanya’dan  çıksın gelsin Türkiye’ye, Türkiye’den yapsın bu çalışmalarını. Niye  Pensilvanya’dan? Burada yürütsün bu işleri” diye konuştu.
Erdoğan, şöyle devam etti:
“Çünkü zaten cami imamlığı diye böyle bir şey yok. Her şey ortada.  Bakıyorsunuz, ‘Cebrail parti kursa ona bile oy vermem’ diyor. Ben burayı  anlamakta zorlanıyorum. İmam hatip mezunuyum da biraz bir şeyler biliyorum. Yani  Pensilvanya kadar bilmesem de… Orada biz meleklere imanın itikadi olduğunu  biliyoruz. Hazreti Cebrail’in zaten parti kurmak vesaire, böyle bir derdi yok.  Onun görevleri, görev alanları belli. Ama öyle bir benzetme yapılıyor ki ‘O bile  kursa, ona, (kusura bakma oy vermem) derim’ diyor. Öbür tarafta bakıyorsun,  Miraç’tan Sevgili Peygamberimizi indiriyorlar, kamyonete bindirip… Bu kadar  çirkin, insanı adeta şirke götüren böyle bir tabloyu kendi televizyonlarında,  kendi dizilerinde oynatıyorlar.
Bunların, bu toplumu ciddi manada rahatsız ettiğini görüyorum. Çünkü  gittiğim yerlerde bunlarla şu anda karşı karşıyayım. Diğer siyasi partilerin  böyle bir sorunu olmayabilir. Onlara bu tür şeyleri sormayabilirler. Ama bize  şimdi, ‘Bunların çözümüne yönelik ne yapacaksınız?’ diye soruluyor. Çünkü icra  makamında biziz.”
Yerel seçimlerin genel seçim havasına dönüştüğü hatırlatılarak  özellikle Ankara, İstanbul gibi şehirlerin anketlerde nasıl göründüğüne ilişkin  bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, 30 Mart seçimlerinin adeta yerel seçim  havasından çıktığının söylenebileceğini dile getirdi.
Erdoğan, “Bir genel seçim havası var, yani işi buna zaten bu mevcut  gelişmeler götürdü ve partimiz şu anda 45-50 aralığında bir yeri koruyor. Biz  biliyorsunuz 4 tane bizim şu anda bir araştırma şirketiyle çalışmamız var ve bir  beşinci de ayrıca onu da yine onunla check edelim diye yapıyoruz ve bütün bunlara  baktığımızda da şu anda gelinen nokta 45-50 aralığında bir yerde partimiz durumu  götürüyor” dedi.

“Hizmet gereklidir ama yeterli değildir”
Erdoğan, bu oy oranlarının yerel seçimler için yüksek bir oy olup  olmadığının sorulması üzerine de şunları söyledi:
“Yerel seçim için tabi böyle bir oy çok çok ideal bir oy. Çünkü yerel  seçimi partinin kendi siyaseti, kendi ilkelerinden öte kişiler de etkiliyor,  adaylarınız etkiliyor. Eğer aday tespitlerinde başarılı olabildiyseniz bu oyunuzu  artırır ama başarılı olamadıysanız ki bu mümkün orada da tabi o ismin oraya bir  şey verip vermeyeceği önemli değil, oraya bakmıyor vatandaş. O kişiye bakıyor, ‘O  kişi iyidir’ filan falan. Ama buraya hizmet verebilir mi belediye olarak bunu  düşünmüyor ve ona maalesef gidiyor oyunu veriyor. Bunu dolaştığım yerlerde de  görüyorum. hiçbir şey yapmamış belediyecilik adına ama bakıyorsun yine de orada  bir karşılığı var. Niye, ya güleryüzlüdür, ikili ilişkilerinde iyidir. Yani tam  aksi olan yerler var mesela partili belediye başkanlarımızın içinde çok başarılı  hizmeti olanlar var ama vatandaşla ikili ilişkilerinde zayıf olduğu için oradan  puan kaybına girmiş. Onun için benim her zaman bir sözüm var, hizmet gereklidir  ama yeterli değildir. Yeterli olan ikili ilişkileri kurabilmektir.”
Erdoğan, 30 Mart yerel seçimlerinin bir başka yönünün daha bulunduğunu  ifade ederek bu seçimde 16 olan büyükşehir sayısının 30’a çıkarıldığını  hatırlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:
“30 büyükşehir Türkiye’deki seçmen sayısının yüzde 75’ini oluşturuyor.  Yani diğer 51 vilayet sadece yüzde 25, dolayısıyla bu işin kaderini belirleyecek  olan bu 30 tane büyükşehir. Şimdi bu 30 büyükşehirden bu dağılım çok önemli, AK  Parti’nin ne alacağı önemli, diğerlerinin ne alacağı önemli. Biz tabi bu anketler  içerisinde şu anda İstanbul, Ankara’ya baktığımızda gayet iyi bir noktadayız.  İzmir’de yani şu anda Binali Bey orada başa baş oynuyor diyebilirim. Ve her an  orada Allah’ın izniyle Binali Bey de İzmir’den gelecek umudunu taşıyorum çünkü  Binali Beyin karşılığı oluştu. Belediyecilik eğer hizmetse orada CHP’nin adayı  Binali Beyle asla yarışamaz. Binali Bey merkezi yönetimin zaten İzmir’e verdiği  hizmetin yanında şimdi yerelde projeleriyle konuşuyor. Ama CHP adayının orada  belediye başkanlığı yaptığı halde ortada doğru dürüst eseri yok.
Düşünebiliyor musunuz, İzmir gibi bir şehirde hala çöp konusunda vahşi  depolama yapılıyorsa benim İzmirli vatandaşım da hala İzmir’e bir modern  depolamayı getirememiş bir belediye başkanına oy verecekse benim söyleyecek bir  şeyim yok. Ve İzmir’in bakıyorsunuz en görkemli yerlerinde gecekondular ve  oradaki görüntüler İzmir’e yakışmıyor. Yani bir kentsel dönüşüm değişim nedir  İzmir Büyükşehir Belediyesi daha bunu öğrenememiş.”
AK Partili belediyelerin olduğu yerlerde kentsel dönüşüm ve değişim  başlattıklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, Ankara’da kuzey Ankara yolundaki  gecekondu bölgesinde modern binalar yapıldığın ve vatandaşların yerleşmeye devam  ettiğini hatırlattı.
Çayyolu metrosunun açılışını gerçekleştireceklerini anlatan Erdoğan,  “Biz hizmet getiriyoruz. Büyükşehir belediyemiz buna başladı, biz bunları  tamamladık, İzmir’de de Binali Bey, gerek bu dediğim çöp olayıydı, gerek oradaki  ulaşımla ilgili atılması gereken adımlardı, bütün bunlara yönelik olarak çok  kararlı projeler, çok sayıda projelerle şu anda İzmir halkının karşısında. Ben  inanıyorum ki İzmir eğer hakikaten kendisine layık olan hizmeti alacaksa 30  Mart’ta Binali Beye ‘Burada seninle beraber yürüyeceğiz’ deme kararını vermelidir  diye düşünüyorum İzmir için” diye konuştu.
Erdoğan, sadece belediye başkanının İzmir’i kalkındıramayacağı,  hükümet olarak taahhütlerinin olup olmadığının sorulması üzerine, belediye  başkanının farklı bir partiden olmasına bakmadan çevreyolu ve tüneller  yaptıklarını hatırlattı. Erdoğan, “Hele hele biz orada şimdi ÇandarlıLimanı’nı  yapıyoruz ki, dünyanın sayılı limanlarından bir tanesi olacak, dev bir liman  yapıyoruz. İnşaatı şu anda hala devam ediyor” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediyesinin raylı sistemi bitiremediğini söyleyen  Başbakan Erdoğan, “Onu biz ulaştırma bakanımıza yani Binali Beye talimat verdik,  Binali Bey bitirdi. Mesela su getirmek büyükşehir belediyesinin işidir, ama İzmir  Büyükşehir su sorununu çözemedi İzmir’de. Biz Devlet Su İşlerini devreye soktuk  ve barajlardan İzmir’e suyu getirdik ve İzmir şu anda bizim getirdiğimiz o suyu  kullanıyor” diye konuştu.
“Üçüncü dönemin ortalarını geçtiniz, son döneminiz milletvekili olarak  sizin ve bir çok arkadaşınızın. Yüzde kaç canınızı sıkacak, ya da hangi sonuç  canınızı sıkacak” şeklindeki soru üzerine Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Benim onları konuşmam doğru olmaz. Ben şu anda, halkın takdirine biz  saygı duyan partiyiz. Ben bu noktada sadece bir şey söylerim, siyaset niye  yapılır, insani hizmet için. Peki siyasetçi niye yapar, birinci olmak için. Değil  mi? Ben bu partinin lideriyim bize taban böyle bir görev verdi ve şu anda şunu  söyleyebilirim, ‘Biz bu seçimden birinci parti olarak çıkacağız’. Ve şunu da  söylerim, daha iddialı bir şey, ‘Eğer birinci parti olarak çıkmazsak ben genel  başkanlık koltuğunda oturmam, buradan çekilirim’. Aynı şeyi CHP Genel Başkanı  söyleyebilir mi? Ya sen niye geldin oraya, partini birinci parti yapmak için  gelmedin mi? Peki dört yıldır oradasın, partin nerede? MHP, yıllar yılı işin  başındasın. Sen yani hep böyle üçüncü parti olmaya mı talim ediyorsun. Birinci  parti olmak gibi bir derdin var mı, yok mu? Yine üçüncü parti olarak mı  kalacaksın.”
Gelişmiş ülkelere bakıldığında başarısız olan siyasetçilerin görevi  bıraktığına dikkati çeken Erdoğan, Almanya eski Başbakanı Schröder’in birinci  parti olamadığı için koltuğunu bıraktığını hatırlattı. Erdoğan, “Türkiye buna  alışmalıdır. Yani birileri ‘Ben bu seçimde başında olduğum parti birinci parti  olmadı artık ben çekiliyorum, bunu başka arkadaşlar alsın yürütsün’, diğerleri  aynı şekilde ‘Başkaları alsın yürütsün’ bunu diyebilmeli. Bu siyasi kültürü  yakalamaları lazım ama bu siyasi kültürü yakalayamıyorlar sıkıntı burada. Biz şu  anda bu seçimin Allah’ın izniyle birinci partisiyiz” diye konuştu.
Erdoğan, yerel seçimlerle birlikte sekizinci kez sandığa gideceklerini  hatırlatarak, “Burada tabi CHP 5 yıl içerisinde üç seçim kaybetti. Ama bu  Erzurumlu Teyo Pehlivan gibi, yenile yenile doymuyor” dedi.

 

13 Mart 2014
Namuslular namussuzlar kadar cesur olamalı için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

SUSUZ YAZ BiZiMi BEKLiYOR ?

SUSUZ YAZ BiZiMi BEKLiYOR ?

 

Yağış oranlarında ortalamaya göre en fazla düşüş görülen şehir Adana oldu. İkinci şehir ise yüzde 29.7 ile İstanbul.

‘Suyu arıtarak kullanmalıyız’

İklim değişikliği konusunda uzun yıllardır uyarılarda bulunan sivil Toplum Örgütü Grenpace de Türkiye ikliminde ‘en’leri yaşadığımızı belirterek, önlem alınmazsa ciddi sorunlar yaşayacağımız uyarısında bulunuyor.
“İklim değişikliği kuraklığın artmasına, yanLış uygulamalar kuraklığın bizi daha da olumsuz etkilemesine neden oluyor” diyen Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan iklim değişikliği ve kuraklıkla başedebilmek için yapılması gerekenleri şöyle anlattı: “Son on yılda hem dünya hem de Türkiye genelinde iklim adına ‘en’leri yaşıyoruz. Özellikle artankömür ve petrol aramaları ve kullanımı, iklim değişikliğine ve sonucunda da kuraklığa ve afetlere neden oluyor. Bugün Türkiye’de iklim değişikliğinin giderek hızlanmasına sebep olacak 70’in üzerinde kömür santrali projesi var. Bu santrallerin bazıları aynı zamanda soğutma için yer altı sularını kullanıyor. İklim değişikliği kuraklığın artmasına, yanlış uygulamalar kuraklığın bizi daha da olumsuz etkilemesine sebep oluyor. Kuraklıkla baş edebilmek için suyu çılgınca tüketmek yerine, suyu daha evde arıtarak tekrar ve tasarruf yaparak kullanmalı, endüstri ve tarımda da az ama verimli kullanmalı, arıtarak tekrar tekrar geri dönüştürmeliyiz. Endüstri ve enerjide su tüketimini minimuma indirmeli, bu sınırlı ama en önemli kaynağını doğru kullanmalıyız. Doğru bir su yönetimi iklim değişikliğinin yarattığı kuraklık ve afet koşullarına uyum sağlanmasında en önemli adım olacaktır.”

13 Ocak 2014
SUSUZ YAZ BiZiMi BEKLiYOR ? için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

günceL haberLer

günceL haberLer

Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, halen Orta Akdeniz üzerinden gelen ılık ve yağışlı hava kütlesinin etkisi altında olan Türkiye‘de, bugün batı kesimlerde görülecek yağışların Antalya ve Muğla çevreleri ile İzmir ve Aydın‘ın kıyı kesiminde kuvvetli olması bekleniyor.

Türkiye, yarın Balkanlar üzerinden gelecek soğuk havanın etkisine girecek.

Tahminlere göre; Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı Karadeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu‘nun batısı yağışlı geçecek. Yağışlar önceleri yağmur Ege ve Akdeniz kıyılarında sağanak, öğle saatlerinden itibaren Trakya, akşam saatlerinden sonra Marmara‘nın güneyi, İç Ege ve Göller yöresinde gece saatlerinde ise Batı Karadeniz‘in iç kesimi, İç Anadolu ve Doğu Anadolu‘nun batısında karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacak.

24 Aralık Cumartesi günü Marmara‘nın batısı ile Kıyı Ege dışında kalan tüm yurt yağışlı geçecek. Yağışlar kıyılarda yağmur diğer yerlerde kar şeklinde olacak.

25 Aralık Pazar günü yağışlı hava Karadeniz, İç Anadolu‘nun doğusu, Doğu Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde etkili olmaya devam edecek. Yağışlar Güneydoğu Anadolu ile Doğu Akdeniz kıyıları ve Karadeniz kıyılarında yağmur, diğer kesimlerde kar şeklinde olacak.

Yağışlı hava 26 Aralık Pazartesi günü doğu kesimlerde devam ettikten sonra yurdu terk edecek.

Hava sıcaklığının yarın günü kuzeybatı kesimlerde, hafta sonunda ise ülke genelinde 6-10 derece azalacağı tahmin ediliyor. Rüzgarın; bugün Ege ve Batı Akdeniz‘de güney ve güneydoğu yönlerden yarın ve 24 Aralık Cumartesi günü Marmara, Batı Karadeniz ve Ege‘de kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına şeklinde eseceği bekleniyor.

Yetkililer, vatandaşları kuvvetli yağış ve fırtına nedeniyle meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı

23 Aralık 2011
günceL haberLer için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Yemişlerin Sultanı Üzüm

Yemişlerin Sultanı Üzüm

Hurmanın ardından ilk olarak üzümün zikredilişi, onun meyve türlerinin en değerlisi oluşundandır denebilir. Efsânelere konu olacak kadar eski ve kültürel bir geçmişi olan üzümün başta Mezopotamya, Anadolu ve Mısır medeniyetleri olmak üzere, hemen hemen bütün medeniyetlerde izine rastlamak mümkündür. Bereket, şifa, güzellik gibi kavramları sembolize eden üzüm, aynı zamanda değişik amaçlar için de kullanılmıştır. İsrail halkının “kuru üzüm” için festivaller düzenledikleri, hatta vergilerini krala, “kuru üzüm” olarak ödedikleri söylenir. Londra’da British Müzesi’nde bulunan ve tahmînen milattan önce 681-705 yıllarına ait olduğu iddia edilen bir taş kabartmada, Asurluların bağcılıkta çok ileri gittikleri ve asmalarını çardak şeklinde yetiştirdikleri görülmektedir.

İkinci Bâbil hükümdarı Bühtünnasr tarafından, eşini memnun etmek amacıyla Fırat nehri kenarına kurulan “Babil’in Asma Bahçeleri”, dünyanın yedi harikasından biri sayılmıştır. Ege bölgesinde bağcılığın 6. ve 7. yüzyıllarda yayıldığı anlaşılmaktadır.

Üzüm, dünyada; özellikle Kuzey Amerika’nın güneyinde, Güney Avrupa’da, İspanya’da, Kuzey Afrika ülkelerinde, Fransa, İtalya ve Türkiye’de yetiştirilmektedir. Dünya üretiminin % 35’i ise Türkiye’de yapılmaktadır.

Üzümün Latince adı Vitis Vinifera’dır. On binden çok çeşidinin olduğu bilinmektedir. Üzüm meyvelerle birlikte meyve, azıklarla birlikte azık, katıklarla birlikte katık, ilaçlarla birlikte ilaç, içeceklerle birlikte içecektir. Bu yüzden üzüm için “yemişlerin sultanı” tabiri kullanılmıştır.

İlk olarak çıkan filizlerinden son hâline kadar üzümden faydalanılır. Filizlerinden çıkan uzun ve yeşil iplikçikler ekşimsi ve lezzetli bir tadıyla yenildiği gibi ayrıca pişirilerek yemeği de yapılmaktadır. Üzümün ağacına “asma” adı verilir.

Üzümün olmamış hâline “koruk” denir. Koruktan şifalı şuruplar yapıldığı gibi kışlık ekşi de kaynatılır. Çok ekşi bir tadı vardır. Koruk irileşip kalınlaşınca “üzüm” adını alır. Tatlı ve sulu hâliyle tam bir yaz meyvesidir. Yaş üzümü asarak uygun şartlarda bir yıl saklamak mümkündür. Böylece bütün bir yıl taze üzüm olarak tüketilebilir. Üzümden, kuru üzüm çerezi, ayrıca hoşaf, şıra, sirke ve pekmez olarak faydalanılabilir.

20 Ekim 2011
Yemişlerin Sultanı Üzüm için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad