Erotik Liderlik Makalesi

Erotik Liderlik Makalesi

pregn18  Prof. Dr. Nuri Bilgin (1994), değişken seçmen davranışlarının, var olan teknolojik olanaklarla daha iyi analiz edildiği son yıllarda, analizlerin ekonomik mekanizmalardan ziyade, “irade” ve “bireysel güç” kavramları etrafında yapılandığını belirtmiştir. Artık seçmen davranışlarının analizi, adayın “kişilik”i, medyatik çekiciliği ve “dil” stratejileriyle açıklanmaktadır. Liderlik yarışında sokakları işgal etmek demodeleşirken, reklam alanlarını işgal etmek gibi bir değişime gidilmiştir. Liderlik kavramı üzerine internette yaptığım taramada, iki üç sayfada yüzden fazla “liderlik okulu” ve sertifika programlarına rastlamam da sanırım bu nedenledir.

 

Duygusal zeka araştırmacıları, tüm alanlardaki liderlere, anlaşmazlıkları yapıcı eleştirilerle çözümlemek, farklılıklara değer veren bir ortam yaratmak ve etkili iletişim ağı oluşturabilmek gibi meziyetleri, uzun yıllardan beri önermektedir. Yeni olan “erotik” liktir.

Reklam sektöründeki otoritelere göre, eskiden ürünler markaları satarken, küreselleşmeyle birlikte markalar ürünleri satmaya başlamışlardır. Aynı şekilde, eskiden politikacıları liderliğe getirenin ideolojileri olduğunu söylemek mümkündür. Ancak rekabetin artmasıyla birlikte, lider adaylarının ideolojilerinden başka, “imaj” kulvarında da ter dökmeleri gereği doğmuştur. Bu iş, en kısa zamanda en çarpıcı etkiyi yaratmayı hedefleyen reklam sektörünün işidir ve “erotik” olan kesinlikle çarpıcıdır.

Mesela, edepsizliğiyle erkeğin gücüne meydan okumasından mı, üreme içgüdüsünü uyandırmasından mı bilmem, kadın dergileri bebekli erkekleri erotik bulmaktadırlar. Bayatlamış bir numara olmasına rağmen, kucağına bebek almış bir lider görüntüsünden de, liderin, bebeğin saflığından nasiplenmesini dileyerek estetik bir haz duyanlar olabilir. Erotik mesajlar, eyleme geçme isteğini ifade ederler ve nerdeyse eylemin doğuracağı heyecan kadar yoğun heyecanlar uyandırabilirler. En nihayetinde üreme içgüdümüze hitap ederler. Evrimsel döngüde, bu mesaj yelpazesi çıplaklık gibi en basit fiziksel mesajdan, güzel bir sanat eseri, başarılı bir konuşma gibi çeşitli zihinsel aktivitelere kadar genişlemiş ve insanlar fiziksel gerilimlerinden kurtulmak için zihinsel hazları keşfetmişlerdir.

Bu anlamda liderler için erotiklik, dış görünüşün yanında, zihinsel potansiyelleri sayesinde de heyecan uyandırabilmektir. Bir liderin ustaca satranç oynaması veya bütün dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir zirvede hatırı sayılır bir espri “patlatması”, renkli iç dünyasını yansıttığı gibi entelektüel olarak da haz uyandıracaktır.

Erotizm, tutkuların davranış olarak en iyi yansıması olarak kabul edilir. Ortaya çıktığı toplumun tutku haline getirdiği özlemleri en iyi temsil eden liderler için de böyle bir yakıştırma yapılabilir. 11 Eylül olaylarına kadar, en büyük derdi eğlenmek olarak gözüken Amerikan halkı için, Clinton’ ınki gibi hafif muzip liderlik özellikleri prim yapabilir. Zira bu adam, başkanlıktan ayrılırken bile ustaca bir şov sergileyip, emeklilik yıllarını gösteren bir skeç hazırlayarak kendisiyle kendisiyle dalga geçmiştir. İnsanın kendisiyle dalga geçebilmesi, hem diğerlerinin onunla dalga geçmesine fırsat bırakmaması yönünden, hem de kendi önemini kontrollü bir biçimde azaltarak, otorite kaybetme gibi bir kaygısının olmadığını hissettirmesi yönünden, güven ifade eden, zekice bir erotik lider davranışıdır.

Sosyo-ekonomik olarak toplumu tehdit eden unsurlar arttıkça, liderde aranılan özellikler de ciddiyet kazanır. Mesela Rusya’ nın haşarı bir çocuğa ihtiyacı yoktur. Putin, imajını, çağın tehditlerine karşı güven vaat eden asgari kimliği üzerine kurmuştur. Tavırlarından ve gözlerinden hiç de öyle duygusal zeka saçmak gibi bir derdi olmadığı sezilir. Ama “en iyi erotik lider” gibi yarışmaya dahil olsa, cazibesine, haşin erkek kategorisinden bir şans verilmesi muhtemeldir.

Kaos içinde sürüklenen ülkelerde de bir kurtarıcı özlemi mevcuttur. Böyle toplumlarda yılmış kitleleri heyecanlandırmak çok zordur ve liderin gözünü karartıp mümkün olduğunca birebir temaslarda bulunması, yani kapı kapı dolaşması gerekir. Böyle karşılıklı durumlarda da çekicilik, temiz yüzlülük, güzel giyim gibi fiziksel ahenk erotik özelliklerin ikna kabiliyetini olumlu etkilediği bilinmektedir. Eskimiş yüzler için, erotik bir imaj,  siyasetin yozlaştırıcı yılları içinde hırpalamış bedenleri kamufle eder, zihinleri dinçleştirir. Öyle ki yılmış kitleler, lidere inandıktan sonra, onun ideolijisine de bir şans vermeye karar verebilirler. Aynı, markaların ürünleri satması gibi.

Erotik bir anlamda da, sevilen nesnenin, seven üzerinde oluşturduğu heveslendirici, heyecansal güç olarak yorumlanmaktadır ki (Hunt 1996), 21.yy. gibi bir yüzyılda, bu gücü keşfetmiş bir marka kaldığını sanmıyorum. Obeziteden kırılıp geçilen Amerika’ da, halkı spora özendirmek için hazırlanan billboardlarda koşarken gösterilen Başkan Bush’ un resmi altına “O her sabah vakit bulabiliyorsa siz de bulursunuz.” gibi bir slogan eklenerek, hem başkan Bush’ un imajı beslenmiştir, hem de güçten faydalanma gibi bir amaç güdülmüştür.

Son olarak, erotik lider imajı çizmek ve komik görünmek arasında ince bir çizgi olduğunu da söylemek gerekir. Birinci tarafta durmayı başaranlar, orada doğmuşlardır ve yaşayarak özümsedikleri bir karizmaları vardır. İkinci tarafta olanlarsa her sabah diğer tarafa doğru koşuya çıkarlar.

27 Şubat 2014
Erotik Liderlik Makalesi için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Romantizmin

Romantizmin

2   18. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan 19. yüzyılda etkisini gösteren bir edebiyat akımıdır. Klasisizme tepki olarak doğan romantizm, duygu ve hayali ön plana çıkarmıştır.

Hazırlık Dönemi
Klasisizm akımının ortaya koyduğu sağduyu ve akıl ilkesi bilimsel ve sanatsal gelişmeyi hızlandırmıştır. J. J. Rousseau, Montesquieu gibi felsefeciler, katı kurallara bağlı sistemle düşünce yönünden çatışma içine girmiştir.

Bu felsefeciler, insan hakları, özgürlük, adalet gibi konuları halkın gündemine sokmayı başarmıştır. Sonunda bu düşünceler meyvesini vermiş ve 1789’da Fransız İhtilali olmuştur. İhtilalden sonra derebeylik ve aristokrasi çökmüş; soylulara karşı yeni bir yapılanma (burjuva) oluşmuştur. Bu gelişmelerden sonra da yeni duygu, düşünce ve idealleri anlatmayı amaçlayan, sanatın ve sanatçının kurallardan kurtulup özgürleşmesini savunan romantizm akımı doğmuştur.

Romantizmin en önemli özelliği klasisizme tepki olarak doğuşudur. Klasik öğretinin bütün kuralları romantizmle birlikte yıkılmış, Latin ve Yunan edebiyatlarının etkisi iyice zayıflamıştır. Bu akım, Victor Hugo’nun “Hernani’ adlı oyunuyla bir edebiyat akımı olarak başarıya ulaşmıştır.

Romantizmin Akımının Özellikleri

  • Duygu ve coşku önem kazanır.
  • Birey, öznellik, akıl dişilik, düş gücü, kişisellik ön plana alınmıştır.
  • Romantik sanatçılar, eserlerinde kişiliklerini gizlemezler, olaylarla ilgili görüşlerini açıkça ortaya koyarlar.
  • Seçilen kahramanlar ya çok iyi ya da çok kötüdür ve romanlarda iyi-kötü çatışması vardır. Ayrıca romantizmde her sınıftan insan eserlerde kendine yer bulur.
  • Aşk, ölüm, tabiat, belli başlı konular olarak dikkat çeker.
  • Romantikler, edebiyat dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini kullanmayı benimserler. Bu yüzden romantizmde klasisizme göre daha sade bir dil göze çarpar.
  • Romantikler, her sınıftan insanı da eserlerine konu olarak almışlardır.
  • Klasiklerin önemsemediği din duygusuna geniş yer veren romantiklerin kahramanlarının çoğu dindardır.
  • Romantizmde ilk eserler tiyatro alanında verilir, ancak daha sonra roman ön plana çıkar.
  • Romantik tiyatroda, klasik tiyatroda bulunan zaman ve yer birliği kaldırılmıştır.

Romantizmin Temsilcileri

  • Vıctor Hugo
  • J.J. Rousseau
  • Goethe
  • Schiller
  • Lamartine
  • Aleksandre Dumas
  • Alfrede de Musset
  • Voltaire
  • Lord Byron
  • Chateaubriand
  • Puşkin

Türk edebiyatında romantizmin temsilcileri:

  • Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu Romantizmin etkisiyle kaleme alınmıştır.
  • Namık Kemal (Roman ve tiyatrolarıyla)
  • Ahmet Mithat (İlk romanlarıyla)
  • Recaizade Mahmut Ekrem (Şiirleriyle)
  • Abdülhak Hamit (Tiyatrolarıyla)
  • Ziya Paşa (Şiirleriyle)

 

 

 

27 Şubat 2014
Romantizmin için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Ömer Seyfettin Hikayelerinin Kısa Özetleri.

Ömer Seyfettin Hikayelerinin Kısa Özetleri.
kumsalchat.com

kumsalchat.com

1796429_10152164991532931_1307255281_n

pasaKlı cadis

 

Ömer Seyfettin Hikayelerinin Kısa Özetleri

 

Ömer Seyfettin Hikayelerinin Kısa Özetleri

Ömer Seyfettin Hikaye Özetleri

Beyaz Lale

Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır.

———————-

Kaşağı

Kardeşine iftira atıp, onun ölümünden sonra vicdan acabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadır.

———————

Yüksek Ökçeler

Hikayenin sosyal bozulma olarak değerlendirilecek küçük bir anekdotta, yalıda çalışan ve çalışmak için alınan hizmetkarların hırsızlık yapmalarıdır. Hatice Hanım’ ın yüksek ökçeli ayakkabıları bu anekdotun hikayenin başında ortaya çıkmasını engellemiştir. Batı hayranlığının timsali olan yüksek ökçeli ayakkabılar ne zaman terkedilmiş o zaman da yalı içerisinde görülen diğer aksaklıklar Ömer Seyfettin’in üzerinde durduğu önemli temalar haline gelir.

———————–

Kesik Bıyık

Hikaye insaların darwin’nin söylemine göre maymunlardan geldiğini ve bunun aslında birazda alaycı bir tavırla doğru olduğunu söylemekle başlamakta. Hikayedeki kişi maymunlar gibi insanlardında sürekli birbirlerini takip ettikleri yeni moda olan ne varsa insanlarında bunu taklit ettiklerini söylemekte ve kendisininde bu konuda çok ilgili olduğunu ne görürse yeni moda olan ne varsa kendisininde yaptığını söylemektedir. En son moda olan şey ise bıyıkları amerikalılar gibi kestirmektir. Kendinin külhanbeyleri gibi olan bıyıkları artık kendisinede sıkıcı gelmeye başlamış oda son zamanlarda moda olan bu bıyıkları berbere söylerek kestirmek istemiştir. Nitekim bıyıklarını kestirdikten sonra olaylar istediği gibi sonuçlanmaz. Arka sokakalardan dolaşarak eve varır. Kapıyı açtığında evin erkek evlatlığı kendisini görünce çığlık atar, Kız evlatlığı görünce oda çok şaşırır ve hemen Annesine haber verir. Annesi hemen odaya gelir o hernekadar bıyıklarını saklamaya çalışsada ağlamaya başlar, hain olarak oğlunu suçlar ve hakkını helal etmediğini söyler her nekadar kendisinin sadece insanları taklit etmek istediğini başka bir amacının olmadığını söylesede annesine inandıramaz. Bu sırada eve babası gelir hain kız evlatlık hemen babasınada durumu bildirir. Bastonun sert vuruşları ile bu sefer kapıda babası ilişir , bu sefer yalan söylemek zorunda hisseder kendini ve bıyıkların yarısını yapktığını o nedenkle bu şekilde kestirdiğini söyler ama babasu bu yalana inanmaz. Dışlardaki diğer hergeleler demi bu şekilde kestiriyor o zaman der ve oğlunu evden kovar. Bu duruma çok üzülen adam arkadaşına misafir kalmak için tranvaya binmeye çalışırken sokakta arkadaşları görür ve “oo mösyo çok yakışmış size bıyık der” bu duruma hiç sevinmez ancak şaşırır bunlar beğenirken ailem beni evden attı diye kendi kendine içerler. Tranvaya biner yanına sarıklı bir adam oturur kendisine kızacağını,bağıracağını düşünür.Tam kalkerken sarıklı dede ona;

Eksik olmayınız oğlum! var olunuz! der.

şaşırır neden böyle söylediğini sarıklı dedeye sorar.

– Sizin gibi şık gençleri sünnetli görmek, bizim için ne büyük bir iftihardır der hoca.. Hocada olaya farklı açıdan bakmıştır

bu durum onu çok şaşırtır.

————————

Keramet

Fakir bir mahallede yangın çıkar. Mahallenin sakinleri yangının çok fazla süreceğini düşünmüyordur zira az ilerde mallede bir türbe vardır.Yangın türbeye asla yetişmez diye inanırlar. Alevler artar, itfaiye erleri tulumlardan sürekli su çekmektedir yangını söndörmeye çalışmaktadır. Bu sırada yangından faydalanıp hırsızların yağlamaması için bir kaç bekçide yangın yerinde bulunmaktadır. Yangında çevresinde Çiroz Ahmet diye anılan bir yapmacıda bulunmaktadır. Yangını görür görmez hemen ileşir ancak mahalle fakirlerin bulunduğu bir semttir o nedenle yangından birşey alamayacağını düşünür ve çevreyi kolaçan eder. Az ötedeki yangının yaklaşmakta olduğu türbe dikkatini çeker hemen pencereden içersine bakar kendi kafasından bir hesap yapar, Türbede el yazmalı kuran,şamdan,seccade görür bunların para edeceğini düşünerek yağmalamak için türbeye girer. Hemen almak istedikleri kollarına dolar çıkmak için planlar yaparken sandukata dayanır sandukanın kaydığını ve içinin boş olduğunu görür ve hemen o anda bununla dışarı çıkmanın en akıllıca plan olduğunu düşünür. Bu arada yangın devam etmekte tüm mahalleli yangını seyretmektedir. Çiroz ahmet sandukanın içinde elinde çaldığı eşyaları saklayarak dışarı çıkar. Askerler korkudan tir tir titremekte,bekçiler dona kalmakta Mahalleli ne yapacağını bilememektedir. Hiç kimse birşey yapmadığı için Çiroz ahmet elindeki ganimetle birlikte gece karanlığında kaybolur. Yangın södüğünde kabir hala orda durmaktadır ama evliya artık yoktur.

—————————–

Pembe İncili Kaftan

İranda o zamanlar çevresine korku salan Şah İsmail adında bir hükümdar vardı ve Osmanlı devletinde hiç bir vezir onun yanına elçi gönderemiyordu çünkü elçiler ya cezalandırılıyor yada başları kesiliyordu.Vezirler bu deli adama elçi göndermek için toplanmış ne yapacaklarını düşünüyorlardı.Gönderilecek elçi cesur,ölümden korkmayan,devletin şanına yakışacak bir kişi olmalıydı.Sarayda, Enderunda, divanda böyle bir kişi bulamıyorlardı.Daha sonra vezirlerden biri Muhsin Çelebi’nin adını söyledi .Bunun üzerine Osmanlı sadrazamı Muhsin Çelebinin çağrılmasını istedi. Peki hiç kimsenin cesaret dahi edemediği bu elcilik görevine çağırılan Muhsin Çelebi kimdir?

Doğruluktan ayrılmayan , varlıklı fakiri fukarayı koruyan cesur , iyilikten doğruluktan ayrılmayan Muhsin Çelebi sadrazamın emri üzerine huzurana gider. Sadrazam ondan el etek öpmesini beklerken o eğilmez.Sadrazam onun bu hareketine kızmasına karşın ona elçilik teklifinde bulunur.Muhsin Çelebi bu görevi devleti için kabul eder. Elbette ki bu büyük devletin elçisi; atları,hademeleri ve giysileriyle ihtişamlı olmalıdır.Muhsin Çelebi bu giderleri, sadrazamın ısrarına karşın, kendisi kraşılamak ister. Bütün varlığını rehin vererek tüccarlardan on bin altın alır.Bu parayla ihtiyaçlarını karşılar. Bir de Sırmakeş Toroğlu’ndaki: Kumaşı Hint’ten incileri Venedik’ten gelme Şah İsmail’in hayatında göremeyeceği pembe incili kaftanı sekiz bin altına alır.

Karısını iki çocuğunu akrabalarına bırakarak yola koyulur. Muhsin Çelebi Tebriz’e vardığında halk ve şah onu şaşkınlıkla karşılar. O her zamanki gibi başı dik göğsü ilerde Şah İsmail’in huzuruna varır. Padişahın mektubunu öperek Şaha uzatır.Ayağı öpülmeyen Şah sapsarı kesilir. Muhsin Çelebi sağına soluna bakar ve oturacak bir şeyin olmadığını görür. Bunun ayakta beklemeye mecbur bırakmak için yapılmış bir davranış olduğunu düşünerek o göz kamaştıran kaftanını tahtın önüne serer ve üzerine oturur.Şah,vezirleri komutanları aptallaşmışırlar.Muhsin Çelebi gür sesiyle:Padişahının hiçbir ecnebi padişah karşısında eğilmeyeceğini ve dünyada Türk Padişahı kadar asil bir padişahın olmadığını söyleyerek huzurdan izin istemeden ayrılır.Kapıdan çıkarken Şah’ın askeri kaftanı arkasından getirir.Muhsin Çelebi sesini yükselterek ‘bir Türk asla yere serdiği şeyi sırtına koymaz.’diyerek oradan ayrılır.

Muhsin Çelebi sağ salim ülkesine döner.Herkes pembe incili kaftana ne olduğunu merak eder. Fakat o bu yaptığını anlatacak kadar küçük bir insan değildir. Muhsin Çelebi elçilikten kalan malzemelerini satarak küçük bir bahçe alır.Üsküdar pazarında sebze meyve satarak geçimini sağlamaya başlar.Düştüğü bu acı durum karşısında o hiçbir zaman yaptığı fedakarlıkla övünmemiştir.

 

26 Şubat 2014
Ömer Seyfettin Hikayelerinin Kısa Özetleri. için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

HERCAİ VE KARDELENİN HİKAYESİ

HERCAİ VE KARDELENİN HİKAYESİ

HERCAİ VE KARDELENİN HİKAYESİ

Yüzyıllar önce birbirini çok seven iki çiçek varmış. Bunlardan erkek olan, sevgilisini o kadar çok seviyormuş ki, baharda açtıklarında diğer çiçeklerden onu kıskanıyormuş. Buna dayanamayan erkek çiçek, baharda binlerce çiçeğin içinde açmak ve kalabalığın içinde kaybolmak yerine kışın dondurucu soğuğunda açarak, canından çok sevdiği sevgilisini daha fazla görmeyi hayal etmiş. Yine bahar gelmiş tüm çiçekler toprağı yedi renge boyamış. Erkek çiçek, kışın kurduğu hayallerini anlatmış. Dişi çiçek de sevgilisinin fikirlerini çok beğenmiş ve bir dahaki sefere hiç kimsenin açmaya cesaret edemediği, kışın dondurucu soğuğunda açmak için sözleşmişler. Bahar bitmiş, yaz geçmiş ve kış gelmiş. Sevgilisine kavuşma hayalleri ile yerinde duramayan erkek çiçek, karın bir yorgan gibi kapladığı toprağı delerek yeryüzüne çıkmış..

Bembeyaz karlar içinde o renkleriyle göz kamaştıran sevgilisini aramış, aramış, aramış… Ama bulamamış. Ümidini yitiren erkek çiçek bir süre sonra üzüntüsünden boynunu eğmiş ve soğuğun şiddetine daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetmiş…

Boynu bükük kardelen çiçeğinin hikayesi işte böyle.. İşte o günden sonra aşkı için kışın dondurucu soğuğuna bile aldırmadan karların içinde açan çiçeğe kardelen ve ona sadık kalmayıp aldatan sevgiliye de hercai adı verilmiş.. Bu hikaye insanları çok etkilemiş olacak ki, o günden sonra kardelen ve hercai adına sayısız şiirler yazılmış ve şarkılar bestelenmiş. Bilimsel adı Galanthus olan kardelen ismi, Yunanca gala=süt, anthos=çiçek kelimelerinden türetilmiş bir isim olup süt gibi beyaz anlamında kullanılmakta. Eski çağ bilginlerinin kardelene süt çiçeği adını vermelerinin sebebiyse, onun o yıllarda bilinen en beyaz çiçek olmasından kaynaklanıyor. Rengi ve görünüşü nedeniyle kardelen, her zaman saflığı, temizliği sembolize etmiştir. Bu nedenlerle, çeşitli yabancı dillerde saflığın çiçeği, gelin çiçeği gibi isimlerle anılmış ve Avrupa’da her şubat ayının ikisinde kutlanan festivalinin sembolü olmuş bulunuyor.

 

KAŞAĞI HİKAYE ÖZETİ

Kitabın Adı: KAŞAĞI
Kitabın Yazarı: Ömer Seyfettin

Kitabın Konusu:Bir iftira ile ilgili olan romanın konusu; kardeşine iftira attıktan sonra çektiği vicdan azabının hikayesidir.

Kitabın Özeti:
Annesi, İstanbul’a gittiği için kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir.Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerinde duramaz, bunu gören küçük çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.
O vakit Dadaruh, onu Tosun’un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,
– Hadi yap! Der.
Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.
Her sabah ahıra gelir gelmez,
– Dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.Ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini söyler.Boyu atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı.Bir gün yalnız başına kalır. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyanır. Kaşağıyı arar, bulamaz. Annesinin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen alıp, Tosun’un yanına koşar, karnına sürtmek ister fakat rahat durmaz.
– Sanırım acıtıyor? Diye düşünür.
Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine bakar. Çok keskin, çok sivridir. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başlar. Dişleri bozulunca yeniden dener. Gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. Öfkesini sanki kaşağıdan çıkarmak ister. On adım ilerdeki çeşmeye koşar. Kaşağıyı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başlar. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezip, parçalar. Sonra yalağın içine atar. Babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı görür; Dadaruh’a yanına çağırınca çok korkar. Dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.Dadaruh,
– Bilmiyorum, der.
Babasının gözleri ona döner, daha bir şey sormadan, çocuk kaşağıyı kardeşi Hasan’ın kırdığını söyler. “Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi” der.
Babası Hasan’ı çağırır.
-Bu kaşağıyı niye kırdın?diye sorar.
Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,
– Ben kırmadım, der.
– Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, der babası. Hasan inkârda direnir. Baba öfkelenir. Üzerine yürür “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirir.
– Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırır.
Artık ahırda hep yalnız oynar. Hasan eve hapsedilir. Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.
Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul’a gider.Hasan’a ahır hâlâ yasaktır. Bir gün birdenbire hastalandı. Doktor “Kuşpalazı” der. Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz.Hizmetçi kardeşinin öleceğini söyler ve çocuk ağlamaya başlar.Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan’ın hayali gözünün önüne gelir “İftiracı! İftiracı!” diye karşısında ağlar.Pervin’i uyandırır. Hasan’ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey söylemek istediğini söyler.Yarın söylersin, der.Sabaha kadar gene gözlerini kapayamaz. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırır.Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece ölmüştür.
Kitabın Anafikri:Yalan söylemenin ve iftira atmanın zararları ve sonucunda oluşacak geri dönülmez şeyler…
Kitabın Kahramanları:
HASAN’IN ABİSİ :Babasından çok korkar.Atları çok sever.
HASAN: Küçük kardeştir.O da babasından çok korkar ve atları çok sever.Geçirdiği hastalık ölümüne sebep olur.
DADARUH: Evin seyisidir. Bütün zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.İki çocuğu da çok sever.
PERVİN :Evin hizmetçisidir. Çok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça söyler.Bir o kadar da sulugözdür.
EVİN BABASI :Çocuklarının üzerinde büyük bir otorite sahibidir. Çocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar.

Kitabın Yorumu: Yazar olayları ve yer betimlemelerini çok güzel ve yerinde yapmıştır.Akıcılığı sağlamış, okuyucuyu sıkmadan akıcı bir şekilde okuyabilmesi için bütün imkan ve kabiliyetlerini sergilemiştir.

26 Şubat 2014
HERCAİ VE KARDELENİN HİKAYESİ için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad