Gül Bahçesi

Gül Bahçesi

Evvel zaman içinde… Bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Çevre ülkelerden gelip de onu gördükten sonra evlenmek istemeyen kalmamış; zengin, soylu, yakışıklı genç adamlar, şövalyeler, prensler… Güzel kız hepsini geri çeviriyormuş. Aynı kasabada yaşayan bir genç adam da çalmış bu evin kapısını, o da reddedilmiş. Yıllar geçmiş aradan… Bu sonuncu talip kasabadan ayrılmış, çoluk çocuğa karışmış, paralar kazanmış… Ve bir gün yolu eski kasabasına düşünce, o dünya güzeli kızın evlendiğini öğrenmiş. Merak etmiş, bir sabah, evden çıkacak olan mutlu kocayı gözlemiş. Şişman, çıplak kafalı, çirkin mi çirkin bir adam… O gidince, bir cesaret evin kapısını çalmış, kendisini tanıtmış ve güzeller güzeline, böyle bir adamla neden evlendiğini sormuş. Kadın ona: – Evimizin arkasındaki gül bahçesinde, hiç arkanı dönmeden ilerle. En güzel gülü bulup bana getirirsen, sualine cevap veririm, demiş. Bahçede yüzlerce gül. Şu sarı gülün güzelliğine bakın! Ama az ötedeki kırmızı gül ondan da güzel değil mi? Elini uzatırken, gözü ilerideki pembe güle ilişince vazgeçmiş: aman aman aman!.. Ya bu goncalar! Ama hangisi? Acele etme, bak şuradakine! Dur, karşıdaki bundan da güzel… Derken bahçenin sona erdiğini fark etmiş. Geriye dönemediği için de, en sondaki tek gülü koparıp, güzeller güzeline getirmiş. Yaprakları solmuş, pörsümüş, cılız sapı üzerinde zavallı bir gül. Gördün mü, demiş güzel kadın; daha iyisi, daha güzeli derken, sen de en kötüsüne razı olma durumunda kaldın. Dünya yaşamında bireyin mutlu olabilmesi için gözünü yükseklere değil, daima kendi yaşam seviyesinden aşağıdakilere bakması gerektiğini anlatan güzel bir örnek gül bahçesi…

19 Temmuz 2012
Gül Bahçesi için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Kadim DoLunay..Yanağımdaki Gamze

Kadim DoLunay..Yanağımdaki Gamze

Yanağımdaki Gamze

 

 

Konuşmayı öğrendikten sonra sustum, anlam kazandı susuşlarım.

 

 

Kelimelerin peşinden giden bir bilme dilencisiydim, kırk yıl köleliğine mahkûm edecek bir ilme açıldı avuçlarım.

 

Üftadeyim susuz şehrin merkezinde.. Pür-hazan gönlüm, iftarsız oruçlarım…

 

‘Anne’ dediğimde geçen acılarım, öpüldüğünde iyileşen yaralarım yoktu benim.. Ter yağışlı çetin yokuşlarım…

 

Yumdum kelimelerimi, gölgesiz lehçelerle konuştum dünyayla.. Dünya beni suçlar, ben dünyayı suçlarım…

 

Yanağımdaki gamzeyi ancak yüzüm olgunlaştıktan sonra görebildim..

 

Güneşe, sadece batmaya yakınken çıplak gözle bakabildim..

 

Anlamak yetmedi, kavradıktan sonra öğrenebildim..

 

Kaynağına dökülebilen tek şeyin aşk olduğunu, ancak aşk’ı yaşadıktan sonra söyleyebildim..

 

Kalemin çalımı dilimi ezdiğinde, sustum ve sadece yazabildim..

 

Dönmese dilim, lal olsam da ne fark eder, düşüncelerimi kuşatsın selaset..

 

Çirkin olsam da bakılmasa yüzüme, bakışlarıma düşsün asalet..

 

Eli bastonlu âmayım, sallanıp dursam da, ruhumu sarsın metanet..

 

Zenginlerin dünyasında karın doyurma telaşım var… Bu mu adalet..?

 

Bir canım vardı benim sandığım, anladım ki o da emanet…

 

Kadim DoLunay


 

 

18 Aralık 2011
Kadim DoLunay..Yanağımdaki Gamze için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

ÇİRKİN OLMAK….

ÇİRKİN OLMAK….

ÇİRKİN OLMAK

o kadar basit düşünüyor ki bu durumdan muzdarip olmayan insanlar, dedikleri boş teselliden başka bir işe yaramıyor. iç güzellikmiş, kendinle barışık olmakmış, girişken olmakmış, peh! hikaye!
hâlâ, “çirkin hede yoktur, az hödö vardır” diyorsanız da, ….. böyle işi diyorum ben de. kimse 7/24 az vodka’yla gezmiyor, gerçekçi olun.

hayatınızda hiç, arkadaşlarınızın “bir şeyin yok abi saçmalama” demesine karşı, tanımadğınız insanlar yolda yanınızdan geçerken “tipe bak bu ne ya” lafını duyup yıkıldınız mı?

birbirini seven insanların, birbirlerine bakışlarını görüp “kimse bana böyle bakmıyor, belki de daha uzun bir süre bakmayacak” diye kahroldunuz mu hiç?

biriyle konuşurken gözlerinizi kaçırıp, yüzünüz incelemesin diye de sağa sola yere baktınız mı hiç?

gülüşünüzün ne kadar güzel olduğu söylemek yerine, “çok garip bir dudak yapın var” diyen oldu mu hiç?

“burnun şöyle, kaşın niye böyle” gibi yorumlara tabi tutuldunuz mu peki?

sadece bir tanesinin bile sürekli peşinizden gelmesini kaldırabilir miydiniz?

kendine güvenmenin, güçlü görünmenin havadan gelen şeyler olduğunu mu sanıyorsunuz? etrafınızda bütün bunlar olurken nasıl güçlü olacaksınız? insanlarla nasıl rahat iletişim kuracaksınız?

+ çok kafaya takıyorsun böyle şeyleri!

…sen kimsin! sen ortamlara akıp köşede bi yerde beklerken bile milletin aklını alırken, neyi düşünerek beni böyle teselli etmeye çalışıyorsun. evet takıyorum. ben orda kendimi gösterebilmek, insanlarla düzgün ve yeterli bir iletişim başlatabilmek için bin türlü takla atıcam sen hiçbir şey yapmadan 1-0 önde başlayacaksın.

+ yeaa abi her şey güzellik değil ki. insanın bilgi birikimi, konuşması, yetenekleri vs. bunlar da önemli.

hı hı tabi. zaten iletişim kurmaya başladığınız ilk anda ne kadar yetenekli olduğunuzdan, nasıl güzel yemekler yaptığınızdan, rus ve çin edebiyatına olan düşkünlüğünüzden bahsediyorsunuz. bırakın bu züğürt tesellilerini Allah aşkına.

hatta tecrübeyle sabit olan bir konu da şudur ki, enstrüman çalmak için bile tip gerekiyormuş onu öğrendim. “onda hiç davulcu tipi yok” diye bir şeyi başkasının aracılığıyla duymak nasıl bir şey bilir misiniz siz?

ben yoruldum.

26 Nisan 2011
ÇİRKİN OLMAK…. için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kumsal Yazılar

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad