Diabete Mucize Bitki( şeker otu)

Diabete Mucize Bitki( şeker otu)

Halk arasın da Şeker otu denen stevia bitkisinin yapraklari şekerden 300 kat daha tatlı. Fazla Şeker kulllanımının  Günümüzde 66 hastaliğa neden olduğu bilinmekdetir. Diş çürümesi , seker , obizete ……. bir çok hastalığın sebebi 3 zehir denilen maddelerden biri olan Şeker dir. Şeker otu Kan şeker seviyesini yükseltmeden ve minumum kalori ile şeker in yerine geçmekdetir. Şeker otu bitkisini AB ( Avrupa Birliği ) 2011 yılında onayladı. Artık bitki yetiştirilip insan sağlığı için ticari maksatlarla üretilip satilmakdatir.

Bir çok rahatsizliğa iyi gelen Mucize bitki

www.kumsalchat.com

bu bitkinin  üretimi ,

Bir dekardan yaprak olarak 1,5 ton verim alınabiliyor. Tatlandırıcı dediğimiz içerik olarak da yüzde 7-15 arasında verim alınabiliyor. Bu da çok yüksek bir rakam.

Japonya, Brezilya ve Paraguay’da şeker otu diyabet hastaları tarafından yoğun kullanılmakta ve olumsuz etkisi yoktur. Diyabetikler bunu şeker niyetine kullanabilirler. Yapılan araştırmalar şeker otunun, şeker hastaları tarafından kullanılabileceğini göstermektedir. Kalorisi olmayan şeker otunda diğer tatlandırıcılar gibi olumsuzluklar tespit edilmedi. Yüzde 100 doğal olan bu ürünü şeker hastaları rahatlıkla kullanabilir. Şeker otunun, yapay tatlandırıcıların yoğun olarak kullanıldığı gazlı içecekler, meyve suları, reçel, marmelat hatta pasta yapımında rahatlıkla kullanabilecektir.

Mucize Bitki( şeker otu)

Türkiye de yeni yeni konuşulmaya başlanan bu konuyla ilgili olarak çok somut değerlendirmeler yapmak güç olmakla birlikte, yukarıda ele alınan bazı ulusal ve uluslararası akademik çalışmalardan ve güncel bilgilerden hareketle genel olarak bazı çıkarımlarda bulunulabilir. Ülkemiz için de şişmanlık (obezite) ve şeker hastalığı (diyabet) gibi konularda gelişmiş ülkelerdekine benzer kaygıların artmaya başladığı günümüzde, ulusal sağlık harcamalarının maliyetini yükselten etkenlerin etkisini azaltmak üzere Şeker Otu (Stevia)’nın bir seçenek olarak üretiminin ve pazarının artırılması yararlı olacaktır.

Şeker otu ve üretimi
  • Şeker bitkisinin yetişmesi için uygun bölgelerdeki tarım üreticileri için yeni ve alternatif bir geçim kaynağı olacak
  • Şeker bitkisini işleyecek olan tatlandırıcı sektörünün kurulmasına ve gelişmesine katkı sağlayacak
  • Ürün işleme sanayinin kurulması ile katma değerin ülke de kalması sağlanacak
  • İhracat potansiyelinin yüksekliği nedeniyle dış satım gelirlerinin artışına katkıda bulunacaktır.
  • Aslında bunlardan çok daha önemlisi; bu bitkiye ait ürünlerin tüketiminin yaygınlaşmaya başlamasıyla toplum sağlığının korunmasına hizmet edilecektir. Böylece insanlarımızın sağlıklı bir yaşam sürdürmesine ve yaşam kalitesinin geliştirilmesine ve de ulusal sağlık harcamalarının azalmasına yol açacak sonuçların elde edilmesi yönünde önemli ve değerli sonuçlara ulaşılmış olunacaktır.
  • Stevia bitkisinin faydaları

    23* Stevia bitkisini tüm içeceklerinizde çay, kahve gibi tatlandırıcı olarak kullanabilirsiniz.
    * Şeker otundan tüm pasta, kek ve tatlıları tatlandırmada faydalanabilirsiniz.
    * Stevya bitkisinde hiç kalori olmadığından zayıflamaya yardımcı olur.
    * Beyaz şekerin sağlığımıza verdiği zararları yaşamadan yiyeceklerini tatlandırabilirsiniz.
    * Şeker otu kan şekerini arttırmamaktadır.
    * Şeker hastaları tarafından uzman doktor gözetiminde kullanılabilir.
    * Diş üzerinde plak oluşumunu yavaşlattığı ve çürük önleyici özelliği olduğu ise hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle tespit edilmiş.
    * Doktor Ender Saraç TNT ekranlarında yayınlanan bir programda Stevia bitkisinin faydalarını şu şekilde açıklıyor: Stevya, Şeker içerir, fakat diyabet ve kan şekeri düzenlemede idealdir. Kan şekeri seviyesini düzenler. Dişler üzerinde plak gelişimini durdurur ve önler. Vitamin ve mineral almayı sağlar. Vücudun daha fazla kalsiyum emmesini sağlar. Hipertansiyonu önler.

    Stevia bitkisinin zararları

    Stevya bitkisi doğal bir tatlandırıcıdır. Yapılan araştırmalar hiçbir zararı ve yan etkisi olmadığını göstermiştir. Piyasada satılan sakarin tipi tatalandırıcılar gibi zararlı değildir.

    Stevia Bitkisi Nasıl Kullanılır

    Stevia yapraklarındaki yoğun tatlı öz, su ortamında çok çabuk çözünebilmekte, ev-mutfak ortamında bile kolayca suya çıkartılıp tatlı ve içeceklerde rahatlıkla kullanılabilmektedir. Diğer yandan, bitkideki tatlı özleri, çok yüksek sıcaklıklara karşı dayanımlı ve kararlıdır. Yani yüksek sıcaklığa maruz kaldığında özelliğini değiştirmez ve bozulmaz. Bu özelliği ile de stevia, tatlı, pasta, kek, baklava, reçel vb yapımlarında, kısaca pişirme, fırınlama ve dondurma yapımlarında rahatlıkla kullanılmaktadır.

    Stevia yaprağını tatlandırıcı olarak kullanmak ve tatlılık hissi almak kişilerin damak tadına göre değişir. Ancak unutulmaması gereken husus, bir yemek kaşığı kuru stevia yaprağı, bir büyük su bardağı dolusu toz şeker tadına eşdeğerdir. Tatlılara katılacak stevia tatlandırıcısı başlıca iki şekilde bulunmaktadır. Bunlar stevia tozu ve konsantre stevia sıvısıdır. Ancak toz kullanımı, hafif bir bitki aroma kokusu ve kırıntısı içereceğinden, çoğu insan stevia tozu kullanımına alışmakta zorlanır. Bu nedenle tatlılarda en uygun kullanım şekli konsantre stevia sıvısıdır.

    Kendi ihtiyacımız için Şeker suyu üretimi

    Taze veya kurutulmuş şeker otu yapraklarını kullanarak bir öz üretebilmek mümkündür. Bir miktar şeker otu yaprağını veya kurutulan yapraklardan elde edilen tozu, brandy veya viski gibi bir alkol içinde 24 saat bekletip , yapraklarını süzdükten sonra, alkolü kaliteli su ile seyreltilmesi sonucu elde edilen sıvı, kısık ateşte kaynamasına izin vermeden ısıtılır. Isınma ile alkol buharlaşarak sıvıdan uzaklaşır. Şeker otu özü, kaliteli bir su ile de hazırlanabilir, fakat şeker alkolde daha çok çözülecektir. İstenirse şurup kıvamına gelinceye kadar kaynatma yapılabilir.

    Acelece Stevia sıvısı elde etmek için mutfakta, kahve yapma makinalarından yararlanabilirsiniz. Bunun için, makinanın ilgili bölümüne su ve ayrıca filtre kabı içerisine 1 çay kaşığı kadar stevia tozu koyarak 5 dakika boyunca kaynatınız. Filtreyi çıkarıp, sıcak tatlı özlü sıvıyı bir cam şişeye koyarak, tatlılarınızda kullanınız.

    Veya 1 Litre suya 7 çay kaşığı stevya bitkisi atıp hafif kaynatınız, sonra suyu süzerek şekerli sıvıyı elde eder, tüm şekerlemeleri bu sıvı ile yapabilirsiniz.

    Konsantre stevia sıvısı, yaprakların özü ve doğal bir şuruptur. Ürün tamamen doğal olduğu için, kıvam artırıcı özelliği yoktur. Bu nedenle stevia sıvısı ile yaptığınız reçeliniz, normal şekerle yapılan kadar koyu olmayabilir. Damak tadı nedeniyle koyu olmasını isterseniz, kıvam artırıcı doğal ürünler, örneğin aktarlarda satılan “kidre” vb. kullanılması tavsiye edilir. Stevia şurubu, kullandığınız içeceklerde çok az bulanıklık yapabilmekte ve ayrıca meyan köküne benzer ağızda bir tat bırakabilmektedir. Daha genel bir ifade ile, alıştığımız kristal şeker tadının aynısı, stevia tatlandırıcısında bulunmaz.

    sarı çizgi

    Damar tıkayan kolesterol değil, Şeker!

    Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD’de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65’i ya şişman, ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın kroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.

    Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa’da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.

    “İnsanlar geçmişte asırlar boyunca, hurma, üzüm, elma ve armut gibi yoğun şekerli meyvelerin suyunu sıkarak “şeker” niyetine kullanmışlar. Kimi zaman da meyvelerden elde ettikleri suyu kaynatıp, pekmez yaparak şeker ihtiyaçlarını karşılamışlar. Bu asırlardır dünyanın her yerinde var olan bir gelenek. Kısaca meyveler, bal ve pekmez, insanların “doğal şeker” olarak tanıdıkları, vücutları ile tamamen uyumlu ve faydalı etkileri olan gıdalar.

    Kristal şekerin elde edilmesinde hareket noktası ise “şeker kamışı” olmuş. Geçmişte tarih boyunca şeker kamışından hareketle şeker elde edilmiş. İnsanlar şeker kamışının boğumları arasındaki sıvıyı fark ettikten sonra, mengenelerde taşın arasında suyunu sıkıp, ya hemen tüketmişler, ya daha uzun ömürlü kullanmak amacı ile kaynatıp konsantre etmişler, ya da geleneksel yöntemlerle konsantre olan sıvının dibindeki kristalleşmiş tortuları buharlaştırarak, kristal şeker haline getirip kullanmışlar.

    Zehir ilan edilen üç beyazdan biri un, biri şeker, biri tuz.

    Ancak zehir ilan edilen tuz konusunda gerçekler ortaya çıktı. Rafine tuz, insan vücudunda zehir etki yaparken, kristal deniz tuzu, vücudun dengeli çalışmasını sağlıyor. Tabiat, deniz tuzunu en sağlıklı şekilde tuz mağaralarında saklıyor. Ve bu tuzun insan doğası ile birebir uyumlu olduğunu biliyoruz. Peki, tabiat “doğal şekeri” nerede saklıyor ve bize nasıl sunuyor?

    “Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen kristal şekerin içinde “sükroz” diğer adıyla “sakkaroz” denilen bir madde vardır. Meyveler “früktoz” içerirken, bal hem früktoz, hem glikoz hem sükroz hem de maltozu bir arada içermektedir. Yani balda tüm şekerler “doğal” olarak mevcut.

    Bütün şekerli bitkiler fotosentez ile topraktan aldıkları su ve mineralleri kendi içinde sentezleyerek şekere dönüştürüyor. Örneğin elma, topraktan su ve mineral alıyor, güneşten aldığı ışınlarla kendi fabrikasında doğal kimyası ile şeker imal ediyor. İmal ettiği bu şeker insana birebir uyumlu. Ancak, tabiattan gelen doğal gıdalar, dıştan müdahale ile başka bir şekle dönerse, işte o zaman insana zehir etkisi yapıyor.

    İslam âlimleri, şekere neden çok önem veriyorlardı?

    O dönemde bütün ilaçlar bal veya şekerle yapılırmış. Bunun sebebi, doğal şekerin bitkilerdeki etken maddenin hızla kana karışmasını sağlamasıdır. Diascorides’ten itibaren ilaç yapımında şarap, sirke veya kurutma yöntemi kullanılmıştır. İslam âlimleri ise ilacı macun veya şerbet şeklinde yapmışlar, “nabza göre şerbet vermek” atasözü de buradan gelmektedir. Hekim, hastanın nabzına bakar, hastalığı teşhis eder ve ona göre şerbet vererek, hastayı tedavi ederdi. Bu uygulama Hint tıbbında da vardı, günümüzde Tibet tıbbında halen uygulanmaktadır. Kadının gebe olup olmadığı, bebeğin cinsiyeti, hastanın ölüp ölmeyeceğini bile nabız üzerinden tespit ederlerdi.

    “Doğal şeker” nasıl beyazlatılıyordu?

    Atalarımız, ilk önce günümüzde sülfürleme yolunu denemişler, yani bugün kayısı beyazlatmada da kullanılan kükürt dioksit ile şekeri beyazlatmışlar. Daha sonra kireç sütü kullanarak, şekeri beyazlatmışlar. Kireç sütü ile beyazlatırken, şeker kamışının suyunu sıktıktan sonra, kaynatıp konsantre etmişler, daha sonra kireç sütü ile karıştırıp, tortular aşağı inince yukarıdaki sulu kısmını almışlar, tortuları tekrar kaynatıp, suyunu buharlaştırarak beyaz kristaller elde etmişler. Ayrıca, şekerli meyvelerden de aynı yöntemle çeşitli türlerde şeker üretimi yapmışlar.

    Doğal şeker, nasıl rafine şeker oldu?

    İslam dünyasındaki şeker üretimi ile bilgiler, 14. yüzyıl başlarında Venedikliler yolu ile Avrupa’ya geçti. Haçlı seferleri zamanında gördükleri şekeri, bugünkü bavul ticareti anlayışı ile Venedik üzerinden Avrupa’ya sattılar. O dönemde şeker altın kadar kıymetliydi. Avrupa, şeker kamışını keşfetti ama büyük bir sorun vardı. Avrupa ikilimi çok soğuktu ve şeker kamışı üretimi için uygun bir ortam yoktu. Uzun yıllar sıcak ülkelerden şeker aldılar. Ancak, 17. yüzyıl başlarında Alman kimyager Marggraf tarafından şeker pancarından şeker üretilebileceği keşfedildi.

    O dönemde şeker pancarı, soğuk ülkelerde kolay elde edilen bir bitkiydi ve sadece hayvanlara yediriliyordu. Avrupa, şeker pancarından şeker elde etme yolunu keşif ettikten sonra, daha çok ve daha çabuk para kazanmak amacı ile 19. yüzyıl başlarında fabrikasyon şeker üretimine başladı. İşte bu noktada şeker rafine olarak “zehire” dönüşmeye başladı. Fabrikanın “ne kadar çok şeker üretirsem, o kadar çok kazanırım” mantığı ile işlediği şeker kamışı, birçok işlemden geçerek rafine edildi, verim alınmayınca, şeker pancarına ağırlık verildi.Beyazlatma işlemini, kömür veya hayvan kemiği külü kullanarak yaptılar. Üretimi daha da hızlandırmak ve daha çok ürün almak için yıllar ilerledikçe sentetik beyazlatıcılar kullanmaya başladılar. Örneğin, Türkiye’nin en büyük şeker fabrikalarından biri, bundan birkaç yıl öncesine kadar odun kömürü kullanırken, bugün sentetik reçine ile beyazlatıyor!
    Kısaca, daha çabuk ve daha çok ürün almak için, “en ucuz ve en çok nasıl üretirim” anlayışı ile, şeker pancarı fabrikaya girdiği andan itibaren, çok fazla işlem gördü. Kimyasal katkı maddeleri arttıkça, rafine edilmiş şeker sofraların “tatlı zehiri” oldu. Bugünkü şeker üretim teknolojileri, o masum şeker pancarını zararlı hale getirdi ve her geçen gün daha da kötüye gidiyor.

    O halde asıl suçlu, şeker pancarı ve şeker kamışının kimyasal katkılarla rafine işlemine uğrayıp veya rafine şekerin genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmesi diyebilir miyiz?

    Evet, kısaca böyle özetleyebiliriz. İşin içine yapay kimyasallar girdikten sonra, her ne kadar buharlaştırıp kimyasalları ayrıştırıyoruz deseler de, kimyasal madde üretim sırasında şekerin içine işliyor ve tüketen insanın da içine işlemiş oluyor! Ayrıca, daha çok şeker pancarı elde etmek için, bitkinin toprakta gelişimi sırasında suni gübre kullanılıyor. Eskiden küçük boyda olan pancarlar, şimdilerde eskinin 5-10 katı büyüklükte.

    Şeker pancarı, fabrikaya girdikten sonra yıkanıp, parçalanıyor ve şeker imalatına giriyor. Topraktaki tüm zararlı kimyasallar pancar aracılığı ile şekere işliyor, şeker rafine edilip, beyazlatılırken ayrıca kimyasallar alıyor ve tüm bu zararlı kimyasallar şeker aracılığı ile inan vücuduna işliyor. İşte rafine şekerdeki zarar böyle oluşuyor! Bugün sofralarımıza giren rafine toz şeker böyle iken, kesme şekerin içine ayrıca yapıştırıcılar ilave ediliyor be durum daha da vahim hale geliyor.

    Rafine kristal şeker ambalajları üzerinde %100 “pancar şekeri” yazması, tam olarak ne ifade ediyor?

    Yüzde yüz pancar şekeri, nişasta bazlı şeker riskini ortadan kaldırıyor. Mısırdan, özellikle genetiği değiştirilmiş mısırdan şurup elde edilirken, mısır kimyasallarla parçalanıyor, içindeki nişastayı ayırıp, ondan şeker üretiyorlar ki, bu rafine şekerden çok daha zararlı!

    Pancar şekeri 100 kuruşa imal ediliyorsa, mısır şekeri 5 kuruşa imal ediliyor. İşte bu nedenle yüzde yüz pancar şekeri olması, kısmen daha az zararlı olduğunu ifade ediyor.

    Esmer şeker, halk arasında en sağlıklı şeker olarak biliniyor. Peki, esmer şeker doğal mı?

    Şeker pancarı veya şeker kamışından elde edilen şeker, eğer atalarımızın usulü ile elde ediliyorsa, herhangi bir sorun yok. Şeker kamışı çok çabuk böceklenen bir bitki, böceklenmeyi önleyici kimyasal ilaç kullanıyorlar mı sorusunu sormamız gerekiyordu. Şeker kamışı, veya şeker pancarı yetiştirilirken, daha fazla ürün elde etmek amacı ile, kimyasal ilaçlar ve suni gübre kullanılıyorsa, o zaman sağlıklı diyemeyiz.

    Glikoz neden insan sağlığı açısından çok tehlikeli?

    Glikoz korkunç bir madde, nişastanın kimyasallarla parçalanmasından elde edilen bu ürün, özellikle kan için çok zararlı. Çünkü olduğu gibi kana karışıyor. Doğal şeker, insülin ile parçalanarak kana geçerken, glikoz direk kana karıştığı için çok zararlı. Mısır şurubu da aynı şekilde.

    Glikoz, kahverengi ve bal kıvamında bir madde, bu sebeple piyasada ucuz balların çoğuna maalesef glikoz katılıyor. Bal alırken çok dikkatli olmak gerekiyor.

    Früktoz, gerçekten meyveden mi elde ediliyor?

    Früktoz, meyvelerdeki şekere verilen isim. Doğal yolla, yani meyveden ve dozunda alındığında zararı yok. Ancak, piyasada satılan ve hazır gıdalarda kullanılan früktoz, kimyasal yolla elde ediliyor. Maalesef kaynağı meyve değil, mısır! Meyvelerde hem früktoz hem glikoz hem de sakaroz var. Bunların içinden früktozu ayırmak hem çok zor, hem de çok pahalı. İnsan doğasına aykırı olduğu için şeker resmen zehir oldu.

    İnsan vücudu niçin doğal şekere ihtiyaç duyar? Dengeli doğal şeker tüketmeyen bir kişide ne gibi tahribatlar olabilir?

    Eski tıbba göre, doğal şekerin karaciğer fonksiyonu için önemli olduğu söylenirdi, şeker olmazsa karaciğer sentez yapamaz ve ölür denilirdi! Ayrıca, beynin çalışması için de yine doğal şekere ihtiyaç olduğu idda edilirdi. Tabi bunlar eski tıbba göre uygulanmış ve tamamı ile insan doğasına uyumlu olan doğal şekerden bahsediyoruz.

    Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin enerji kaynağı glikozdur. Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan gördünüz mü? Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden de kendisi üretmeyi becerebiliyor. Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur, peki siz hiç çok meyve yiyen müthiş bir erkek gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi üretir.

    Fruktoz çok dikkatli alınmalıdır. Çünkü, şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker, yani bilimsel adıyla ‘sakaroz’ (bir yapay tatlandırıcı olan sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.

    Nasıl?

    Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek, ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü, ya da insülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacaktır.

    İnsülin salgılanırken, bir de leptin denilen tokluk hormonu salgılanır. Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra vücut “Pes” diyor, “Artık yeme!” Doyuruyor sizi. Yani hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için, daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş oluyor. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin salgılatmadığı için tokluk hissi de yaratmaz. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor. Eğer bundan fazla fruktoz alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar.

    Amerika’da son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, meşrubatların, bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır şurubuyla, yani fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz de Amerikanlaştık! Çünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var. Baklava şerbeti bile artık mısır şurubundan üretiliyor… Böylece eskiden baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız sağlanmış oldu.

    Ama meyvedeki fruktoz doğal?

    Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister misiniz? İster dondurmadan ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur. 15 gramdan fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine yol açar. Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var. Meyve suyunda hiç posa bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki posa fruktozun hiç değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir. Ama posa da meyveyi tümüyle masumlaştırmamaktadır. Yani siz fazla meyve yiyerek, kendinize iyilik ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz.

    Bu trigliseritin önemi ne?

    Kolesterol masum bir maddedir ve bütün hormonlarımızın hammaddesidir. Sizi kadın, beni erkek yapan kolesteroldür. Kolesterol olmazsa, hormonlarımız da olmaz. Nitekim sıfır beden mankenlerimizin kolesterol almadıkları için hormonları çok azalır ve adetten kesilirler ve maalesef sağlıklarını kaybederler. Anne sütü o yüzden kolesterolden zengindir. Doğa kendi kendine zarar vermez. Çocuğun kolesterole ihtiyacı var ki, anne sütünde de kolesterol var. Ama eğer siz kolesterolün oksitlenmesine yol açarsanız o zaman damar sertliği olur. Dolayısıyla kolesterolün kendisi zararlı değil, oksitlenmiş kolesterol zararlı.

    Kolesterolü oksitleyen dört madde var. Bunlardan biri de fruktoz. Dediğim gibi sihirli sınır da 15 gram fruktoz. Diyelim ki biz bir restorana gittik bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 60 gram şeker, 30 gram fruktoz vardır. Bu miktar ise 15 gram sınırını aşıyor. Dolayısıyla yemekte bonfileden aldığımız kolesterol meyve suyundan veya meyveden aldığımız fruktozun fazlasının karaciğerde trigliserite dönüşmesi sonucu oksitlenerek damar sertliğine yol açıyor.

    Çocukların belli miktarda Meyve yemeleri doğru değil mi?

    Şeker sadece meyvede var, ancak meyve esas olarak bir kültür bitkisi, doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli, bir gıda maddesine ne kadar fazla değmişse, o oranda olumsuzlaşıyor. Meyveden almak istediğimiz tüm antioksidanlar, vitaminler ve mineraller sebzede de var. Halbuki meyvede, sebzeden farklı olarak oksitleyici şeker de mevcut.

    Burada Taş Devri Diyeti önerenlere bir hatırlatmamız olmalı. O dönemki meyvelerin şeker içeriği, bugünkü meyvelerden üç kat daha azdı. Kültür bahçeciliği ile biz meyveleri giderek şekerlendirdik. Yani 10 bin sene önce elmanın şeker içeriği bugünkü domatesin şeker içeriği kadardı. Biz aslında meyveleri sağlığımıza zarar verecek hale getirdik. O yüzden Taş Devri Diyeti’nde “İstediğiniz kadar meyve yiyin” deniyor. Ama hayır, meyve sakıncalı. İçindeki fruktoz oranı yüzünden sakıncalı. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100’lerdeyiz, 120’de şeker hastası sayılıyorsunuz.

    Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60’lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.

    Bazen tatlı yeme ihtiyacı artıyor, o zaman ne yapacağız?

    Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman, vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan insülini hazır bekletir. Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan insülin düzeyi yükselir. Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri düştüğü zaman, “Eyvah kan şekeri düşüyor” sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek… O yüzden de siz aşerirsiniz. “Reçel kavanozu nerede?” diye aranmaya başlarsınız. Halbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında, açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü.

    Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor…

    Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere’ye ait istatistikler var elimizde. Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5 gram! Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar. Kesme şekeri 4 gram gerçi ama… Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Tam tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş. 1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanya’da ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş. Sonra bütün Avrupa’da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına gelindiğinde İngiltere’de kişi başına şeker tüketimi, 115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış. Bugün Orta Avrupa’da yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden ağırlığından fazla; tam 70 kilo! Ve 1815’ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi bire bir örtüşüyor.

    Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?

    Hayır kullanmıyorum, 38 senedir ne çayıma, ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı hiç yemiyorum.

    İnsanlar sağlıklı şeker tüketimini nasıl yapabilir?

    Çok güvendikleri bal ve pekmezi kullanabilirler. Kuru ve yaş meyveleri kararınca tüketebilirler. Reçel yapımında konsantre edilmiş meyve suyundan yararlanabilirler. Rafine şekeri önermiyoruz, ama mutlaka kullanacaklarsa çok az miktarda hakiki pancar şekeri kullanabilirler.

    Suni tatlandırıcılar, mısır şurubu ve glikoz içeren tüm ürünlerden uzak dursunlar. Fabrikasyon reçeller, bisküvi ve şekerlemeler, hazır tatlı ve baklavalar çok riskli.

    Geleneksel tatlarımızdan biri olan “reçelin” ana malzemelerinden biri “şeker”. Evde reçel yapmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

    Görünüşe önem vermiyorlarsa, eskiden atalarımızın da yaptığı gibi “pekmez” kullanmaları en sağlıklı uygulama olur. Ayrıca, reçel yapılacak meyvenin türüne göre elma, üzüm gibi meyve sularının konsantresi de olabilir. Rafine şekeri kullanmalarını tavsiye etmiyoruz, ama çok az miktarda ve pancar şekeri olmak kaydı ile tercihi yine kendilerine bırakıyoruz.

    Tarih, bugünü birçok konuda aydılatıyor, siz de okuyucularımızı şeker konusunda aydınlattınız. Verdiğiniz tüm bilgiler için çok teşekkür ediyoruz.

    Son olarak, alışverişlerimizde rehber olması açısından kısa bir şeker sözlüğü elimize almak istesek..

    Bugün piyasada satılan şeker nedir? Ne değildir?

    Rafine şeker: Şeker kamışı, şeker pancarı veya nişasta bazlı (mısır gibi) bitkilerden, fabrikasyon ortamda ileri teknoloji ve kimyasal katkılarla üretilen kristal şeker.

    Sofralarda kullanılan beyaz toz şeker: Yukarıda tanımladığımız rafine şekerin, kimyasallarla beyazlatılmış toz kristal hali. Sofralarda kullanılan beyaz kesme şeker: Rafine beyaz toz şekerin, kimyasal yapıştırıcı ve sıkıştırma sistemleri ile şekillendirilmiş küp hali.

    Sofralarda kullanılan kahverengi toz şeker: Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen rafine toz şekerin beyazlatılmamış hali. Ancak bazı hilelerle rafine beyaz toz şeker karamel ile renklendirilerek kahverengi şeker haline getirilebiliyor, ambalajında hangi bitkiden üretildiğine dikkat etmek gerekiyor!

    Sofralarda kullanılan kahverengi kesme şeker: Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen rafine toz şekerin beyazlatılmamış, ancak kimyasal yapıştırıcılarla şekillendirilmiş hali. Kahverengi toz şekerdeki hileler kesme şekerde de geçerli.

    %100 pancar şekeri: Sadece şeker pancarından elde edilen rafine beyaz toz şeker.

    Hazır gıdalarda kullanılan glikoz şurubu: Nişastanın kimyasallarla parçalanması yolu ile elde edilen, nişasta bazlı, yapay ve insan sağlığı açısından rafine şekerden daha riskli kavrengi bal kıvamında olan bir şeker.

    Hazır gıdalarda kullanılan mısır şurubu: Mısırın kimyasallarla parçalanması yolu ile elde ediliyor. Hem genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde ediliyor olması, hem de direk kana karıştığı ve üretim esnasındaki tüm kimyasalları da kana karıştırdığı için rafine şekerden çok daha riskli, glikoz kıvamında bir şeker.

    Hazır gıdalarda kullanılan früktoz: Früktoz, meyvelerdeki şekere verilen isimdir. Doğal yolla, yani meyveden ve dozunda alındığında fazla zararı yok. Ancak, piyasada satılan ve hazır gıdalarda kullanılan früktoz, kimyasal yolla elde ediliyor. Maalesef kaynağı meyve değil, mısır!

    Aspartam: Tamamen yapay, kanserojen etkiye sahip bir madde. Tatlandırıcı özelliği var ama tamamen yapay olduğu için, vücutta tahribat yapıyor. Petrol türevi maddelerden üretiliyor.

    Doğal meyve şekeri: Meyvelerde hem früktoz hem glikoz hem de sakaroz bulunuyor. İnsan doğasına birebir uyumlu. Früktoz, yaş veya kuru meyveler aracılığı ile doğal yolla kolaylıkla alınabilir. Ayrıca, şeker oranı yüksek meyvelerin kaynatılıp, pekmez yapılması ile de doğal meyve şekeri elde edilebilir.

    Baldaki doğal şeker: Arıların doğal olarak ürettiği balın içerisinde, sakkaroz, glikoz, früktoz ve maltoz türünde tüm doğal şekerler bir arada bulunmakta. Ancak baldaki bu özellikler saf “doğal” balda bulunuyor. Fabrikasyon ortamda, yapay katkılara maruz kalmış bal için aynı şeyler geçerli değil!

    Stevia bitkisi: Yendiği zaman tat veren, tatlı ihtiyacını gideren, tatlandırıcı özelliği olan, ama şeker içermeyen bir bitkidir.

19 Mart 2014
Diabete Mucize Bitki( şeker otu) için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Şekere Kolestrole Böbreklere EN faydaLı bitki Kereviz

Şekere Kolestrole Böbreklere EN faydaLı bitki Kereviz

Altın kadar değerli sebze: Kereviz

Kerevizin stresten tansiyona, böbreklerden karaciğere kadar bir çok soruna faydalı olduğu belirtildi.

Altın kadar değerli sebze: Kereviz

Kerevizin altın kadar değerli bir besin olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Besleyicilik oranı oldukça yüksek olan kereviz, A, B, E ve C vitaminleri ile başta fosfor olmak üzere çinko, bakır, mangan ve selenyum minerallerini içerir. İçeriğinde kalsiyum, protein ve demir mevcuttur. Besin değeri ve faydaları bakımından çok kıymetlidir” dedi. Kerevizin kalorisi düşük olduğu için diyet yapanların rahatlıkla tüketebileceğini anlatan Enç, şöyle konuştu: “Sinir yatıştırıcı etkisi olan kereviz, aşırı sinirlilik ve asabiyet haline iyi gelir. İdrar söktürür, kanı temizler, böbreklere faydalıdır, kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Gut ve romatizma gibi hastalıklara faydası vardır. Sinir yorgunluğunu giderir. İştah açma özelliği yanında ağız kokusunu giderir. Cilt için de faydalı olan kereviz, sivilceleri azaltır. Cilde parlaklık, tazelik verir ve genç görünmenizi sağlar. Anne sütünü artırır.

Kerevizin kaynatılırken suyuna limon ilave edilirse gaz yapmasının önleneceğini kaydeden Enç, şunları söyledi: “Kerevizin suyu oldukça faydalıdır. Suyu içilirse vücudun kaybettiği suyu geri alıp, vücudun yenilenmesine yardımcı olur. Tansiyona iyi gelen kereviz, kolestrolü de düşürür. Şeker hastaları için de kıymetli bir besindir. Vücuda kuvvet verir. Sarılığa faydalıdır. Kereviz, mideyi de kuvvetlendirir.”
22 Şubat 2014
Şekere Kolestrole Böbreklere EN faydaLı bitki Kereviz için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

liposuction ve sonrasi

liposuction ve sonrasi

YAĞ EMME HATALARI

Op. Dr. Ziya Saylan

Op. Dr. Ziya Saylanziya@saylan.com

Fazla yağ aldırmayın, “Bütün yağlarım gitsin” diye hayatınızı tehlikeye atmayın

1980’lerin ortalarında yağ emme (liposuction) keşfedildi. Bu yöntemi, uygulamanın mucitleri olan İtalyan Dr. Giorgio Fischer, Fransız Dr. Pierre Fournier’den bizzat öğrendim. 2003-2005 yılları arasında Alman Liposuction Derneği başkanlığı yaptım. Defalarca doktorlara yağ emmeyi öğretici kurslar düzenledim.
Yağ emme esnasında özellikle acemi ellerde hatalar meydana geldiğini fark edip, işlem sonucu meydana gelen çukurları düzeltmek için tüm dünyada adımla anılan ‘Liposhifting/Yağ Kaydırma’ yöntemini geliştirdim.
Bundan 10 sene önce yağ emmeden memnun olmayan hastaların sayısı yüzde 15’ken günümüzde bu oran oldukça arttı. Amerikalı liposuction uzmanı Dr. Gerald Pitman, tekniği uygulatan kişilerin yüzde 25’ine düzeltme gerektiğini, yüzde 40 vakanınsa kötü sonuca rağmen yeni bir ameliyatı kabul etmeyip duruma rıza gösterdiğini belirtmiştir. Ayrıca liposuction uygulanan hastaların çoğuna ilk baştan yağ emme ile beraber karın germe ameliyatı gerektiği de Amerikan Liposuction Derneği tarafından açıklanmıştır.

GERÇEKÇİ OLUN
Aslında yağ emmek mekanik bir olaydır, yani evde elektrik süpürgesiyle tozu emmek kadar kolay görünen bir iş. Ancak tecrübesiz ve kötü malzeme kullanan bir cerrah iyi yağ ememez. Doktorunuzun tecrübesini soruşturmak en doğal hakkınızdır. Ameliyat sonrası da çok önemlidir.
Yağ emmeden birkaç gün sonra masajlara başlanır ve dokuda emilmeden kalmış yağlar bu sayede uzaklaştırılır. Şişler daha çabuk iner. Gerçekçi olun; sadece yağ emme ile 44 bedenden 38 bedene inemezsiniz!

OLUMSUZ SONUÇLAR
* Ciltte görülen düzensizlikler en çok rastlanan komplikasyondur. Hatalı yağ emme tekniği veya çok kalın borularla ve deriye yakın yapılan yağ emmelerde meydana gelir. Gereğinden fazla yağ emilmiştir ve doku harabiyeti fazladır. Ayrıca ‘left overs‘ denilen emilmesi unutulan yağ kitleleri de engebelere neden olacaktır. Günümüzde yağ emme esnasında daha az yağ emerek daha iyi sonuçlar alınabileceği bilinmektedir.
* Sadece New York’ta yağ emme sırasında meydana gelen yağ embolisine bağlı (yağ pıhtısı) beş ölüm vakası gözlenmiştir. Yağ embolisi sonucu ölümler; daha çok yağ emme ameliyatı diğer ameliyatlarla beraber uygulandığında ortaya çıkar.
Uzmanlara göre, her yağ emme işlemi esnasında eğer bir litreden fazla yağ emilecekse karın germe ameliyatı 3-4 ay sonraya bırakılmalıdır. Yağ emilirken bir defada 3.5 litreden fazla yağ emilmesi de tehlikelidir. Gerekirse 2-3 ay sonra ikinci bir seans yapılır.
* Bazı vakalarda, bilhassa sigara içenlerde ve uyuşturucu kullananlarda deride ölümler, sertleşmeler ve iltihaplar
oluşur.

EN iYi ÇÖZÜM LIPOSHIFTING

Yağ emme sonrası meydana gelen kötü sonuçları düzeltmek için günümüzde o bölgeden tekrar yağ emilir veya bu olukların içine yağ sıkılır. Ancak bu yöntemler, her zaman faydalı olmaz. Şimdiye kadar bu tekniklerle etkili bir düzelme olmadığından cilt altından yağ kaydırmayı (Liposhifting) geliştirdim. Bu yeni yöntemde çevre dokulardaki fazla yağlar gevşetilmekte ve kötü sonuca neden olan çukurların içine doğru deri altından itilmektedir. Bu esnada hava teması ve emme olmadığından yağlar hayatta kalır ve yeni yerlerinde yaşamaya devam ederler. Ancak çok kötü bir sonuç asla tamamen düzeltilemez ve düzeltme işlemleri esas ameliyattan daha pahalıdır.

Gereğinden fazla yağ emmeye bağlı dizde ve baldırda meydana gelen oluklar… Cerrah, kalın borularla ve yüksek basınçla yağ emerek bu kötü sonuca sebep olmuş.

8 Şubat 2014
liposuction ve sonrasi için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

DİYABETTE BESLENME ÖNERİLERİ…

DİYABETTE BESLENME ÖNERİLERİ…

DİYABETTE BESLENME ÖNERİLERİ
Beslenme insanın; büyümesi, gelişmesi, sağlıklı olarak yaşaması için gerekli olan besin ve besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücudunda kullanmasıdır. Diyabetli bireylere uygulanan beslenme programı, sağlıklı beslenmek isteyen herkes tarafından uygulanabilir. Diyabetli olmak herkesten farklı yememizi, yemek çeşidimizi değiştirmemizi gerektirmiyor.  Diyabet diyeti sağlıklı beslenme şeklinin temelidir. Diyabette tıbbi beslenme tedavisi ise, diyabet tedavisinin temelidir. Tıbbi diyabet tedavisinin başlıca hedefi, doğru davranış becerisini kazanmak ve yaşam kalitesini arttırmaktır.
Uygun tedavi planınız, glisemik kontrolünüzü sağlamak amacı taşımalıdır. Başka bir deyişle iyi kan şeker değerini yakalamayı.  Uygulayacağınız beslenme programınız, ihtiyaçlarınızı karşılayacak yönde, size özel olarak diyetisyen işbirliği ile hazırlanmalıdır.
Doğru beslenme düzeni
Dengeli beslenmenizin temeli, 5 ana besin grubunu günlük olarak tüketmekten geçer.
·      Süt-yoğurt
·      Sebze-salata
·      Meyve
·      Et-tavuk-peynir-yumurta
·      Yağ grubu- zeytin- kuru yemişler
Beslenmenizde karbonhidrat alımınız, şeker dengesini sağlamak amacıyla son derece önemlidir. Özellikle posalı besin tüketiminizi artırmalısınız. Posalı karbonhidratlar, besinlerinizin bağırsaklarınızdan emilimini yavaşlatarak, kan şekerinizin düzenlenmesinde etkin rol oynarlar. Böylelikle kan şekerinizdeki ani iniş ve çıkışlarını engellemiş olursunuz. Her öğünde lifli gıda alımınız, beslenmenizde önem kazanır. Esmer ekmek, esmer pirinç, bulgur, yeşil yapraklı sebzeler, meyveler (Porsiyon miktarına dikkat etmek şartıyla) posa açısından zengindir. Kan şekerinizi dengede tutmanız adına küçük ara öğünler ekleyebilirsiniz.
Örneğin:
·      Tam buğday ekmeği + peynir
·      Tam buğday ekmeği + yoğurt
·      Kepekli grisini veya şekersiz tahıllı bisküviler veya yulaf gevreği + süt
Tam olarak tüketmeniz gereken miktar, ihtiyacınıza ve şeker sonuçlarınıza göre diyetisyeniniz tarafından belirlenmelidir.
Öğün atlamanız, yetersiz karbonhidrat tüketiminiz, fazla salgılanan insülin miktarınız, yoğun bir şekilde egzersiz yapmanız hipogliseminizin gelişmesine neden olabilir. Sık kan şeker takibiniz, hipoglisemi belirtilerinizi azaltabilir. Hipoglisemi sırasında (KŞ <60mg\dl ); 5–6 adet kesme şeker veya 1 çay bardağı meyve suyu tüketmeniz gerekir. Bu şekilde, kan şekeriniz 15 dakika içinde normale dönecektir. Ana yemek saatiniz yakınsa, direkt yemek yiyebilirsiniz. Yemek saatiniz uzaksa, hipogliseminizin tekrarını önlemeniz amacı ile karbonhidrat içeren bir ara öğün yemelidir.
Fiziksel aktivite
Fiziksel aktivite ile,
•       Kan şekeri dengelenir
•       Kan yağları düzene girer
•       Kilo kaybı sağlanır
•       Kemik erimesi önlenir
•       Kalp atım gücü ve damarların oksijenlenme kapasitesi artar
Öğünleriniz öncesi, aç karnına egzersiz yapmanız hipoglisemiye neden olabilir. Ana yemeğinizden 1 saat,  ara öğününüzden de 30 dakika sonra spora başlayabilirsiniz. Yoğun egzersiz yapacağınız zaman, uygulanılacak insülin dozunuz veya insülin kullanılıp kullanamayacağınız, mutlaka doktorunuz tarafından belirlenmelidir.  Kısaca; kan şekerinizi bilmeden spora başlamayın İnsülin enjeksiyonunu, en az çalıştıracağınız bölgeye uygulamak gerekir.
Diyabetli bireylere haftada 150 dk egzersiz önerilir. Haftada 5 kere * 30 dk  egzersiz ideal görünür. Dünya Sağlık Örgütü günde 12.000 adım öngörmektedir. Dikkat edilmesi gereken, yapılan sporun süresinin hep aynı olmasıdır …
ÖNERİLER :
  •   Gün içinde yiyeceğiniz besinleriplanlayın.
  • Öğün atlamayın.
  • Önerilen besinleri, planlanan zamanlarda yemeye çalışın. Kan şekeri takibinde zamanında yemenin önemi büyüktür. Hatta aynı saatlerde yemek yemenin önemi çok büyüktür…
  • Davet ve toplantılarda ikramlara hayır demeyi öğrenin. Size uygun besinleri seçerek ara öğününüzü atlamayın.
  • Etiket okuma alışkanlığı kazanın.
  • İdeal ağırlığınıza ulaşarak, kilonuzu korumaya çalışın.
  • Alkolü doktor ve diyetisyeninize danışarak kullanın. Alkol, vücutta şekerin kullanımını engeller. Yemekle birlikte alınması daha uygun olur.
  • Kan şekerinizi ani yükseltebilecek, basit karbonhidratlar dediğimiz reçel, bal, pekmez, tatlı, meyve suları … gibi besinlerden uzak duralım. Yemek istediğimizde porsiyon miktarlarına dikkat edelim.
  • Az yağlı yiyelim. Diyabetli bireyin kalp hastalığı ve damar hastalıklarına yakalanma riski yüksektir. Yağda eriyen vitaminlerin emilmesi açısından (A,D,E,K) yağı tamamen kesmeden, miktarı azaltarak kullanalım ve  sıvı yağ tercih edelim.
  • Proteinli besinlerin fazla alınması böbrek hasarlarına yol açabilir. Et, tavuk, hindi, peynir, yumurta miktarlarını önerilen sınırlarını içinde yemeliyiz.
  • Şeker yerine tatlandırıcı kullanalım.
Unutmayalım ki; diyabet hastalığı konusunda bilinçlenmek ve sıkı takip, bizlerin de diğer insanlar 
kadar sağlıklı olmamıza yardımcı olacaktır … 
11 Aralık 2012
DİYABETTE BESLENME ÖNERİLERİ… için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad