Aynadaki_DeLi:Bölüm11:

Aynadaki_DeLi:Bölüm11:
Ah Bir Çocuk Olsaydım…!

Çocukluk dönemim 1982 ve 1990 arası konya merkez selçuklu ilçesine bağlı fatih ışıklar mahallesinde geçmişti…Anne ve babam yeni ayrılmış ben annemin köyü olan o zamandaki adı Hasanköy olan köyümüzde büyük dedem mehmet azman rahmetli olana kadar beni çok severdi benimle özel olarak ilgilenir ne istersem alırdı daha minicik bir çocuktum..İnsan ların kötülüklerinden fitneliklerden fesatlıklardan bir haber masum bir çocuk annemin sonradan bana anlattığına göre en büyük dayım olan hasan hüseyin anneme yani aplasına benden için öz yeğeni için buda aynı babası gibi şerefsiz olur hayvanların ineklerin altına at gebersin gitsin diye bir laf etmiş…İnsanlar niye bu kadar acımasız ve gaddar olurlarki baba larının gunahları neden evlatlarına mal edilir masum çocukların ne gunahı vardır annem 3 tane evladını toprağa vermiş ve en son beni dunya ya getirmiş sırf ben yaşayayım diye 1 er hafta arayla her cuma mevlana türbesine gitmiş dua etmiş.. mevlana hz retlerinin yüzü suyu hürmetine allahü tealaya yalvarmış yakarmış allahım ne olur bu çocuğum artık yaşasın diye ben dunyaya geldikten sonra adımı mevlananın adı olan celalettin koymuş.böyle zorluklar çeken bir kadına evlat hasretiyle yanıp tutuşan bir kadına nasıl böyle bir laf edilirki annem ilk anlattığında bana sitem edercesine anlatmıştı çok üzülmüştüm tabi ANNE olanlar evlat hasreti nedir evlat kokusu nedir nasıl bilebilirlerki bilemezler elbet tabi bu benim içimde bir ah olarak yıllarca kalmıştı.büyük dedem mehmet 1986 yılında vefat ettiği güne kadar bana sahiplenmiş benimle ilgilenmiş neden olsa ilk torunuydum ilk göz ağrısıydım ilk defa dede olan insanlar daha iyi bilirler benim anlatmak istediğimi yoğurt u çok severmişim tabi yoyurt diye tabir edermişim bana anlattıklarına göre zaten bende r özürlüğü var:) konuşurken r leri yiyorum:) en sevdiğim yönüm hafızamdır büyük dedem mehmet in yüzünü hayal mayalde olsa hatırlarım rahmetli olduğunda 4 yaşınaydım daha… annem babam la ayrıldığı dönemlerde talipleri olmuş talip olanlar bekar oldukları için kabul etmemiş annemin tek derdi benim le ilgilenecek bana sahip çıkacak kendisi gibi dul çocuğu olan bir adam la evlenmek istemesiydi düşüncesi ben evlendiğim adamın çocuklarına bakarım evlendiğim adam ise benim 1 tane evladıma bakar mutlu mesut yaşarız gideriz…ama hayaller ve hayat lar farklı oluyor elbet…çocukluğum hasanköy de geçiyordu annemin babası olan dedem ismail azman ın ilk torunuydum ilk göz ağrısı dedemin en sevdiğim huyu düşmanının çocuğu bile olsa çocukları çok sever ellerinden tutar bahçesinde meyve ağaçları var kiraz elma kayısı vişne şeftali armut dedem çocuklara sorar hangi meyveyi isterse koparır yedirirdi..dedem acaba niye bu kadar çocuklara düşkündü nedeni belliydi elbet ANNE&BABA şefkati göremediği için…! her zaman derim bu hayatta nedensiz ve sebepsiz hiç bir şey olmaz…Baba ve anne lerin gunahı asla evlatlarına yansıtılmamalı her insanın kaderi alın yazısı farklı yazılmıştır.masum gunahsız çocuklar dunyaya gelirken anne ve babalarını seçme şansına sahip değiller…!Devamı Gelicek

23 Mart 2019
Okunma
bosluk

Farklı Dünyaları Aynı Karede Buluşturan Türk Sanatçıdan 19 Çarpıcı Çalışma

Farklı Dünyaları Aynı Karede Buluşturan Türk Sanatçıdan 19 Çarpıcı Çalışma

Yaşadığımız dünya bir zıtlıklar dünyası. Bir yanda savaşlar, kavgalar, çatışmalar; diğer yanda gülen yüzler, mutlu insanlar, zenginlik…

Uğur Gallenkuş İstanbul’da yaşayan bir Türk grafik tasarımcı. Kendisinin dikkat çekici ve çarpıcı çalışmalarına daha önce biacaip e yer verdik. Geçen zaman içerisinde Uğur Gallenkuş dünya üzerindeki karşıtlıkları, çarpıklıkları ve adaletsizlikleri bir tokat gibi yüzümüze çarpan çalışmalarına devam etti. Bir yanda gülüp oynayan çocuklar, diğer yanda savaşın, çatışmanın için yitip giden hayatlar. Bir yanda mutlu, gülen yüzler, diğer tarafta kavgadan, savaştan bıkmış, yorulmuş insanlar. Gallenkuş bu iki farklı dünya tasvirini tek karede buluşturmayı başarıyor ve insanlarda derin bir şok etkisi yaratıyor. Haberdar olduğumuz, bildiğimiz ve duyduğumuz şeyleri bize tek bakışta göstermesiyle bizi derin düşüncelere sevk ediyor. Sizler için Uğur Gallenkuş’un insanı sarsan çalışmalarını derledik.

9 Mart 2019
Okunma
bosluk

Durma

Durma

Ne kadar hızlı yürüyorüm yolları deyip

Bir nefeslenmek bir soluklanmak istersen

Acılara yenildim yönümü şaşırdım deyip

Bir daha yenilmek birkez daha kaybolmak istersn.

Sevdim terk edildim,sevildim kıymetini bilemedim deyip

Bir daha bir daha sevmek isterse kalbin

ALLAH kerim deyim alıp başını istersem.

Adının sanını bilinmedigi çok uzaklara

Ne bu hep kahır hep kahır

içli içli aglamak istiyorsan kimselere görünmeden.

Yüz kere düşsende bin kere üzülsende

Kalkmak için düşmek lazım diyosan.

Yaşamak hep yenilenmektir deyip her daim yeniden başlamak istiyorsa.

Hiç durma şimdi tam sırasıdır bunların..

5 Eylül 2016
Durma için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Sevgisiz İman Olmaz

Sevgisiz İman Olmaz

İlk tomurcuklar bebeğin çeşitli ihtiyaçlarını karşılayan annesine karşı tatlı gülücüklerle başlar. öncelikle annesini,babasını sever.

Bugün birbirini sevmiyor. Bakışlar bakışlara mermiden farksız; soğuk ve yaralayıcı. Herkes karşısındakine elde edebileceği kadar değer veriyor. Karşısındaki insandan bir çıkarı olmayanlar birbirine “selâm” dahi vermekten çekiniyor. Oysa selâm, arasında bağını güçlendiren, birbirlerine yaklaştıran en önemli unsurlardan biriydi. O güzeller güzelinin canları titreten uyarısını sanki duymamış gibi yaşamaya başladık. Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem],

-”Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de etmiş olmazsınız. Aranızda birbirinizi sevmeyi gerçekleştirecek bir şeyi size haber vereyim mi? Selâmı aranızda yayınız1.” buyuruyordu.

Bizler asıl problemin “imanı” noktada olduğunu anlamakta zorlanıyor veya anlamak istemiyor, yanlış reçetelerle tedavi yolları arıyorduk. Aramızda yaygınlaştırmamız gereken selâmı kestiğimiz günden beri de birbirimize olan sevgimiz azalıyor, kaybolma noktasına geliyordu. Çünkü birbirine yaklaşmak yerine, birbirimizden uzaklaşıyor, birbirinden uzaklaştıkça birbirini anlayamaz, tanıyamaz, hatta nefret eder duruma geliyorduk.

ve mutlulukları başka yerlerde arar olmuştuk. Sevginin ve mutluluğun asıl kaynaklarından uzaklarda aranması insanı gün geçtikçe karanlık bir kuyunun derinliklerine çekiyordu. Ve insan o karanlık dünyada ışıksız, sevgisiz, hissiz yaşarken, etrafında başka kimselerin var olduğunu unutup, sadece “ben” varım düşüncesiyle yaşamaya devam ettikçe menfaatine engel olacak her türlü engeli ortadan kaldırmakta bir sakınca görmüyordu.

Câhiliye devrinde putlara gösterilen sevginin yerini günümüzde yine cansız olan, insana karşı bir tebessümü, teşekkürü bile olmayan nesnelerin aldığını görmekteyiz. Çağdaş denilen insanın, maddeci yönüyle Câhiliye toplumundan geri kalır bir yanı yok gibi. Aradan geçen bunca zamana karşılık, o karanlık dönemde olduğu gibi, arasındaki ilişkilerin sevgiye değil menfaate dayalı olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Yaratılıştan Verilmiştir

duygusu bebeklikten itibaren geliştirilen bir duygudur. İlk tomurcuklar bir bebeğin çeşitli ihtiyaçlarını karşılayan annesine karşı tatlı gülücüklerle başlar. öncelikle annesini, babasını sever. Sonra ailesindeki fertleri. Bu hâlesi merkezden muhite doğru büyüyen bir sevgidir.

gören, sevgiyi bir soluk gibi hep içinde hisseden herkese, her varlığa karşı aynı sevgiyi gösterecektir. İlk izler, ağaçların gövdelerine kazınan birtakım şekiller gibi kalıcıdır. Ağaçlar büyüdükçe o şekiller de ağaçların gövdesinde büyüdükleri gibi, çocukların dünyasına atılan ilk çizgiler de onlarla büyüyüp gelişecektir. Güzel bir fıtrat üzere dünyaya gönderilmiş insanın bu güzelliğini korumak ve muhafaza etmek öncelikle aileye düşen bir görevdir. Aksi takdirde ilk zararı görecek olan da yine aile olacaktır.

Zahmetsiz, ücretsiz olarak insanın karşısındakine sunabileceği en güzel armağan sevgidir. Bazan bir tatlı söz, bazan bir gülüşle ifade edilen sevginin zor bir yanı yok. , verdikçe azalan değil, aksine çoğalan bir duygudur. gibi hem kaynağını hem de değdiği her yeri ısıtan ve ısıtan bir özelliğe sahip.

Yaşadığımız problemlerin, şikâyetçi olduğumuz davranışların temelinde sevgisizlik yatmaktadır. ile aşılmayacak bir sıkıntı, çözümlenmeyecek bir problem yoktur. İnsana düşen, doğuştan kendisine bahşedilmiş kabiliyetini geliştirmektir. Çünkü insan, iyiliğe de kötülüğe de meyilli bir varlık olarak yaratılmıştır.

İnsanın iyi yönünü geliştirecek olan öncelikle ve babadır. “U” şeklindeki bir tüp gibi ve kötülüğe meyli bünyesinde taşıyan çocuğa her zaman iyi, doğru, güzel olanlar verilirse, tüpün diğer ucunda sıkışan kötülüğe meyilli duygular bir müddet sonra oradan dökülüp kaybolacaktır. Sadece güzelliklerle dolan insan kötülüğü bilmeyecek, tanımayacak. Bütün benliği iyiliklerle dolu insan, her varlığa “güzel” nazarıyla bakacak ve onun dünyasında kötülüğün yeri kalmayacaktır. Ve bilecektir ki O yaratmışsa güzeldir, anlamlıdır, değerlidir.

Yaratılmışlar içinde en özel yere sahip olan, yaratılanların en şereflisine, insana, daha “özge” bir nazarla bakacaktır. Öldürmek bir yana, onu incitmekten dahi kaçınacaktır. Bir insanın küçültülmüş bir âlem olduğunu ancak O’nu bilmekle kavrayacaktır. O’nu bilmeyen, bulmayan için ise insanın da herhangi bir maddeden farkı kalmayacaktır.

31 Ocak 2012
Sevgisiz İman Olmaz için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad