Doğru ders çalışma düzeni nasıl olmalı?

Doğru ders çalışma düzeni nasıl olmalı?

Doğru Çalışma Alışkanlığı Nasıl Olmalıdır?

Çalışma alışkanlığı; küçük yaşlarda (anaokulu ve üçüncü sınıf düzeyi arasında) düzen kavramının ve özdenetim becerilerinin kazanılması demektir. İlköğretim 4. ve 5.sınıftan itibaren ise karar verme ve kararın sorumluluğunu üstlenmesi becerisidir. Daha üst sınıflarda ise yaşamın planlanması demektir.
Gerçek anlamda çalışma alışkanlığı, “”çok çalışmak”” değildir. Düzen kavramının, özdenetimin ve karar verme becerisinin kazanılması, yaşamın planlanması demektir.

Olumlu Becerileri Kazandırma Yolları

• İyi bir model olmak:

Yapılan araştırmalara göre özellikle 5-8 yaş grubu çocukları, ailedeki huzursuzluğu huzursuzluk, çatışma ve şiddeti saldırganlık, düzensizlik, hiçbir sorumluluk verilmiyorsa sorumsuzluk, etkileşim yetersizliğini ise iletişimsizlik vb. olarak yansıtabilirler. Kısaca, çocuğun tutum ve davranışları aile yaşamının bir yansıması olarak ortaya çıkabilmektedir.

Küçük yaş grupları için ailedeki eve geliş-çıkış, uyku, yemek, dinlenme, eğlenme saatleri çok önemlidir. Bu saatlerin düzenli olması ve mümkün olduğunca aksatılmaması çocukta düzen kavramını pekiştirecektir.

Akşam eve dönüşten sonraki saatler ve hafta sonlarının nasıl değerlendirildiği de zaman ve düzen kavramının kazanılmasında etkilidir. Akşam saatlerinin sürekli TV karşısında oturarak geçirilmesi, hafta sonları herhangi bir program olmadan geçirilmesi, çocuğa okul dışı zamanın bu şekilde gelişigüzel geçmesi gerektiğini öğretir. Okul ve iş dışındaki zamanların bu şekilde geçirileceğini öğrenen çocuktan, gelecekte çalışma alışkanlığı kazanmasını beklemek haksızlık olacaktır.

İş ve okul dışındaki zamanlar;
• Önceden planlanmış zaman dilimleri içinde geçirilmelidir.
• Yapılan plana mutlaka uyulmalıdır.
• Hobi ve kişisel gelişim için etkinliklere zaman ayrılmalıdır.

• Ailedeki sorumlulukları belirginleştirmek:

Çocuklara sorumluluk vermek, başarılı bir yetişkin olabilmeleri için gereken adımların ilkidir. Sorumluluklar, çocuklara kendileri ile ilgilenebilmek için ihtiyaçları olan deneyimi kazandırır. Çocukların kendilerinin yapabileceği işleri onların yerine üstlenen ebeveynler çocuklarına iyilik yapmazlar. Yalnız kaldıklarında yapmaları gerekenleri öğrenme fırsatını onlara yaşatmamış olurlar.
Sorumlulukların iyi anlaşılması için aile içindeki sorumlulukların belirginleştirilmesi gerekmektedir. Bunun için;

Ailenizdeki her bireyin sorumluluklarının neler olduğunu belirlemek üzere toplantı yapıp, öncelikle anne-baba olarak kendi sorumluluklarınızdan söz edilmesi uygun olacaktır. (işte,evinizde,tüm aile üyelerine karşı yakın çevrenize karşı vb…)

Çocuklarınızın sorumluluklarını (evdeki, okuldaki, sınıftaki arkadaşlarına, kardeşlerine karşı sorumlulukları vb.) belirlemesine yardımcı olunmalıdır.

Aile bireylerinin sorumlulukları listelenip, herkesin görebileceği bir yere asılabilir.

Her hafta bu toplanıp yerine getirilen ve getirilmeyen sorumluluklar her birey için nedenleri ile birlikte ele alınmalıdır. Listeye yeni sorumluluklar eklenebilir, gündemden düşenler listeden çıkarılabilir. Anne-baba olarak o hafta yerine getiremediğiniz sorumluluk varsa mutlaka belirtilmeli ve telafi etmek için neler yapılacağı söylenmelidir. Böylece çocuğun yerine getiremediği sorumlulukları dile getirmesine teşvik edilmiş olunur.

Anne babaların bilmesi gereken nokta, alışkanlıkların kazandırılmasının belli süreçler gerektirdiği, doğal ortamlarda sabırlı yaklaşmanın esas olduğudur. Sonuçta tüm çabalar küçük küçükte olsa sonuçlarını verecektir.

Çocuklarınızın zamanlarını iyi değerlendirebilmeleri, günü yakalayabilmeleri için “”Bu gün ne yapacaksın?”” sorusu çok önemli ve stratejik bir sorudur. Gününü planlama alışkanlığı kazanamayan çocuklar, yakın gelecekte görev ve sorumluluklarını erteleme, yarım bırakma, vazgeçme gibi davranışlar sergilerler. Oysa planlama, çocuğun özdenetim becerisini kazanmasında temel koşullardan biridir.

“”Bu gün ne yapacaksın?”” sorusunu sormak:

Çocuğun bir gün öncesinden yarın ne yapacağının planını yapmasına teşvik ediniz. Planlamada her türlü kararı kendisinin vermesini sağlamak planın uygulanmasını kolaylaştıracaktır. “”Yarın ne yapacağını, ne zaman yapacağını, ne kadar zamanda yapacağını belirleyebilirsin. Bunları belirlerken iyi düşün, planlama yaptıktan sonra değiştirme şansınolmayabilir. Planını oluşturup ve bize bildirebilirsin. Biz de kendi planımızı seninle paylaşacağız. Yardımcı olmamızı istersen hazırız””. Çocuk planını yaptıktan sonra, gerçekten çok önemli gerekçeler yoksa mutlaka uyulması için gereken özeni gösterilmelidir. İlk planlamalar çok iyi düşünülmediği için biraz sıkıntı oluşturabilir. Bu da bir sonraki planlamanın daha dikkatle yapılmasını sağlayacaktır.

Küçük yaş çocuklarının yaşının üzerinde beklentiye girmeden yönlendirilmeye, yardıma, tekrara ve onlar için hazırlanmış programa ihtiyaçları vardır. Ayrıca bunun bir oyun olmadığını ve onların bu programın kendileriyle ilgili bölümünü üstlenmelerini beklediğinizi bilmeleri gerekir. Çocuğun organize olmakta zorlandığı etkinlik için basit bir plan hazırlanıp odasına asılabilir. Arada “”planın nasıl gidiyor?”” gibi yumuşak bir hatırlatma yapmak çocuğun hedefe yaklaşmasına yardımcı olabilir.

Başarıya Giden Yol Nasıl Oluşturulabilir?

Herkesin kendine özgü başarı çizgisi vardır ve belli bir şablona oturtmak doğru değildir. Ancak başarıya giden yolu ana hatlarıyla şöyle çizebiliriz:

• Motivasyon: Başarıya giden yolda ilk adımdır. En anlamlı olanı “”otomativasyon”” yani, öğrencinin kendi kendini motive etmesi, dışarıdan motive edilmeyi beklememesidir.

• Bilgi donanımı: Derslerde başarılı olmanın temel koşulu yeterli bilgi donanımına sahip olmaktır. Derslere ön hazırlık, dinleme ve konsantrasyon, öğrenilen bilgilerin tekrarlanması gibi öğrenci tutumları bilgi donanımı için büyük önem taşır. Zamanın etkili ve verimli kullanılması bu süreci kolaylaştırır.

• Performans: Yapabilme gücü demektir. Öğrencide motivasyon ve bilgi donanımı varsa, kazanılan bilgileri kullanabilme performansı gelişecektir. Soru çözmek, projeler hazırlamak, araştırmalar yapmak bilginin kullanılması ve bellekte kalıcı olması için gereklidir ve verimli kullanılması bu süreci kolaylaştırır.

• Değerlendirme: Öğrenci öğrendiklerinin ne kadarını özümsediğini, nerede, nasıl kullandığını, nerelerde ne tür hatalar yaptığını kendine soruyorsa kendini değerlendirme başlamış demektir.

• Düzeltme: Sorun saptanan noktaları tespit edip, bu sorunları gidermenin yollarını araştırmak, başkalarından yardım alarak çözümler üretmeye çalışmak ve bunları uygulamaya koymaktır.

Çocuğunuz Bazen Unutkanlık Yaşıyor, Sorumluluklarını Aksatıyorsa
Neler Yapılabilir?

• Günlük işleri bütünle ilişkilendirmesine yardımcı olunabilir. Aylık ve haftalık takvim üzerinde önceden belirlenmiş ve istenen sorumluluklar yazılabilir.

• Günlük yapılacaklar listesi hazırlatılabilir.

• Yapılacaklar listesindekileri tamamladıktan sonra çocuk ödüllendirilebilir.

• Hatırladığı ve düzenli olduğu her davranışı fark edilmeli, bunu nasıl başardığı sorulmalıdır. Bu belli stratejiler geliştirmesini sağlayacaktır. Sonrasında takdir edilmelidir.

• Büyük işler küçük parçalara bölünebilir.

• Kontrol listesi hazırlanabilir.

• Belli eşyaları ait oldukları yere koyma konusunda yer belirlenip, kural oluşturulabilir.

• Hatırlama konusuna odaklanılmalı. Unuttuğu ve aksattığı iş için kendini suçlu hissetmesine izin vermeden, bir daha böyle bir sorunda ne yapması gerektiğine dikkat çekilebilir.

• Sürekli kurtarıcısı olunmamalı. Sorumlulukları ve yaptıklarının sonuçlarıyla baş başa bırakılabilmelidir.

• Kızmak yerine daha düzenli olması için neler yapması gerektiği öğretilmelidir.

5 Ekim 2017
Okunma
bosluk

Kıyamet işte böyle kopacak işte evrenin sonu

Kıyamet işte böyle kopacak işte evrenin sonu

Bilim insanlarına göre evren dört şekilde son bulabilir. İşte ‘büyük kıyamet’in dört farklı evresi…

Allahım bana birsey olursa ben yasayamam : D

Kıyamet işte böyle kopacak işte evrenin sonu

Adam Becker’ın BBC Earth’teki yazısına göre, bilim insanları 6 milyar yıl sonra Dünya’nın muhtemelen yok olacağına inanıyor. Güneş sönerken kızıl bir deve dönüşüp gezegenimizi yutunca…

Oysa Dünya, güneş sistemindeki gezegenlerden sadece biri ve Güneş, galaksideki milyarlarca yıldızdan biri ve evrenin sadece görebildiğimiz kısmında yüz milyarlarca galaksi var. Onların sonu nasıl olacak? Evren nasıl sona erecek?

Bu konuda daha az fikir birliği var. Hatta evrenin ani ve kesin bir sonu olacak mı yoksa yavaş yavaş mı kaybolacak onu da bilmiyoruz. Mevcut fizik bilgimiz evrenin altüst oluşuna dair birkaç senaryo sunuyor.

BÜYÜK DONMA

BBC Türkçe’nin yer verdiği bilimsel makaleye göre, evrenin sonu ile ilgili ilk ipucu termodinamiğe, yani ısı devinim bilimine dayanıyor. Fakat evrenin ısıya dayalı ölümünden ateşte yanıp kavrulma anlaşılmamalı. Tersine ısı farklarının ölümü olarak düşünülmeli.

donma.jpg

Bu kulağa daha az korkunç gelse de aslında ısı ölümü yanıp kül olmaktan daha kötü. Çünkü hayattaki her şey ısı farklılığı gerektirir. Örneğin arabanın çalışması için motorun içinin dışından daha sıcak olması gerekir. Yediğimiz besinler güneş ile evrenin diğer kısımları arasındaki büyük ısı farkı nedeniyle vardırlar.

Fakat evrende ısı ölümü baş gösterdiğinde her yerde her şey aynı ısıda olacaktır. Her yıldız ölecek, her madde çürüyecek, geriye parçacıklardan ve radyasyondan oluşan seyrek bir karmaşa kalacaktır. Hatta bu karmaşanın enerjisi de evrenin genişlemesi nedeniyle zamanla son bulacak, her şey hemen hemen sıfıra indirgenmiş olacaktır.

HER YER SOĞUYACAK

Bu ‘Büyük Donma’ sonunda evren, her yanı soğumuş, ölü ve boş bir hale gelecektir. 1800’lerde termodinamik bilimi geliştikten sonra, evrenin ancak bu şekilde sona ereceği düşünülüyordu. Fakat 100 yıl önce Albert Einstein’in geliştirdiği genel izafiyet teorisievren için daha kötü bir son öngörüyordu.

Genel izafiyet, madde ve enerjinin uzayı ve zamanı yamultup çarpıttığını ifade ediyor. Uzay-zaman ve madde-enerji arasındaki bu ilişki tüm evren için geçerlidir. Einstein’a göre evrendeki maddeler evrenin nihai kaderini belirleyecektir.

BÜYÜK ÇÖKÜŞ

Bu teoriye göre evren bir bütün olarak ya genişliyor ya da daralıyordur; aynı büyüklükte kalamaz. 1917’de bu sonuca varan Einstein kendi teorisine inanmakta zorluk çekiyordu.

1929’da Amerikan gökbilimci Edwin Hubble evrenin genişlediğine dair delilleri ortaya koydu.

 

cokus.jpg

Eğer evren genişliyorsa bir zamanlar şimdikinden daha küçük olmalıydı. Buna dayanarak Büyük Patlama teorisi ortaya sürüldü: bir zamanlar inanılmaz küçük olanevren kısa sürede genişlemişti. Bu Büyük Patlama’dan geriye kalan parıltıyı bugün bile kozmik mikrodalga arka plan radyasyonda, gökyüzünde her yönde görülen radyo dalgalarında görebiliriz.

O halde evrenin sonu basit bir soruya bağlı: Evren genişlemeye devam edecek ve bu genişleme ne hızda olacak?

Madde ve ışık gibi normal şeyler içeren bir evren için bu sorunun yanıtı ne kadar şey olduğuna bağlı. Daha fazla şey daha fazla yerçekimi demektir ki bu da şeyleri birbirine doğru çekerek genişlemeyi yavaşlatır.

Bu şeylerin miktarı kritik eşiği geçmediği sürece evren sonsuza kadar genişlemeye devam edecek ve sonunda ısı ölümüyle donma noktasına gelip yok olacaktır.

Fakat çok şey varsa evrende genişleme yavaşlayacak ve son bulacaktır. Sonra evrengiderek küçülmeye başlayacak, ısınacak, yoğunlaşacak ve içine çökecek, yani Büyük Patlamanın tersine Büyük Çöküş yaşanacaktır.

20. yüzyılın büyük bölümünde astrofizikçiler bu senaryoların hangisinin gerçekleşebileceği konusunda emin değildi. Bunun için uzayda ne kadar şey olduğunu tespit etmeye çalıştılar. O kritik eşiğe çok yakın olduğumuz sonucuna vardılar. Yani evrenin sonu belirsizliğini koruyordu.

Fakat 20. yüzyıl sonunda durum değişti. 1998’de birbiriyle rekabet halinde olan iki ayrı astrofizikçi ekibi şaşırtıcı bir duyuruda bulundu: evrenin genişlemesi hızlanıyordu.

Normal madde ve enerji evrenin bu şekilde davranmasına yol açmazdı. Bu “karanlık enerji” olarak ifade edilen yeni bir enerji türünün varlığını haber veriyordu.

Karanlık enerji evreni genişletiyordu. Onun ne olduğu konusunda henüz fazla bir şey bilmiyoruz ama evrendeki enerjinin yüzde 70’inin karanlık enerji olduğu ve bu oranın giderek arttığı düşünülüyor.

Karanlık enerjinin varlığı, evrendeki şeylerin miktarının onun nihai kaderini belirlemeyeceğini gösteriyordu.

Tersine evreni bu karanlık enerji kontrol ediyor, onun genişlemesini sürekli hızlandırıyordu. Bu ise Büyük Çöküş senaryosunu devre dışı bırakıyordu.

BAŞKA OLSILIKLAR DA VAR

Fakat bu Büyük Donmanın kaçınılmaz olması anlamına da gelmiyor. Başka olasılıklar da mümkün.

BÜYÜK DEĞİŞİM

Evrenin sonu ile ilgili ileri sürülen bir başka teori ise kozmosun değil de atom altı parçacıkların incelenmesine dayanıyor. Bilim kurgu romanlarına özgü bir teoriye benzetilen bu teori evrenin sonuna dair en tuhaf öngörüleri içeriyor.

 

egisim.jpg

Saf suyu tertemiz bir cam bardağa koyup sıfırın altı bir dereceye kadar soğutursanız su donma noktasının altında bile süper soğuk bir halde sıvı olarak kalmaya devam edecektir. Suda herhangi bir parçacık olmadığı ve bardakta da pürüz bulunmadığı için buzun oluşması mümkün olmayacaktır. Fakat bardağa bir tane buz kristali bıraktığınızda su hızla donacaktır.

Aynı şey uzayda da olabilir. Kuantum fiziğine göre, tümüyle bol bir vakumda az miktarda enerji vardır. Fakat daha az enerjisi olan başka bir vakum da olabilir. Yanievren bir bardak süper soğuk su gibidir. Ancak daha az enerjili vakumun bir ‘baloncuğu’ baş gösterinceye kadar varlığını sürdürecektir.

Neyse ki bildiğimiz böylesi bir baloncuk yok. Fakat kuantum fiziğine göre, daha düşük enerjili bir vakum var ise, onun bir baloncuğu bir gün evrende bir yerde ortaya çıkacaktır.

Bu ise yeni vakumun, etrafındaki eski vakumu ‘dönüştürmesine’ neden olacaktır; ancak baloncuk neredeyse ışık hızıyla genişleyeceği için gelişini göremeyeceğiz.

Bu baloncuğun içinde her şey, elektron gibi basit parçacıkların özellikleri tümüyle farklı olabilir. Bu ise kimya yasalarının yeniden yazılması ve hatta atomların oluşmasının önlenmesi anlamına gelebilir.

Bu Büyük Değişim’de insanlar, gezegenler ve hatta yıldızlar yok olacaktır. Bu değişimin ardından karanlık enerji de muhtemelen farklı hareket edecek, evrenin genişlemesini hızlandırma yerine evreni kendisine çekerek Büyük Çöküş’e yol açabilecektir.

BÜYÜK PARÇALANMA

Dördüncü ihtimal ise yine karanlık enerjiyle ilgili. Oldukça spekülatif ve ihtimal dışı görülse de henüz tümüyle bertaraf edilmiş değil. Karanlık enerji sandığımızdan daha güçlü olabilir ve Büyük Değişim, Donma ya da çökme olmadan da kendi başına evrene son verebilir.

parcalanma.jpg

Karanlık enerjinin ilginç bir özelliği vardır. Evren genişledikçe yoğunluğu sabit kalır. Yani hacmi artan evrende aynı yoğunluğu korumak için zamanla daha fazla karanlık enerji ortaya çıkar. Bu ilginç olsa da herhangi bir fizik kuralına aykırı değildir.

Peki evren genişledikçe karanlık enerjinin yoğunluğu da artsa, yani karanlık enerjinin artış miktarı evrenin genişlemesinden daha hızlı olsa ne olur? Robert Caldwell’in “hayalet karanlık enerji” adını verdiği bu hipotez evren için daha da ilginç bir son öngörüyor.

Bugün için karanlık enerjinin yoğunluğu Dünya’nın yoğunluğundan, hatta Dünya’dan daha az yoğun olan Samanyolu galaksisinin yoğunluğundan daha düşük. Fakat zamanla hayalet karanlık enerjinin yoğunluğu arttıkça evreni parçalayabilir.

Bu teoriye göre hayalet karanlık enerji Samanyolu galaksisini parçalayıp içindeki yıldızları savuracak, sonra da karanlık enerjinin çekim gücü Güneş’in Dünya üzerindeki çekim gücünden fazla olduğu için güneş sistemi bozulacak, Dünya patlayacak, evrenin patlamasından hemen önce de atomlar parçalanacaktır. Caldwell buna Büyük Parçalanma adını veriyor, fakat bu teorinin saçmalığını kendisi de kabul ediyor.

EVRENİN SONU BÖYLE GELECEK

Bütün bu teorilerden yola çıkarak evrenin sonunu muhtemelen bir Büyük Donma, ardından gelen Büyük Değişim ve son noktayı koyacak olan bir Büyük Çöküşe bağlamak mümkün.

Fakat bunlar trilyonlarca yıl sonrasında yaşanabilecek türden olaylar. İnsanın endişelenmesini gerektirmiyor yani. Zaten o tarih gelmeden önce insanın yaşayacağı genetik değişim muhtemelen onu tanınmaz kılacaktır. Fakat insan ya da başka bir zeka sahibi canlı bütün bu olaylardan kurtulabilir mi?

Fizikçiler karanlık enerjinin keşfinden sonra biraz daha kötümser bakıyor evrenin sonu sorununa. Evrenin genişlemesi hızlanıyorsa diğer galaksilerden uzaklaşacağız ve alabileceğimiz enerji giderek azalacak demektir.

Fakat bu hızlanmanın nedenini bilmediğimiz için genişlemenin devam edip etmeyeceğini de bilmiyoruz. Fakat evren genişledikçe hızlanmanın da yavaşlayacağına inanılıyor. O zaman daha umut var demektir.

BAŞKA BİR İHTİMAL VAR MI?

Peki genişleme yavaşlamaz ya da Büyük Değişim gelirse ne olur? Bazı fizikçiler çılgın bir öneri getiriyor: Evrenin sonundan kurtulmak için laboratuvarda kendi evrenimizi kurup içine atlamak. Ancak bunun günümüz teknolojisinin çok ötesinde bilgiyi ve büyük miktarda enerji gerektireceğini, hatta fizik kurallarının buna izin vereceğinden bile emin değiller.

Şimdilik bu varsayım Doctor Who senaryolarına özgü görünüyor.

Fakat bir başka yol daha olabilir. Bu yaklaşım ise evrenin ilk genişlemesinin bir balon gibi anlık “şişme” sonucu olduğu teorisinden yola çıkarak bu şişmenin tekrarlanmasını öngörüyor.

Hatta bu teoriye göre, bizim bulunduğumuz evren birçok evrenden sadece biri ve bu çoklu evrende tek tek evrencikler var. Bizimki donsa bile çoklu evren sonsuza kadar var olmaya devam edecek ve ortaya çıkan yeni evrenciklerde yeni yaşamlar olacaktır.

17 Haziran 2015
Kıyamet işte böyle kopacak işte evrenin sonu için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Parmak izinden cinsiyet tespit sistemi

Parmak izinden cinsiyet tespit sistemi

Bartın Üniversitesinde yürütülen çalışmayla geliştirilen sistem için Türk Patent Enstitüsünden patent alındı.

vay anasını arkadas desenize dişi sinek dahı gözden kacamıcak :))

Parmak izinden cinsiyet tespit sistemi

                  Bartın Üniversitesinde yürütülen çalışmayla dünyada ilk kez parmak izinden cinsiyet tespit eden sistem geliştirildiği bildirildi.

Bartın Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Eyüp Burak Ceyhan, yaptığı yazılı açıklamada, “parmak izinden cinsiyet tanıma sistemi” üzerinde Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu danışmanlığında yürüttüğü yüksek lisans tez çalışmasının sonuçlandığını belirtti.

Yoğun çalışmalar neticesinde önemli bir başarı elde ettiklerini bildiren Ceyhan, “Özellikle suçlu tespitinde çok büyük yarar elde edilecek sistemin çeşitli deneylerle güvenilirliğini kanıtladık. Dünyada ilk olan sistem özellikle emniyet, jandarma ve Milli İstihbarat Teşkilatının kriminal birimleri için büyük bir öneme sahip” ifadesini kullandı.

Sistem sayesinde hakkında hiçbir bilgi bulunmayan parmak izi sahibinin cinsiyetinin belirlenebildiğini kaydeden Ceyhan, “Alınan parmak izindeki belirli kesit kırpıldıktan sonra sistem o kesit içinde yer alan çeşitli veriler aracılığıyla parmak izinin kadın ya da erkeğe ait olduğunu tahmin ediyor. 750 kişinin parmak izi kullanılarak test edilen çalışmamızda yüzde 90’ın üzerinde başarılı sonuç elde ettik” bilgisini aktardı.

Ceyhan, Türk Patent Enstitüsünden patentini aldıkları sistemin uluslararası patenti için yaptıkları başvurunun da yakın zamanda sonuçlanmasını beklediklerini belirtti.

10 Haziran 2015
Parmak izinden cinsiyet tespit sistemi için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kumsal Yazılar

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet ??- ??-