Aynadaki_DeLi:Bölüm:35

Aynadaki_DeLi:Bölüm:35
Ankara maceram

akşam oluyor eski patronum olan ilhan ipekçi yi ziyaret etmek istiyorum ankara dedeman olan oteli alıp Latanya ismiyle şu an faaliyette olan otele gidiyorum elim belimde patronumla tokalaşıyorum ilhan bey daha bitirememişiniz oteli diyorum kısa bir sohbet ettikten sonra dışarı çıkıyorum iyi değilim farkındayım dışarda tam karşıda hastane var oraya giriyorum ağrı kesici yaptırmak istiyorum kendime gelmek istiyorum çok sinirli olduğumun farkındayım sert bir şekilde dolaşıyorum hastanede ağrı kesici iğnemi yaptırdıktan sonra hemen ilerideki 5 yıldızlı bir otele giriş yapıyorum ve o anlarda içimde bir his ankara da darbe olacağıni düşündürtüyor bana tarih 2014 dışarda lapa lapa kar yağıyor fırtınalı bir ankara akşamı her yer beyaz her yer aydınlık ben o dönemin populer dizisi poyraz karayeli izliyorum canım tatlı çekiyor garsondan rica ediyorum tatlımı yiyorum vakit baya geç oluyor nerdeyse gece saat 3 bir anda AKSARAYI ziyaret etmek geçiyor içimden ilahi bir güç ün tesiri altındayım taksi çağırtıyorum resepsiyondan ve aksaraya doğru yola çıkıyorum o dönemlerde yeni yapıldığı için bahçesi peyzaj düzenlemesi yoktu topraklıktı ve benim dilimde 3 külfü 1 elham dua ede ede okuuyp üfleye üfleye aksaraya doğru giriş yaptım biraz ilerledikten sonra güvenlik görevlisi bir arkadaş tedirgin bir şekilde yanıma yaklaşarak abi hayırdır nereye gidiyorsun dedi bende dedim toplantı yapıyorlar beni bekliyorlar görüşmeye geldim diyorum gayet soğukkanlı bir şekilde bana diyor abi şimdi burda kimse yok sen yarın sabah gel diyor bende gayet olgun bir tavırla tamam kardeşim diyorum o önde ben arkada gidiyoruz kapıda bekleyen polis arkadaşların yanına götürüyor beni onlarda aynı soruyo soruyorlar hayırdır diyorlar niye geldin bu saatte bende aynı şekilde diyorum dua etmeye geldim beni bekliyorlar toplantımız var diyorum kimliğimi istiyorlar hangi otelde kaldığımı soruyorlar onlara kaldığım oteli sölüyorum sonra bana diyorlar bu saatte geç oldu sen git geldiğin taksiye bin oteline dön yarın sabah gelirsin diyorlar bende soğukkanlı bir şekilde tşk ediyorum geldiğim taksi gitmişti ben gecenin bir vakti ankara sokaklarında kısa bir yürüyüşün ardından bir tane taksi denk geliyor taksiye biniyorum otelimi söylüyorum ve taksi ile geri otele dönüyoruz resepsiyona bir tatlı daha almak istediğimi sölüyorum bir tane de sade nescafe istiyorum lobbyde televizyonun karşısıdna dizi izlemeye devam ediyorum kahvemi içerken polis otosu geliyor otele ben ayağa kalkıyorum polis arkadaşlara kahve ısmarlıyorum onlarada dua ediyorum polisler biraz bekledikten sonra otelden ayrılıyor ve ben odama geçiyorum saat baya geç olmuştu sabaha karşı 4.5 gibi ve ben trt 1 izliyorum o ara mecliste hararetli bir tartışma var ve ben kendi kendime konuşmaya başlıyorum tv karşısında avazım çıktığı kadar bağıra bağıra konuşuyorum 2.ci kere kafayı sıyırıyorum galiba dudaklarımdan şu cümleler dökülüyor.Biz istanbulu 1 kere aldık tekrar almasını biliriz UZUN ADAM önden gidecek siz ülkücüler peşinden gideceksiniz AYASOFYA camii oalcak biz orda cuma namazı kılmaya gideceğiz 1 şey daha söledim ama şimdi burdan açıklamak istemiyorum 24 haziranı bekliyeceğiz ilk dediğim çıktı uzun adam ve ülkücüler birleşti istanbul düştü eğer istanbulu tekrar alabilirsek sölediğim gibi…Peygamberimizin İstanbulun fethi için yıllar önce mujdelediği FATİH SULTAN MEHMET hanın istanbulu alır almaz ilk icraatı olan AYASOFYAYI CAMİİ OLARAK İBADETHANEYE AÇTIĞI GİBİ yeni başkan olacak kişiyi bekleyeceğim ve azımdan çıktığı gibi AYASOFYA ya cuma namazı kılmaya gideceğim ve şu anda Kıbrıs girne lapta dayım o zaman dilimden bir cümle daha düşmüştü darul harp zamanındayız cuma namazı farz değildir demiştim bilenler bilirler savaş zamanı cuma namazı farz değildir şimdide öyle sölüyorum ayasofya camii olana kadar kıbrısta bekleyeceğim 2016 yılında KIBRISİ HZ retlerini ilk defa duydum ve ziyaret etmek istedim kendisini bilenler bilirler şu anda 24 haziranı bekliyorum istanbulu 2.ci kere aldığımız günü ve kıbrısı hz retlerini ziyarete gideceğim dergahını ziyaret edeceğim

17 Mayıs 2019
Aynadaki_DeLi:Bölüm:35 için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Şahit

Şahit

İnsan bazen kaderinden kaçıp kurtulmak ister, amma velâkin asıl o zaman koşmaya başlar kaderinin peşinden.

Meseleler içinden çıkılmaz hale gelindiğinde beyinde başlar çınlamalar. Her şey bitti sanıldığı anda yeni bir kapı açılır. Bir bakarsın tutunuverir duvarın çatlağından sızan ışığa, musluktan damlayan su sesine, köpek havlamasına, rüzgâr vınlamasına… Belkide en yakın dostu, saksıdaki çiçek ya da pencerenin önüne konan bir kuş…

Yolcular, yaz gecelerinde cırcırböceklerini kendine yol arkadaşı sayar ya; unuturlar yalnızlığın getirdiği yorgunluğu. Taşların arasındaki yıldızböceklerini saatlerce oturup seyreder ava çıkan adam.

Şahit, romanın küçük kahramanı bir fare! Hiç beklenmedik bir anda, ümitsiz bir mahkûma arkadaş olur. Her şey ne kadar değişir o günden sonra…

“Hasmın karınca olsa da hor görme.” der bir atasözümüz.                                                                       Mahir Adıbeş     

6 Eylül 2018
Şahit için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

ATEŞ VE SU

ATEŞ VE SU

 

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol…

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
al demiş;
Yüreğim sana armağan…
Sarılmış ateşle su birbirlerine
sıkıca, kopmamacasına…

Zamanla su, buhar olmaya,
ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı…
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su…

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları…
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın.

Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını….
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan,
su ateşden kaçar olmuş..

Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini
Sadece ateş alır olmuş…

25 Aralık 2011
ATEŞ VE SU için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Üç Nasihat, Üç bin Dirhem..

Üç Nasihat, Üç bin Dirhem..
Zamanın birinde, yeni evlenen gencin biri, ilim öğrenme hevesiyle köyden ayrılır. Uzun bir yolculuktan sonra şehre varıp medrese ararken, işçiye ihtiyacı olan bir zenginle karşılaşır. Zengin iyi para verince, niyetini bozup onun yanında çalışmaya başlar. 20 yıl bunun yanında çalışıp, üç bin dirhem para biriktirir. Sonra köyüne dönmeye karar verir.

Yolda, konakladığı bir yerde biri, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) der. Adam, (Evden ilim öğrenmek için çıkmıştım, bunu öğrenemedim, bari bu nasihati alayım, kalan iki bin dirhem bana yeter) deyip, buna bin dirhem vererek, karşılığında, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur! Kaderde olandan başkası başa gelmez) nasihatini alır. Yoluna devam eder. Başka bir konak yerinde, yine böyle birisiyle karşılaşır. Bu da, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp durur. Adam, (Bin dirheme de, bunu alayım, kalan bin dirhem bana yeter) deyip, bin dirhem de ona vererek, karşılığında, (Gönül kimi severse, güzel odur!) nasihatini alır. Yoluna devam ederken, başka bir konaklama yerinde yine birine rastlar. Bu kişi de, (Bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder; fakat bedeli bin dirhem) diye bağırıp duruyor. Adam, bu sefer kendisiyle mücadeleye başlar. Bir yandan ilim öğrenememenin acısı, diğer yandan kalan son para! Sonunda ilim öğrenme sevgisi ağır basar, tekrar çalışır kazanırım diyerek, bin dirhem de ona vererek, karşılığında,(Hoşlanmadığın, uygunsuz bir durumla karşılaştığın zaman acele etme!) nasihatini alır.

Yoluna devam eder. Yolda bir kalabalıkla karşılaşır. Yanlarına vardığında derler ki: (Şu kuyunun içinde bir deli var, yanında da bir kız var. Köyümüzün suyunu kesti. Kim içeri girerse öldürüyor. Bizi bu sıkıntıdan kurtarana, şu çömlekteki altınları vereceğiz.)

Adamın aklına birinci nasihat olan, (Kaza ve kaderde ne varsa o olur) sözü gelir. Kuyuya iner. Deli, (Sana bir soru soracağım bilirsen suyu açacağım. Bu kız mı güzel, yoksa şu kurbağa mı?) diye sorar. İkinci nasihat hatırına gelir,(Gönül kimi severse güzel odur) der. Deli, (Aferin sana! Şimdiye kadar hep, bu kız güzel dediler, bilemediler, sen bildin) der. Deli, kurbağayı sevdiği için, bu söz hoşuna gider, suyu açar. Adam da, önceki parasından çok fazla olan altınları alıp köyüne döner.

Evinin penceresinden baktığında, içeride hanımının yanında genç birini şakalaşırken görür. Hemen bıçağına sarılır. Bu sırada, üçüncü nasihat olan (Acele etme!) sözü hatırına gelir. Bıçağı gizleyerek, kapıyı çalar. Hanımı kapıyı açınca, yanındaki gence, (Bak oğlum, baban geldi) der.

16 Aralık 2011
Üç Nasihat, Üç bin Dirhem.. için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad