Türkiye’deki hafız sayısı 120 bini aştı

Türkiye’deki hafız sayısı 120 bini aştı

1976 yılından itibaren kayıtları tutulan hafız sayısı 120 bin rakamını aştı.

images

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Eğitimi Genel Müdürlüğü Yaygın Din Eğitimi Daire Başkanı Bünyamin Albayrak, 1976 yılından itibaren kayıtları tutulan hafızların toplam sayılarının 2015 yılı itibarıyla 120 bin 80’e ulaştığını açıkladı.
Malatya’nın Darende ilçesinde müftülüğe bağlı Hulusi Efendi Erkek Yatılı Kur’an Kursu’ndan mezun olan 16 hafıza icazet belgeleri törenle verildi. Somuncu Baba Külliyesi’nde düzenlenen icazet töreninde öğrenciler kuran okudu.

7 Ocak 2016
Okunma
bosluk

Kadinlardan Koca bulamıyorum yürüyüşü

Kadinlardan Koca bulamıyorum yürüyüşü

Kadınlardan “eş bulamıyorum” isyanı

“Eş bulamamaktan” şikayet eden Nijeryalı kadınlar, ülkedeki damat eksikliğini protesto amacıyla bir yürüyüş düzenlediler ..

Kadınlardan "eş bulamıyorum" isyanı

Zamafara Dullar Derneği, ülkenin kuzey batısındaki Zamafara eyaletinin başkenti Gusau kentinde, bölgede genel olarak yaşanan ancak özellikle eşini kaybeden veya boşanmış kadınlar için zirveye çıkan “damat adayı eksikliği”ni protesto için hükümet binasına yürüyüş düzenledi.

Yürüyüşün, hükümetin dikkatini bu konuya çekmek amacıyla yapıldığı kaydedildi.

Protestonun ardından AA muhabirine konuşan Zamafara Dullar Derneği Genel Başkanı Suveybe İsa, 8 bin kadının “eş bulmalarına yardımcı olması için” derneğe başvurduğunu söyledi. İsa, kendilerine başvuran kadınların 5 bin 380’inin boşanmış, 2 bin 200’ünün dul, bin 200’ünün yetim ve 80’inin ise bekar olduğunu aktardı.

Kadınların, muhafazakar olarak bilinen Zamafara’da “eş isyanını” açıkça ortya koymalarının kolay bir durum olmadığını ifade eden İsa sözlerine şöyle devam etti: “Kadınlık onurumuz var ancak bu, sıkıntımızı hükümete göstermek için bir yol. Anne olabilecek yaştaki bu kadar çok kadının evliolmaması ayıp değil mi? Kadınların kendi ihtiyaçlarını temin etmeleri için terkedildiği toplum bunun karşılığını görecektir.” Yürüyüşe katılan kadınlardan Asmawu Dan Zaria (24), Zamafara Hisbah Komisyonu’na (evlilik konusunda hizmet veren hükümet kuruluşu) evlenmesine yardımcı olması için başvurduğunu dile getirerek, normal bir hayat sürmediklerini ve tamamlanmak için eşe ihtiyaçları olduğunu söyledi.

Zamafara Dullar Derneği yetkilisi Sa’idu Goshe, Nijerya‘nın kuzey kesiminde büyük bir Müslümannüfusun bulunduğunu ancak erkeklerin, eşlerinin ihtiyaçlarını karşılamak yerine, evlenmek için kadınlardan ev eşyalarını satın almalarını istediğini, bu beklentinin kadınlar için ayrı bir mağduriyete yol açtığını söyledi.

Nijerya’nın kuzey kesiminde yaşanan bu sosyal problem bazı yerel makamları da sorunu çözmek için önlem almaya itti.

Perşembe günü bölgedeki Kano eyaletinde bekarlar ve dullar için 240 milyon naira (3 milyon TL) harcanarak büyük bir toplu düğün organize edildi.

Uzmanlar, Nijerya’da hayat şartlarının ağırlaşması ve ekonomik zorluklar sebebiyle erkeklerin giderek evlilikten uzak durmaya başladığını, bu durumun yol açtığı “eş kıtlığının” bölgede kronik bir toplumsal soruna dönüştüğünü belirtiyor.

28 Eylül 2013
Kadinlardan Koca bulamıyorum yürüyüşü için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

BM nihayet Arakanlı Müslümanları keşfetti

BM nihayet Arakanlı Müslümanları keşfetti

10 günde yüzlerce Müslümanın katledildiği Myanmar’ı bugün BM elçisi ziyaret ediyor. Vijay Nambiar, saldırıların devam ettiği Arakan bölgesine gidecek

15 Haziran 2012
BM nihayet Arakanlı Müslümanları keşfetti için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Annesine Benzemek İstemeyen Kızlar

Annesine Benzemek İstemeyen Kızlar

Salonda kız öğrenciler çoğunluktaydı. (…) Suâl sorma hakkımı kullandım: “Ev kadını mı, iş kadını mı olmak istiyorsunuz?”  Cevap vermekte tereddüt ettiler… Ben de hemen kipi değiştirdim: “Müslüman kızlarımız daha çok ev kadını mı, iş kadını mı olmayı istiyorlar?” Hepsi birden şu cevabı verdi: “Elbette iş kadını olmayı istiyorlar!” (…) “Anneleri gibi olmayı istemedikleri için işkadını olmayı tercih ediyor olmasınlar?” diyerek suâl sormayı sürdürünce, hiç düşünmeksizin “Evet” diye karşılık verdi gözleri; dillerinden ise belirli belirsiz bir “herhâlde…” sözcüğü çıkıverdi. Kızlarımız, anneleri gibi olmayı niçin istemezler ki?..  Bu soru(n) hakkında kimse konuşmaya istekli olmadı…  Salondakilere, bir vesileyle, Tanrı’nın varlığından hiç kuşkulanıp kuşkulanmadıklarını sordum; susarak (!) cevap verdiler. Dünyanın döndüğünden hiç kuşkulanmış olup olmadıklarını sorunca, bu sefer “hayır” demekten çekinmediler. İmanın mâhiyeti değişmişti. Kuşku, metafizik alanda güçlenmiş, fizik alanında yok olmuştu anlaşılan. “­Peki annelerinize, anneannelerinize Tanrı’nın varlığından hiç kuşkulanıp kuşkulanmadıklarını sorsak ne cevap verirler sizce?”  Müsbet bir cevabın, annelerimiz ve anneannelerimiz için mümkün olamayacağı husûsunda ittifak vardı. Hatta biri “Bizi sopayla kovalarlar.” deyince bütün salon bastı kahkahayı… “Dünyanın döndüğünden ya da gâvurların aya çıktıklarından kuşkulanıp kuşkulanmadıklarını sorsanız onlara?”  Cevap kesindi: Annelerimiz, anneannelerimiz muhakkak kuşkulandıklarını söyleyeceklerdi.  Hâl böyleyken, kızlarımız niçin anneleri gibi olmayı istemiyorlardı acaba? (D. Cündioğlu, Philo Sophia Loren, Gelenek Yayınları, s. 24-25)

Özgürleştikçe Özüne Yabancılaşan Kadın… Modern zamanlarda kadın, fıtratına ihanet edercesine erkekleşmeye başladı. Kadın, daha az kadın, daha az anne, daha az eş olmakla özgürleştiğini sandı. Evin yerini sokak, mutfağın yerini büro, anneliğin yerini iş hayatı, mahremiyetin yerini teşhir aldıkça kadının erkekleşmesi kaçınılmaz oldu. (…)             Modern kadın özgürleştikçe, yani özüne, doğasına, nefsine bırakıldıkça açılıyor, teşhir ediyor; göze hitap etmek, gözün dikkatini çekmek için elinden geleni yapıyor. Öyle ki, sadece süslenmekle, takınmakla, takıştırmakla yetinmiyor; doğal süsleriyle ortaya çıkıyor; mümkün olabildiğince bedenini gözler önüne seriyor. Çünkü karşıt cinsin kendisinden bunu talep ettiğini, ancak böyle yapmakla göze gireceğini biliyor; beğenmenin biçimi sadece beğenilenin tercihiyle değil, beğenenin talebiyle de belirleniyor.  (…) Modernlik, kadını özgürleştirmekle, göz önüne çıkarmakla, güya ona kendi doğallığı içerisinde hareket hakkı vermekle, aslında kadına dilediğince nefsinin peşinden gidebilmesinin yollarını açtı. Bu süreçte modern kadın, özgürleştiğini düşünürken nefsinin esiri oldu. Öyle ki, artık modern erkek kadınlaşırken, modern kadın erkekleşiyor; doğurganlığını kaybettikçe yaratıcılığını da kaybediyor. Ne yazık ki, Müslüman kadınlar da… Çünkü onlar da artık babaanneleri gibi olmak istemiyorlar. (Philo Sophia Loren, s. 58-59)

Kitle Kültürünün Dişilliği İçinde Azalan Erkek Kimliği Osmanlı münevverleri, Batı ile karşılaştığında cemiyet hayatının “kadınsızlığını” kalemlerine ve fikirlerine dert edinmişti. Kadını olmayan cemiyetler geri kalmaya mahkûmdu. Kapalı kapıların ardındaki kadınlara değil, omuz omuza ilerleyecekleri “arkadaş kadınlar”a ihtiyaçları vardı. Bu ihtiyaç hem batıcıların hem de Türkçülerin kaleminde en belirgin şekilde dile getirildi. Kadınlar “yeni kadın” tipini tartıştılar. Olması gereken kadın tipi konusunda eli kalem tutan kadınların ortak bir görüşü yoktu. Ancak olmaması gereken kadın hakkında hemen hemen hepsi hemfikirdi. Anneleri ve nineleri gibi olmak istemiyorlardı. Kim gibi olmak istiyorlardı? Soruyu sanıyorum hiç böyle sormadılar. Böyle sormayı göze alamadılar. Daima olmaması gereken üstünden fikir beyan edildi. Ya da Batılı kadınların en ideal olanları ile Osmanlı kadınlarının en kalburun altında kalanları bir mukayeseye tâbi tutuldu. Meşrûtiyet’ten itibaren kadınlar üzerine fikir beyan eden çalışmalar arttı. Buna paralel olarak Batı ürünlerinin satışı da artış gösterdi. Batılı fikirler Batılı hayat tarzının benimsenmesi, Batılı hayat tarzının benimsenmesi Batı ürünlerinin ithalatının artması demekti. Meşrûtiyet aydınlarının kitle kültürü üzerine düşünmesini beklemek söz konusu değil. Fakat bugün gündelik hayat içindeki yozlaşmaları ve özellikle kadın ve erkeklerin davranış kodlarındaki değişikliği kavrayabilmemiz için özellikle İslâmî kesimin kitle kültürü üzerine yoğunlaşması gerekiyor. Çünkü içinde mahpus kaldığımız kitle kültürü dişil bir kültür ve bu dişil özellikler en fazla erkek fıtratını bozuyor. Kitle kültürünün dişilliğine dikkat çeken Edgar Morin, belirli refah düzeyine erişen toplumlarda kültürün kadınsılaştığını vurgulayarak erkeklerin daha duygusal, daha yumuşak ve daha zayıf olduğuna dikkat çekti. Morin bu görüşlerini 1962 yılında dile getirdiğinde sanırım ne demek istediği çok anlaşılmamıştı. 21. yüzyılda Müslümanlar kitle kültürü içinde kadınlar üzerinden direnç oluşturmaya çalışıyor. Bu direnç oluşmadığı gibi kadınlar üzerinden yapılan vurgular tam tersine başörtüsü yasaklarında olduğu gibi Müslüman bireyin dünya/ahiret uyumunu bozarak global politikalar için zayıf halka durumuna indirgiyor. Bu konu ile ilgili olarak Anlayış dergisinin Ağustos sayısında Fehmi Koru ile yapılmış röportaja özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Fehmi Koru hükümetin, başörtüsü yasaklarının global politikalar ile bağlantısını anlayamadığı sürece bir mesafe kaydedemeyeceğine temas ediyor. Netice olarak şunu söylemeye çalışıyorum: Kitle kültürünün ezici dişilliği altında İslamiyet’i kadınlara, kadınların dindarlığını başörtüsüne indirgeyen tutum İslami kesimde yozlaşmalara sebep oluyor. Azalan erkek kimliği üzerinde özellikle erkek akademisyenlerin ciddi çalışmalar yapması gerekiyor. Mesela dişil kitle kültürü Müslüman erkek profilini nasıl etkiliyor? Bu etkiyi tespit edebilmek için çok satan kitaplardaki insan tiplemeleri iyi bir başlangıç gibi gözüküyor. (Fatma K. Barbarosoğlu)

20 Nisan 2012
Annesine Benzemek İstemeyen Kızlar için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet Maltepe Escort