Kadın deyince aklınıza ne gelir?

Kadın deyince aklınıza ne gelir?
blog.kumsalchat.com

kadın deyince aklımıza ne gelir

Kadın deyince ne gelir aklınıza?. Ne doğar içinize?.

Benim aklıma kadın deyince bir güneş gelir. Yaşama yaşam veren. Yaşama can katan. Isıtan. Büyüten. Dönüştüren.

Kadın deyince ne gelir aklınıza?. Benim sıcacık bir gülümseme gelir. Sevgi gelir. Şevkat gelir.

Kadın deyince ne gelir aklınıza?. Benim aklıma Rumi’nin dizeleri gelir:

Kadın hak nurudur, sevgili değil,

Sanki yaratıcıdır yaratılmış değil’

Dimi ama :=)

ELVİN

2 Eylül 2014
Kadın deyince aklınıza ne gelir? için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Feyz nedir?

Feyz nedir?

Feyz

Şeytan öyle lanetli bir yaratıktır ki, onun hile ve tuzaklarını anlamak çok zordur. Onun hilesi bazen kişilere vesvese vererek bazen ise, bir başka insan aracılığı ile kalbleri karıştırmaya çalışmaktır.
       Rabıtanın piskolojik bir olay olduğu doğrudur. Kalblere feyzler ibadet, rabıta , zikir sebebiyle gelmektedir. Pekala feyz nedir, kalbe her gelen feyz-i Rabbani midir?
       Feyz; Arabça bir kelimedir. Feyz; verimlilik, bereket ve ilim anlamına gelmektedir. Tasavvufî istilahda ise, kalbe gelen her türlü faydalı bilgiler, hidayet nûru ve zevkli hisler anlamındadır. Başlangıçta kişinin kalbine gelen hisler ve bilgiler karmakarışık olacağı için kalbe gelen feyzlerde doğru ile batıl birbirine karışık olarak gelmektedir. Şeytanın kalbte sebep olduğu hisleri Rahmani duygulardan ayırabilmek için şeriati iyi bilmek gerekmektedir. Allahu Teala“Bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz.”buyurmaktadır. Zikir Ehlinden maksat, şeriati ilmine vakıf kimsedir. Yoksa şeriat ilmine vakıf olmadan İlahi isimlerden birini tekrarlayan kimseler değildir.
       Gerek rabıta ile gerekse zikirle veya ibadetlerle kalbte hasıl olan feyz görünümünde oluşan her türlü hisler şeriat ölçüsü, yani Kur’an ve Sünnet ölçüsü ile ölçülmedikçe o hislerin ne olduğu anlaşılamaz. Dervişin fikri ne ise, yani düşüncesi, rabıtası ne ise, zikri o olur.” deyimince, bir kimse kötü bir kimseyi veya kötü şeyleri sürekli hatırlarsa, farkında olmadan bir süre sonra o şahsın kalbi ibadetlerden soğur ve günah işleme eğilimi artar.
       Allah’ı ananın kalbi nurlanır. Peygamberleri ve salihleri hatırlayanların, yani rabıta edenlerin ise, kalblerinde onlar gibi kul olmak istek ve arzuları güçlenir ve ibadet etmeleri kolaylaşır. Ama çıplak bir kadını tahayyül edip onu rabıta eden bir kimsenin ise şehveti tahrik olur, belkide şehevî olarak deşarj olup abdesti bozulur.
       Görülüyorki rabıtanın başlangıcı değil sonucuna bakmak gerekir. Babasını rabıta eden bir kimse, babasının hali ile hallenir ve asla babasının ahvalinden öteye ulaşamaz. Veysel(Üveysi)Karani hazretleri Rasulullah’ı değilde kendi annesini rabıta etseydi, o yüksek mertebeye ulaşabilir miydi? Ama; her şeyin yaratılışını yakîn olarak Allah’tan bilen bir velinin Allah’a manevi yakınlığını düşünerek rabıta eden kimsenin kalbi ise, o veliye gelen nurların yansımalarıyla kalp aynası günah kirlerinden temizlenerek saf nurani bir aynaya dönüşüverir.


Herkese feyz veren Allahu Tealadır. Hidayet feyzi gökten yağmurun yağdığı gibi istisnasız herkese gelir. Ancak bu feyz ilk çıktığında tertemiz bir nur olup, sebep olanların manevi durumuna göre değişime uğrar. Tıpkı kaynağından tertemiz çıkan su gibi. Ama o suyun geldiği borular kirli ise, ona lağım karışıyorsa, insanı hasta eder. İşte bunun gibi manevi feyzler de, şeytana uğradığında vesveseye hileye dönüşür. Peygamberlere, mürşitlere uğradığında ise, hidayet nûru olur ve imanın olgunlaşmasına vesiledir. Ama günahkâr insanlara uğradığında ise, ikisi arasında bir durum hasıl olur ki, neticeye ulaştırmaz. Çünkü virüslüdür.

       İlâhî fezyin bir kimsenin kalbine gelmeye başlama aşamasında, şeytan ve şehvetin sebep oldukları hislerle karışık olarak gelmesi yüzünden, salik bunun Rahmani mi, şeytani mi olduğunu idrak edemez. Eğer kişi istikamet üzere olursa, Allah onu şeytanın desiselerinden korur. Yoğurdun içinden ayranın ve yağın ayrılması gibi Rabbani feyzde diğerlerinden, sabah vaktinin fark edildiği gibi ayrılır. Rabbani feyz öyle İlahi bir nurdur ki, o bir kalbte vukuu bulduğunda o kalpte manevi güller açılır onun kokusu hiç bir dünyevi kokulara benzemez. O kalbte bal akıtan pınarlar oluşmaya başlar ki, o feyiz pınarı suyunun tadı hiç bir dünya tatlarına benzemez. Bu zevke erenler, bu zevke değer vermeyip Allah’ın rızasından başka istekleri terkedenlerdir ancak.
       Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz; “El istikametü fevkal kerameh” (İstikamet keramettem üstündür.”diye buyurdu. istikamet; ehli sünnet inancını bilip şeriatin gereğince Allah rızası için amel etmektir.
      Vesselam.

2 Haziran 2013
Feyz nedir? için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Dua..

Dua..

Duâ

“Duâ, rahmet kapılarının anahtarı, mü’minin silâhı, dinin direğidir.
Duâ ibâdettir, ibâdetin özüdür.
Hazreti Muhammed Mustafa (sallâllahû aleyhi ve sellem) – Süneni Tirmizî. Hadis no: 3368-9.

Yeter ki duâ eden kul, O’nun nimetlerine nankör bir kul olmasın,
Yeter ki duâ edenlerin gönlü, O’ndan başkasıyla meşgul olmasın.
Duâ.. Aciz, fâni, sınırlının, “sınırsız, yüce ve sonsuz” bir kudretin sahibi ile kurduğu manevî köprü.
Duâ.. Kulluk makamlarının en önemlisi, ibadetin özü,
Duâ..Mü’minin silâhı, dinin direği, semâvât ve arzın nûru,
Duâ.. Kulluğun, ibadetin ruhu,
Duâ.. Kulluğun en güzel yolu,
Duâ.. Bildirmek değil, kulluk göstermek; tevazu ve alçakgönüllülük göstererek müracaatta bulunmak, gerçek mânâda kul olmak.
Duâ.. Kaza ve kaderine rıza ile beraber sadece Allah (celle celâluhû)’a sığınmak,
Allah (celle celâluhû)’ın kudretine her şeyden fazla saygı duymak.
İşte kul için en büyük makam.
Duâ mirâc, duâ en güzel an.
Duâ kulluğun sırrı,
Duâ mü’minin nûru.
O’nu tesbih etmenin bile O’nun nasip etmesiyle, O’nun dilemesiyle olduğunu biliyor, bizlere emanetini hakkıyla, utanmayacağımız bir şekilde teslim etmeyi nasip etmesi için O’nun esmâsına (O’nun izniyle) tutunabilmek için duâ ediyoruz.
Duâ kulluğun ruhudur; Duâ ibadetin nûrudur,
O’nu zikrediyor yalnızca O’na duâ ediyoruz;
Duâ ve zikir kulluğa giden sırdır, O’na kul olmaya layık olabilmenin yoludur, biliyoruz.
“Duâ mü’minin silahıdır”, buyuruyor Resûlullah Muhammed Mustafa aleyhi’s-selâm.
“Duâ ibadetin özüdür” diyerek duânın büyüklüğünü açıklıyor.
Duâ, yerleri, gökleri aydınlatan nûrdur, dua etmek ibadettir buyuruyor.

Duâ ve zikir insana bahşedilmiş en mükemmel güç.
Allah (celle celâluhû), kulunda takdir ettiği pek çok şeye duâyı vesile kılıyor.
Bu yüzdendir ki, “Duâ mü’minin silâhı” oluyor.
“Bir şeyi istemek, ona nâil olmak demektir; Zirâ Allâhu Teâlâ kabul etmeyeceği duâyı kuluna ettirmez.” İmamı Rabbanî Ahmed Faruk Serhendî

Her şeyden öte,
Her şeyden önemli kelâmı,
Adı her şeyden yüce,
Bu dünyanın anlamı,
Anlam buluyor O’nu zikredince,
O’nun adı sözlerden güzel, sözlerden öte…

Sebbihısme Rabbike’l a’lâ /Yüce Rabbinin adını tespih et. (87/A’lâ Sûresi -1. ayet)

Her yerde,
Her anda O’nun ismi,
Her mekânda O’nun ismi,
Göklerde,
Yerkürede O’nun ismi,
Her zerrede O’nun ismi zikrediliyor.

Ve sadece O, “gerçek” ve “tek dost”a
Bize, “Bizden daha yakın” olana, “Sinelerimizin özünü bilen”e
Kulunu yalnız bırakmayana,
O; kulunu koruyana, kulunu sevene, kulunun günahlarını bağışlayana, hatalarını örtene ibadet etmek kalıyor insan olabilene,
İnsanoğlu bilince buluyor en değerli şeyi, bulunca seviyor,
İşte o an insan oluyor, yürekte ağırlanıyor en sevilen“eşsiz ‘Dost’,
Kaybetmemek için mücadele veriyor, O, “en güzel”i, Yüceler Yücesini,
Hayatın gayesi biliyor, O Yüce Yaradanı tanımayı, öğrenmeyi,

Hasbünallâhü ve ni’mel vekil ni’mel Mevla ve ni’mennasir.
“Dostum” “Vekilim” “Sahibim” ve “Yardımcım” yalnızca Allah demek,
Ve sadece O’nun rızası için hayat yolunda yürümek,
O’nu isimleri ile tanımak ve yalnız O’na kulluk etmek, yalnız O’ndan istemek,
İnsanı insan, köleyi hakan, gölleri umman yapıyor.

Ve minel leyli fe sebbihhu ve idbâren nucûmi./ Gecenin bir kısmında da O’nu tesbih et, yıldızların batmaya yaklaştığı sıra da. (52/Tûr Sûresi – 49. ayet)
Duâlarla aralanan O’nun kapısı,
O’nun sonsuz rahmeti ve merhameti,
Duâ kulluğun esası,
Duâ kulluğun sırrı,
Nûrdan bir ışık, kalpten bir yakarış,
Duâ rüyadan gerçeğe uyanış.
Duâ..
O’nun adıyla başlamak, O’nun adıyla bitirmek,
Duâ..
O’nun adıyla gelmek, O’nun adıyla gitmek,
Duâ saflık, duâ aydınlık, gerçek dünyaya hazırlık,
Sabır, şükür ve kararlılık,
Duâ sadece O’ndan istemek,
O’nun adını, zatını, sıfatlarını, fiillerini… sevmek.
Duâ ve ibadet; bir yakarış, yepyeni bir başlayış,
Kulluğun sırrına ererek yaşayış,
Duâ ve zikir.. en sevilene varış, rüyadan gerçeğe uyanış,
En sevilene sevgiyle, kulun korkusuyla, ümidiyle, dünyaya en samimi bakış.

O’nun ismi;
Kulun tutunacağı en sağlam dalını,
Dostun uzanan elini anlatıyor,
Esmâ’lar ki, varlığın üflenen nefesini,
Âdemoğluna ait en güzel kelimelerin, en güzel sesini söylüyor,
O’nu anlatıyor en güzel şeyler,
O’ndan bahseden her eser paha biçilmez bir hazine oluyor,
O’ndan hakkıyla bahseden her insan başımıza taç gibi kuruluyor,
Kulluğunun hakkını veren insan miraçta duruyor.
Sadece önce insan,
Sonra ancak ve ancak Allah (celle celâluhû)’ın kulu olabilme erdemine erişmek düşüyor bize.
O’nun affına ve Resulünün (sallâllahû aleyhi ve sellem) şefaatine mazhar olabilmek umudu bile kula dünyaları bağışlıyor.
Karanlıklarımızı, O’nun adıyla, Resûlünün ışığıyla aydınlatmaya çalışıyoruz.
Sadece O’na hesap vereceğimizi, O’na döneceğimizi biliyoruz.
Sadece O’na güveniyoruz.

LÂ İLÂHE İLLÂLLAH HÜRMETİNE…

“Tâkatimizin dışında kalandan Sana sığınırız”…
Hikmetinden asla sual olunmaz.
Kul Senin, meydan Senin; Varlık Senin, hikmet Senin.
“İyyake na’budu ve iyyake nestaiyn”/ “Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım isteriz”

Her şeyden önce O’nun adıyla, Her şeyden sonra O’nun adıyla,
Her şeyle bir ve birlikte O’nun, Rahmân ve Rahîm olanın adıyla.

Doğru yoldan sapmaktan, saptırılmaktan,
Günaha düşmekten, günaha düşürülmekten,
Haksızlık yapmaktan, haksızlığa uğramaktan,
Saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan O’na sığınıyoruz.
Yalnız O’na inanıyor, tek O’na dayanıyoruz…
O´nun adıyla çıkıyor, O´na güveniyor, tek O’na yalvarıyoruz.
O’nun kulu olabilmenin, sonsuz özgürlüğe varılacak yolda en büyük adım olduğunu biliyoruz.
Ve O’nun bizleri adaletiyle değil rahmetiyle yargılamasını ümid ediyoruz.

Hamd olsun Allah (celle celâluhû)’a ki en güzel isimler sadece O’nundur,
Salât ve Selâm olsun Rasûlullah (sallâllahû aleyhi ve sellem)’a ki, O’nu en iyi bilendir, bildirendir.
Ve biliyoruz ki “Bilginin değerlisi bilinenin kıymetiyle ölçülendir.”
Allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbul arşil azîm./ Allah’dan başka hiçbir tanrı yoktur. O, yüce Arşın sahibidir. (27/Neml Sûresi- 26. ayet)

Selmân-ı Fârisî hazretlerinin bildirdiği hadîs-i kudsîde buyrulduğu gibi;
Ey Resûlüm, İbrâhimi halil (dost) edindiysem de, seni de habîb (sevgili) edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım. Ebü’l-Abbas (Ahmed bin Muhammed) – Mevâhib-i Ledünniyye.
Sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım, emri ilahisine mazhar olan bir Peygamberin ümmeti olmak şerefi başka ne ile ölçü tutulabilir?

LÂ İLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDEN RASÛLULLAH
Hürmetine

24 Ocak 2012
Dua.. için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Merhamet

Merhamet

Necip Fazıl Kısakürek

Kâfir: Benim İslâmiyet’e en büyük itirazım nerededir, bilir misin?

Mümin: Bilmez olur muyum! Sizin İslâmiyet’e en büyük itirazınız değil de, İslâmiyet’te en tahammül edemediğiniz nokta küfrünüzün, varılmış bir netice olması değil, sebep teşkil etmesi…

Kâfir: Hayır, hayır! Allah’ı kabul edememekteki tereddüdüm, o ayrı… Ben İslâmiyet’te en çok müsamaha ve merhamet eksikliğine tahammül edemiyorum!

Mümin: Her şeyi tersine çevirip zıddiyle vasıflandırmaktaki inkâr mizacı, bu sözünüzden nasıl da tütüyor, bilseniz!

Kâfir: Yine mi hakaret?

Mümin: Asla! Çünkü cezanızı verebilseydim, size yine hakaret etmezdim ki…

Kâfir: Ya ne yapardınız?

Mümin: Allah’ın emrettiğini!

Kâfir: Görüyor musunuz? Müsamaha ve merhamet eksikliğiniz nasıl da belli oluyor?

Mümin: Kendi ilacını kendisi seçmek isteyen ve doktoru müsamahasızlık ve merhametsizlikle itham eden biçare hasta! Size en büyük merhamet, hakkınızda Allah’ın emrettiğini tatbik etmektir. İşte siz bu inceliği anlamıyorsunuz!

Kâfir: Hangi incelik?

Mümin: Şu incelik ki, İslâmiyet’in, dış görünüşüyle, sertlik ve merhametsizlik gibi duran bütün emir ve yasakları, aslında en yüksek en varılmaz merhamet zirvesine bağlı ölçülerdir. Dişi ağrıyan ve kendisini taştan taşa çarpan bir adama merhamet, onu şişkin yanaklarından öpmek midir, yoksa zorla ağzını açıp bağırta bağırta dişini sökmek mi?

Kâfir: Bu ölçüye göre İslâmiyet’in kullandığı kılıcı da bir merhamet aleti diye gösterebilirsiniz!

Mümin: Sizi bilhassa tebrik ederim! İslâm’ın kılıcı, operatörün neşteri gibi, bizzat ve binnefs merhamet aletidir.

Kâfir: Hükmünüz, beni, İslâm’da merhamet eksikliğine dair tezimi şunun için çürütemez ki, o tamamen aklî ve tefsirî kalıyor. Yani akılla, İslâm’da merhamet bulunduğunu ispata çalışıyorsunuz. Bana İslâm’da merhamet ruhunun herhangi bir hissi örneğini verebilir misiniz?

Mümin: Bilseniz, bu tarafımız ne kadar kuvvetlidir. Fakat biz, bazı dinlerde olduğu gibi merhameti reklâm ve ticaret unsuru diye kullanmadığımız için, onu evvela aklî teşhisle gösteririz.

Kâfir: Bütün tebliğ unsurları bir tarafa; elinizde İslâmî merhamete ait telkinî misaller varsa, buyurun, dinliyorum!

Mümin: Peygamberler Peygamberinin en büyük dostu ve sahabisi Hazret-i Ebu Bekr’in bir duası vardır: “Yârabbi! Sen kâmil ve mutlak kudretin sahibisin! Kudretine son düşünülemez. Beni, hesap günü, o kadar büyüt, büyüt, büyüt ki, cehennemi yalnız ben doldurayım ve başkaları için orada yer kalmasın!” Peygamberler Peygamberinin nur kaynağı bâtın alemine Hazret-i Ebu Bekr yoluyla gelen birkaç velide de ayniyle eşine rastladığımız bu duadan daha keskin merhamet ruhu misalini acaba hangi dinde bulabilirsiniz?

Kâfir: Bu misal, aynı ruhun devamını ispata kâfî mi?

Mümin: İslâm’da olup da devam etmeyen her şey, İslâm’a değil, İslâm’ı anlamayanlara ait bir vasıftır. Bütün gerçek İslâm planı, nefslerini gayr için ezen ve gayrin yükü altına girmekten büyük haz tanımayan velilerin menkıbeleriyle doludur. Bu veliler yalnız ağlarlar, gülmezler. Şu var ki, birtakım rahipler gibi göz yaşının karaborsasını işletmezler. Evet mi?

Kâfir: Evet ama, hayır!

Mümin: “Hayır ama, evet” diyebilmiş olsaydınız, bir nebzecik samimiliğe yaklaşmış olurdunuz.

(Mümin-Kafir’den)

 

 

12 Aralık 2011
Merhamet için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad