Açmayın Maziyi

Açmayın Maziyi

 

korkutuyor beni rüzgarın sesi
hani nerede sevgilinin busesi?
uyku kalmadı acep neyin nesi?
bu bana aşkın en büyük sillesi

bulamadım nedense hiçbir şeyi
ne aradığım aşkı ne de sevgiyi
belki buldum kıymetini bilemedim
ne olur açmayın bana maziyi

sakın üzülmeyin bana uzaktan
hiç umut doğmuyor artık şafaktan
ne fark eder hep karanlık olsa da
ben yandım zaten mazideki aşktan…

23 Nisan 2011
Açmayın Maziyi için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Vedalaşmak Zordur…

Vedalaşmak Zordur…

Kolay değildir birşeylere ya da birilerine ‘elveda’ demek. Vedalaşmak öylesine zordur ki, veda anı geldiğinde ‘her hoşçakal bir merhabadır aslında’ sözü bile yetersiz kalabilir. Ne var ki vedalaşma vakti geldiğinde mecburiyetinizdir size ‘hoşçakal’ dedirten.

Birşeylere yeniden merhaba diyebilmek çok zor gelir o an. Vedalaşmanın hüznü bir anda çöker üzerinize. İsteseniz de istemesenizde veda vakti gelince nemli gözler sizi sele boğsa da engel olamazsınız yaşamın realitesine. Gitmek ya da göndermek vakti geldiğinde hüznünüzle el sıkışmak zor gelir. Kimi zaman hüzünle el sıkışmamak adına yeni birşeylere merhaba demekte zor gelir insana. Çünkü, bir gün hoşçakal demek ihtimali vardır içinizi kemiren. Hoşçakal demek ihtimalinin olması bile insanı hüzüne boğar. Her başlangıcın bir sonu vardır. Bunu bildiğiniz halde kolay değildir birşeylere ya da birilerine veda etmek…
Kimi zaman bir arkadaşınıza veda etmek zorundasınızdır, kalbinizde onarılmaz yaralar açtığı için, kimi zaman işinize veda etmek zorundasınızdır artık karnınızı doyurmuyor diye ya da kazandığınız parayı harcamaya vaktiniz kalmıyor diye, kimi zaman ise sevdiğinize veda etmek zorundasınızdır, sizi kendinize yabancılaştırdığı için, ya da onu severken kendinizi sevmekten vazgeçmek zorunda kalacağınız için…

Yaşam sürprizlerle dolu. Her an herşeye vedalaşmak zorunda olduğumuzu bilerek yaşamanın güvensizliği ile gerçekliği arasında sıkışmadan yaşamak gerçekten büyük başarı…

Ben acılarıma hiç veda etmek istemem. Çünkü acıların beni gerçekten çok daha güçlendirdiğine inanırım. Öyle de olur. ‘Bu da geçecek’ diyebilmek için acılarımdan destek alırım. Acılarımdan edindiğim deneyimler bana çok şey katar. Bir psikoterapist olarak danışanlarımı dinlerken empati kurmamı kolaylaştıran en yaman hocalarımdır acılarım benim. Birşeylere ya da birilerine veda etmek zorunda olduğum zamanda acılarıma tutunurum. Acılarımdan güç alırım.

Birşeylere veda etmek insanın kabini de kırar. Hem de tarif edilmesi çok zor bir şekilde. Çığlıklarınız işe yaramaz. Veda etme anı gelince veda etmek zorunda olduklarınızla yüzleşmekten kendinizi alıkoyamazsınız. ‘Kırık kalpler durağında inecek var’ demekte nafiledir artık. Çünkü vedalaşmak zorunda olduklarınız karşısında çaresiz hissedersiniz kendinizi. Çaresizlik duygusu bedeninizi ve ruhunuzu sardığında boğulacak gibi olursunuz. Boğulmak hissiyle kızgın bir boğa gibi öfkelenirsiniz. Öfkeniz sizi zorunlu olduğunuz vedalaşmalar karşısında güçsüz kılar. Anlayamazsınız neler olduğunu. Ama gitmek ya da göndermek vakti geldiğinde hoşçakal demek zorundasınızdır artık. İçiniz acıyarak, yüreğiniz kanayarak…

Herşeyin bir sonu olduğu ve veda etmek zorunda olduğumuz gibi bu yazınında sonuna geldik. Umarım yaşamda veda etmek zorunda olduklarınız karşısında güçsüz düşmezsiniz…

Bir kez daha sizlerle paylaştıklarımı okuduğunuz için gözlerinize sağlık.

Hoşça kalın. Mutlu kalın. Bu arada unutmayın her hoşça kal bir merabadır aslında!

18 Nisan 2011
Vedalaşmak Zordur… için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Peri Kızı

Peri Kızı

Hiç Gitmedim ki

belki sıcak bir gülüş başucunda
belki de dışarda senin için serilmiş onlarca çiçek doğadan
bir sabah kahvaltısı uyku mahmurluğunda
belki de eve geldiğimde kapının önünde sıcak bir gülümsemen
bilmem ki nasıl anlatsam
nasıl söylesem sana duygularımı
seni nasıl anlatsam kendime
gökyüzünden güneşi alsalar sen olurdun güneşim
gece ayı söndürseler
yolumu seninle bulurum
sisler içinde bile sen değil miydin elimden tutan
seni tarif edemiyorum
ama biliyorum
yağmur altında dolaşmayı ne çok seversin
zaten ilk öyle karşılaşmadık mı
bir ilkbahar akşamı
hafif yağmurda geziyordun
bense yolun karşı tarafından hayranlıkla bakıyordum
güzelliğine vurulmuş bir halde
neden sonra topladım cesaretimi bilmiyorum
hava hafifden kızıldı
sokak lambaları göz kırpmaya başlamıştı
hadi git durma konuş onunla der gibi
ve sen yolun karşı kıyısında durup bana bakmıştın
yağmur sanki tenine değmiyordu
sanki seni hiç ıslatmıyordu
yüzünde hafif bir gülümseme ve sen
hadi dedin yağmur çocuk gel birlikte yürüyelim
mahallenin en delikanlı kızı beni çağırmıştı
yağmur çocuk diye
bense donakaldım ve yürüdüm
neden sonra başlamıştı ki böyle büyük bir sevda
nasıl olmuştu yanan ateş
anlamadım
ama şimdi kollarımdasın
yalnız benim ve ben de senin
kimseler bilmedi neden bağırdığını sabahlara kadar
neden acı içinde kıvrandığını
ben biliyordum neden böyle davrandığını
vakitsiz zamanlarda habersiz gidişlerini
ben biliyordum beni terkedeceğini
hazırdım oysa ki peri kızı
gidişine hazırlamıştım kendimi
ya sen, sen hazır mıydın gitmeye
ve şimdi son vedamdı biliyorum
ama korkma yine yağmurlar yağacak
yine hava kızıla çalacak
ben her daim sokağında olacağım
her daim yanında yürüyeceğim
bedenim ölmüş olsa da
ruhum hep yanında peri kızı…

16 Nisan 2011
Peri Kızı için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Hz.Mevlana’dan Aşk

Hz.Mevlana’dan Aşk

Bir gece Aşka;

Doğru söyle, sen kimsin?” dedim.

“Ben ölmeyen hayatım, ölmeyen yaşanışım. Ben daima

devam eden, hoş geçen bir ömürüm” dedi.

“Tekrar sordum:

Ey mekandan dışarı olan aşk! Senin evin nerededir?

“Ben gönül ateşinin dostuyum. Ben yaşlı gözlerin yanı

başındayım.” diye cevap verdi.

(Hz. Mevlana)

12 Nisan 2011
Hz.Mevlana’dan Aşk için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad