Allah razı olmaz

Allah razı olmaz

Bazı olayların, zamanın akışını değiştirip, geleceği yönlendirecek ve yepyeni bir çağ başlatacak kadar tesirli olduğu söylenir… Ateşin bulunuşu, yazının icadı, İstanbul’un fethi, Fransız İhtilâli…

Bize göre insanlık tarihinin en mühim olayı, ilk insanın peygamber olmasıdır… Yani insanlığın, çok yüce ve yüceltici bir olağanüstülükle başlaması… Yaratıcı tarafından muhatap kabul edilmek ve “donatıp döşediği” dünyayı, “zapt ve teshir etmesi” için halife kılınmak…

Fani dünyadaki küçük makam sahiplerinin bile huzuruna herkes kabul edilmiyor; Yarlıgayıcı ve Yargılayıcı Kâmil Kudret tarafından, bunca mahlûkunun içinden, muhatap kabul edilmişsiniz… Size yaşanabilir bir dünya ihsan edilmiş ve en mühimi ebedî saadet vaat edilmiş… Bundan daha önemli ve hayatı etkileyici ne olabilir? İnsanlığa hayal edemeyeceği, bahşedilmiş… Ne kadar minnettar olsak ve şükretsek az…

Allah muhal farz lütfedip “içimizden peygamberler” ihsan etmeseydi, işte o zaman gerçekten ilkel mahlûk olurduk; daha doğrusu ilkel kalırdık… Zaten dini; fikir ve yaşama alanı dışına itmeye ve inanç adını verdikleri kutucuğa (veya zindana) hapsetmeye çalışanlar da, ilk insanı ilkel bir vahşi olarak tasavvur etmekle farkında olmadan peygamberden mahrumiyetin akıbetini belirtmektedirler. Medeniyetin, uzaydan geldiği safsatasına bel bağlayanlar, fazladan olarak, ‘insan bir hiçtir’ demiş de oluyor.

Peygamberlerden öğrendiklerimizden, sadece dünya nimetlerini terk etsek, elimizde avucumuzda bir şey kalmaz. İşte o zaman gerçekten mağara mahlûku olunur… Tekerleğin icadı, terzilik, ziraat, hayvancılık, marangozluk, demircilik, gemicilik, sağlık, eğitim vesaire… Ve en mühimi kitap… “İnsanlık, kitabın mukaddes vasıta olmak haysiyetini dinlerden öğrendi.” (Necip Fazıl).

Diğerlerine itiraz etseler de, inanmayanlar bile gemicilik ve kitaba itiraz edemezler. Hele gemiciliğe!.. Nuh tufanı; bütün dünya edebiyat ve tarih kitaplarında, masallarında, destanlarında, hikâyelerinde, menkıbelerinde, efsanelerinde, tarih kalıntılarında yer almış öyle bir “tevatür” ki, tek başına her şeyin kaynağının peygamberler olduğunu göstermeye yeter… Bütün insanlık, birbirinden habersiz aynı yalanda ittifak edebilir mi? Ama doğruda edilir. Doğru, zaten ittifak etmek içindir.

Sadece Nuh tufanı değil… “Yusuf ile Züleyha”yı yok sayarsanız, bütün dillerdeki aşk edebiyatı silinir. İlk insan peygamber olmasaydı, aşk mı olurdu… Din, ahiret inancını öğretmeseydi, nice eser yazılamazdı… Meselâ (İlâhi Komedya)… Konuyu dağıtmamalıyız… Ama iddiamızın bugüne ait bir belgesini olsun hatırlatmalıyız… Medeniyetle teması hiç olmamış bir kabile keşfedildiği haberlerini ve onların acınacak ilkel hallerini, herkes en az bir defa duymuştur ve iletişim imkânlarıyla görmüştür… İşte peygamberlerden mahrum kalmanın; daha doğrusu, –her kavme peygamber gönderildiğine göre– onlara ait her şeyi terk etmenin, unutmanın akıbeti… Peygambersiz medeniyet oluyorduysa, peygambersiz gelişme mümkündüyse onların da hiç olmazsa acınacak halde olmamaları gerekmez miydi? Tekerleği bile icat edememiş olmalarını nasıl izah edeceksiniz?

Bir hadisten, en büyük nimetin iman olduğunu öğreniyoruz. Bunu, imanla yaşayanlar bile “Âlemlere rahmet olarak yaratılandan” öğreniyoruz.

Dini, hayatın dışında, aksesuvar olarak kabul eden ve (konjonktüre) hâkim olanlar; “etkili” dedikleri olaylardan birinin, Peygamber öngörüsünden, emir ve müjdesinden kaynaklandığını görmezden geliyorlar.

Asırlar önce bir şehrin ehemmiyetine ve geleceğine işaret ediliyor… Var mı bir benzerini söyleyebilen, hâşâ olabilir mi?.. İslâm’ın zamana ve mekâna nasıl hâkim olduğuna ve İnsanlığın Ufku’nun (sav) yol göstericiliğine ve çizdiği rotaya bakın!.. Asıl görülmesi gereken bu. Sadece “stratejik” bir şehrin el değiştirdiğini görmek ve göstermek, –ilim adına konuştuklarına göre sormak hakkımızdır– ilim ahlâkıyla bağdaşır mı? Esası dikkate almadan, şöyle şöyle dünyayı etkiledi demek reva mı; yakışık alır mı? Peygamberlerin yüceliğini kabul etmek nefslerine ağır geldiği için hakikati “örtenler” ve bile bile yâdes diyenler, kendilerini nasıl gülünç duruma düşürüyorlar görüyor musunuz?

Göz önünde işi yapan; icat, keşif, buluş sahibi kim olursa olsun, dünyada gelişmelerin özü ve yüceliklerin kaynağı sadece peygamberlerdir. “Eşyanın hakikatini”; eksiği, kusuru olmayan ve günah işlemeyen, bütün varlığı icat eden Yaratıcı’nın “seçtiği” ve “koruduğu” halis kullarından daha iyi kim tanıyabilir? Bütün güzellikler, iyilikler ve doğruluklar, onların aksiyonlarıyla ve aksiyonlarının bereketli rüzgârlarıyle… Çirkinlikler, kötülükler ve yanlışlıklar da onlara rağmen… Onları ve bildirdiklerini inkârdan… Yıkılıp gitmiş kavimlerde, peygamberlerden bahis olmaması, ama felâket kalıntılarına rastlanması ve yıkılmamış kavimlerin peygamberleri bilmesi, buna apaçık delildir.

Bir şehrin fethi mühim ve etkiliyse, o şehri fethedeceklerin bunu gerçekleştirecek hüviyete girmeleri daha mühim ve etkili olmalı değil midir? Elbette… Öyleyse, Peygamberlerin aksiyonlarından sonra ‘dünyanın en mühim hadisesi; bizim Müslüman olmamızdır’!.. Yüzyılların hayal ve beklentisini, sayısız insanın arzu ve emelini, ümmetin hasret ve gayesini, kavimlerin ve devletlerin hedef ve isteğini gerçekleştirecek olanın; o dünyaya dâhil olması elbette mühim… Çağ değiştirecek hadise olduğunda ittifak ettiğiniz İstanbul’un fethi, Türk milletinin Müslüman olmasının devamı… Devamı ondan ibaret de değil… Büyük depremin artçıları gibi öyle etkili olmuştur ki, Müslüman olmamız; bütün coğrafyalar, haritalar, devletler, şehirler değişmiş, yepyeni bir dünya ortaya çıkmış; hak ve adaletin mümkün olduğu görülmüştür… Görmek ve göstermek istememelerine rağmen bir Batılı bu tesiri, “Tarihini yazarken Türk milletinden bahsetmeyecek millet yoktur” diye ağzından kaçırıvermiştir.

Müslüman oluşumuzun ehemmiyetini, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan’dan dinleyelim:

“İslâmiyet’ten önce Türkler muhtelif medeniyetlerin tesirleri altında bulunduklarından manen daimi insicamsızlık (düzgün bir seyirden mahrumluk) içinde çırpınıyorlardı. Budizm, Manihaizm, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi dinlere mensup feodaller, Türk milletinin kuvvetli bir kültür etrafında metin bir devlet olarak teşekkülüne mâni oluyorlardı. Türkler’in tek dine mensup mütecanis (tek cinste toplanmış) bir millet sıfatile asırlarca yaşayan sağlam devletler kurabilmeleri, İslâmiyet devrinde başlamıştır.”

“Türk kabileleri toptan müslüman oldular.”

“Türk kütlelerinin böylece İslâmiyet’i kabul etmiş olmaları, İslâm tarihinde ve aynı zamanda cihan tarihinde mühim bir dönüm noktası teşkil eder. Çünkü bununla İslâm’yet’in cihan dini olarak yaşaması kat’i surette halledilmiş oldu.”

Müslüman oluşumuzun kıymeti, daha önceden de ifade edilmiştir:

“Bu vak’anın İslâm tarihindeki büyük ehemmiyetini, o zamanın âlimlerinden El-Birunî ve Abdülkadir El-Bağdadî kendi eserlerinde tebarüz ettirmişlerdir.”

“Türkler’in İslâmiyet’i nihaî surette kabul etmeleri, Doğu ve Güneydoğu medeniyetleri tesirinden sıyrılarak Önasya medeniyetine iltihak etmeleri demekti. Böyle cihanşümul mikyasta cephe ve istikamet değiştirmek, Türk milleti için hayırlı bir iş olmuştur.”

Sadece bizim ve İslâm dünyası için değil; insanlık için de hayırlı olmuştur…

Araplar’ın İslâm’ı yayma faaliyetlerinden önce dünya, nefsî didişmelerin arenası idi… İmparatorların namı uğruna insanlar boşu boşuna ölüyordu. İslâm; insan hayatına (diğer kazandırdıklarının yanında bir hiç) bir mânâ, bir ideal, bir kıymet, bir şahsiyet ve müstesna bir yücelik kazandırdı. Sadece fertlere değil, topluluklara ve devletlere de şahsiyet verdi… Değerlerini ortaya çıkardı. Araplar’ın ve bizim hangi halden İslâm sayesinden nerelere yükseldiğimiz, herkesçe malûm…

Müslüman olmakla hem biz yüceldik, hem bu mânâ cihanşümul oldu. Kimse, İslâm’dan haberim olmadı, mazeretine sığınamaz artık. “Türk milletinin kuvvetli bir kültür etrafında metin bir devlet olarak teşekkülü” ile hızla yükselişi; Karahanlı ve Selçuklu basamaklarından “Devlet-i Âli”ye, “devlet-i ebed müddet”e ulaştı… Böylece dünyanın merkezî bölgesinde, adalet ve insanlık hâkim oldu. “Sen ki, Fransa Valisi falancasın” dedirtecek kadar haşmetli ve cihanşümul, yeri göğü inleten Mehteran misali heybetli ve şanlı “Yüce Devlet”; yıkıldıktan sonra bile, bu değerleri insanlık, (lâfta da olsa) gündemine aldı. Başta Birleşmiş Milletler, Cenevre sözleşmesi gibi “insanî değerler” insanlığın gündemine bu sayede girdi. Bu değerleri egemen güçlerin menfaatleri lehine kullanması, bir zamanlar hakkı adaleti gerçekleştirmiş olanın değerini ve ona hasreti arttırmakta…

“Doğu ve Güneydoğu medeniyetleri tesirinden sıyrılarak Önasya medeniyetine iltihak edip, cihanşümul mikyasta cephe ve istikamet değiştirmemiz” ve İslâm âleminin lideri olmamızla bir mucize tecelli etti…

İslâm’ın liderliği başka bir millete geçmeseydi… İslâm’ın Araplar’a mahsus, Arap hâkimiyetini sağlamaya yönelik kavmî bir din olduğu iddiacılarına gün doğacaktı. Öyle olmadığını bile bile bunu istismar edecekler, İslâm’ı yanlış tanıtmak için bir malzeme daha bulmuş olacaklardı ve bu sakızı çiğneyip duracaklardı.

Bir başka millet de, İslâm’ı yaymaya baş koydu… “Ölürsem şehit, kalırsam gazi!”… “İlâ-yi kelimetullah”… Allah adının yeryüzüne hâkim kılınmasını; hidayet nurunun her yere götürülmesini; hak, adalet ve insanlığın yerleşmesini, bir başka milletin de üstlenebileceği görüldü. İslâm’ın milletler üstü ve cihanşümul olduğu gerçeğini ve milletçe hep birlikte, sorgulamadan ve yargılamadan pazarlıksız Müslüman olmanın feyz ve bereketini dünya, “aynelyakiyn” gördü… Daha önce kısa ömürlü devletleri olan milleti İslâm; “devlet-i ebed müddet”liğe yükseltti ve liderlik kürsüsüne yerleştirdi. Önceki inançların heder ettiği kapasiteyi, neyin yükselttiğini bütün dünya, ibretle gördü.

“Cihan Devleti”, bize öyle bir itibar ve “statü” kazandırdı ki, bugün bile, dünyaya şekil vermeye çalışan egemenler, bizi en azından başkalarından daha fazla dikkate almak durumundadırlar. Yıkılmasına rağmen, halkların derin hafızasında yaşayan itibar sayesinde, Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da hattâ dünyada, Türkiye’yi dikkate almadan bir şey yapmak mümkün değildir.

“Türk milleti, bütün tarih boyunca kaderinin devamlı ihtar ve ifşa edişleriyle meydanda olduğu gibi, ya olunca her şey olmaya, yahut olamayınca hiçbir şey olmamaya memur, ulvî ve çetin bir nasibe mazhardır; ve bu şanlı nasibin sert hükmünde, Türk milleti için, arslanın maiyetindeki karakulaklardan (tilki, çakal, sırtlan vesaire) biri olmaya mahsus, ikisi ortası bir muvazenecilik yoktur. O, bizzat arslan gibi, ya ormanların hâkimi, yahut kafeslerin mahkûmu kalacak; birinci halde karakulaklar onun sığıntısı, ikinci halde de, o, karakulakların maskarası diye yaşayacaktır.” (Necip Fazıl)

Şimdi bir berzahtan geçiyoruz… Bütün engelleri aşıp tekrar bizi yücelten “değere”, “astara kaçmış güneşe” dört elle sarılıp “olmak” berzahından… Ya olmak, ya ölmek, değil… Ya geçeriz, ya geçemeyiz, değil… Bunun “ya”sı yok… Hayat memat meselesi… Aşmalıyız! Geçtik, geçtik; geçemedik eyvah!.. Maazallah kıyametimiz koptu!.. Üstelik sorumluluğumuz, sadece kendimizden ibaret de değil… “İslâm 500 yıl kılıcını elinde tutan Türkiye’de bozuldu ve her yerde altüst oldu. Türkiye’de düzelirse her yerde sağlığa kavuşabilecek” (Necip Fazıl)

Bu berzahtan geçebileceğimizi ümit edebiliriz; ümit etmeliyiz. Bin bir engel ve belâ ile dolu sarp geçidi geçmeye ehil ve lâyık olduğumuzdan değil… İsterse tedbirler noktasından görünüşe göre hiçbir sebep olmasın, manevî olarak pek çok ümit sebebimiz var. Ama biri, tek başına biri; yeter…

Peygamberlik Ufku’nun  (sav) adını; aynen kullanma mahcubiyetinden, hüviyetini bozmadan edeben ve hürmeten kısaltıp, sevimlilik ve bağlılık ekleyerek askerine veren bir milletin helâkine –biz yese düşüp kabullensek bile– Allah razı olmaz! “Habibi”nin yüzü suyu hürmetine, “Müjdeci”nin yüzü suyu hürmetine Allah’ın (cc) başta Rahman, Rahîm, Vehhab olmak üzere bütün sıfatlarına güvenerek ümit edebiliriz.

“Mehmetçik” adını yeryüzünden silinmesine, Allah razı olmaz

22 Şubat 2013
Allah razı olmaz için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Rahim Duvarı Kanseri

Rahim Duvarı Kanseri

Rahmin kas ve bağ dokusundan kaynaklanan kanser türüdür. Myomlardan % 0.5 oranında rahim duvarı kanseri geliştiği görülmektedir. Rahim kanserlerinin yüzde üç ile beşini oluşturur. Hastaların yüzde bir ile beşinde ışın tedavisi ( radyaoterpi ) uygulanması söz konusudur.

En belirgin bulgu karında, kasıkta kitle ve ağrıdır. Tanıda ultrasonografi tetkikleri önemli bir yer tutar. Daha önce myom tanısı konan hastalar yakın takipte olmalıdır. Hızla büyüyen miyomları olan hastalar gerekirse cerrahi operasyonla tedavi edilmelidirler.

Menopozda büyüyen miyomlarda da ameliyat seçeneği düşünülmelidir. Yalnız öncesinde myom olmasa da rahim duvarı kanseri (sarkom) görülebilir.

rahim duvarı

* Cerrahi
* Radyoterapi
* Kemoterapi

25 Temmuz 2012
Rahim Duvarı Kanseri için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Vajinal Akıntı

Vajinal Akıntı

 

Birçok bayan vajinal akıntılarından çokça şikâyetçidir.  Ancak gerçekte vajinal akıntı anormal olduğu gibi normal de olabilir. Vajinal akıntılarından şikâyet eden bayanların büyük bir bölümü ise normal vajinal akıntıyla anormal vajinal akıntıyı ayırt edememektedirler.

Normal vajinal akıntı nedir? Siz vajinal akıntınızın normal olduğunu nasıl anlarsınız?

Vajinanın temel işlevi rahim boşluğunuza doğru uzanarak üreme faaliyetleri için bir kanal oluşturmaktır. Bu kanal aynı zamanda dışarıya açılan bir tür vücut yoludur. Vajina bundan başka da görevler de üstlenmiştir. Vajina yapısında bulunan salgı bezleri sayesinde çeşitli salgılar salgılayarak içyapısını belirli bir nem, ıslaklık ve PH dengesinde tutar. Bütün bu özelliklerinden dolayı normal bir vajinada akıntı çok olağan bir durumdur.

Vajinal akıntınızın normal mi anormal mi olduğunu anlamak için kendi vücudunuzu öncelikle tanımanız şarttır. Örneğin adet(regl) dönemlerinden hemen önce vajinal akıntılar artma eğilimi göstermektedir.

Soru: Sizin vajinal akıntınızın miktarı nedir? Bu sorunun yanıtını yaklaşık olarak biliyorsanız, adet dönemlerinden önce meydana gelen anormal akıntıları da fark edersiniz.

Diğer bir örnekte adet kanamalarınızın kesilmesinden sonra adetin 12-14. günlerinde yumurtlama(ovulasyon) zamanıdır. Yumurtlama vücut ısısını artırırken aynı zamanda vajinal akıntıları da artırmaktadır. Soru: adet dönemlerinizin 12-14. günlerinde vajinal akıntınızın miktarı yaklaşık olarak ne kadardır?

Unutmayınız ki vajinal akıntılar vajinanızın kayganlığını artırırken sizin cinsel birleşmede rahat etmenizi sağlar. Diğer yönden vajinal akıntılar vajeninizin belirli bir PH da kalmasını sağlayarak sizi mikroplardan korur. Vajinal akıntının üreme sağlığı açısından asıl önemi vajinaya bırakılan spermlerin rahatça hareket ederek yumurtalarınıza ulaşmasını sağlamaktır. Vajinal akıntının en önemli görevlerinden birisi ise vajinanızda bulunan mikropların dışarıya atılmasıdır. Bütün bunların yanı sıra bu akıntılarla birlikte salgılanan ve feremon denilen maddeler sayesinde eşinize vücudunuz hazır olduğunuzu bildirir.

Normal Vajinal akıntının özellikleri nedir?

Öncelikle vajinal akıntınızın miktarına yeniden dikkatinzi çekmek isterim. Bunun yanında

  • Normal vajinal akıntıda kötü koku yoktur (aslında hiç kokmaz bu akıntı).
  • Vajinal akıntı berraktır renk taşımaz.
  • Normal vajinal akıntı çamaşırınıza ya hiç iz bırakmaz iz bıraktığında ise beyaz belli belirsiz bir iz dikkati çeker.
  • Normal Vajinal akıntı çamaşırınıza tel tel bulaşır genelde avuç ayası gibi yayılmaz. Bunu nedeni özel kendine has yoğun kıvamının çabuk dağılmasına izin vermemesidir.

Peki vajnal akıntının görünümü ve miktarında fark oluşturan durumlar nelerdir?

  • Adet döngünüz
  • Duygusal durumunuz, stres düzeyiniz.
  • Hamilelik
  • Hormonal ilaçlar veya herhangi bir hap vb.
  • Cinsel heyecan
  • Emziriyor olmak
  • Yumurtlama dönemleri,
  • Ani ve değişken diyet programları,
  • Vajinal lavman,
  • Tampon kullanımı,
  • Bazı doğum kontrol köpüklerinin vajinaya sıkılması,

Gibi durumlar normal vajinal akıntı düzeyinizde ani değişikliklere neden olurlar. Bu değişiklikler kalıcı olmamakla beraber akıntınızın PH dengesini ve bileşimni bozar. Bu bileşim bozulması bazı durumlarda vajinadaki mikrobik aktiviteyi tetikler ve çeşitli enfeksiyonların ortaya çıkmasına neden olur.

Anormal(hastalıklı) vajinal akıntı nasıl anlaşılır?

Bu durumun en belirgin özelliği akıntı fazlalaşmalarıdır. Normal de olsa eğer vajinal akıntınız sebepsiz yere aniden fazlalaşmış ise enfeksiyondan şüphelenebilirsiniz. Ancak telaşa kapılıp hemen soluğu doktorda almanıza gerek yok. Uyanık olmanız yeterlidir.

Ani vajinal akıntı fazlalaşmalarından hemen sonra aşağıdaki durumlardan biri veya birkaçını beraberce görürseniz bir doktora gitmenizi öneririz.

  • Renk ve kıvam değişiklikleri,
  • Vajinada kaşıntı, rahatsızlık veya döküntü,
  • Akıntıda kan görülmesi,
  • Peynir kesiği gibi akıntı,
  • Yeşilimsi sarımsı veya gri renkli akıntı,
  • Sayabileceğimiz anormal durumlardan bazılarıdır.
11 Haziran 2011
Vajinal Akıntı için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Kadının Rahminden Çıkan Tümör Doktorları Bile Şaşırttı

Kadının Rahminden Çıkan Tümör Doktorları Bile Şaşırttı
Ensar Özdemir – Malatya‘da bir kadının rahminden çıkan tümörün büyüklüğü doktorları bile şaşırttı.

 

Ensar Özdemir – Malatya‘da bir kadının rahminden çıkan tümörün büyüklüğü doktorları bile şaşırttı.

İnönü Üniversitesi (İÜ) Turgut Özal Tıp Merkezinde yapılan bir operasyonda, genç kadının rahminde bulunan ve her biri portakal büyüklüğünde 25 tümör rahme zarar verilmeden alındı.

İÜ Turgut Özal Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Önder Çelik, Aa muhabirine yaptığı açıklamada, hastanede kadın hastalıkları ve doğumla ilgili tüm operasyonların başarı ile gerçekleştirildiğini kaydetti.

Bölgede en sık görülen rahatsızlıklardan birisinin de çikolata kistleri

(endometrioma) olduğunu anlatan Çelik, tedavisini gerçekleştirdikleri bir kadın hastada rastladıkları portakal büyüklüğündeki 25 tümörün kendilerini bile şaşırttığını vurguladı.

Hastaneye karında şişkinlik ve ağrı şikayetiyle gelen bir kadının tedavi altına alındığını ifade eden Çelik, yapılan operasyonla rahimde bulunan büyük kistin rahme zarar verilmeden alındığını dile getirdi.

Tümörün büyüklüğü göz önüne alındığında, operasyon sırasında rahmin zarar görmesi riskinin bulunduğunu belirten Çelik, bu tür vakıalarda yapılan operasyonların büyük bölümünde kapalı ameliyat tekniğinin kullanıldığını kaydetti.

-“BİR TORBA PATATES GİBİ”-

Çelik, başarılı bir ameliyatla rahminden çok büyük bir kist alınan hasta ile ilgili şu bilgileri verdi:

“Hastanemize müracaat eden bir genç kadın şiddetli karın ağrısı ve şişkinlik şikayetinin olduğunu söyledi. Yapılan tetkiklerde rahminde büyük bir kistin olduğu görüldü. Gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra operasyonu gerçekleştirdik ve kisti aldık. Bu operasyon sırasında kadının rahminin zarar görmemesi gerekiyor. Aldığımız tümörün büyüklüğüne bakıldığında bu operasyon çok zorlu oldu. Zira her biri portakal büyüklüğünde 25 tümör büyük bir dikkatle alındı. Bu tümörün büyüklüğünü bir torba patates gibi düşünebilirsiniz. ”

Turgut Özal Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünde, tüm tıbbi ve cerrahi müdahalelerin en ileri teknikler kullanılarak gerçekleştirildiğine değinen Çelik, özellikle, kapalı Yumurtalık kisti, rahim ve Yumurtalık kanseri ameliyatları ve kısırlıkla ilgili tüm ameliyatların ekip tarafından başarıyla yapıldığını ifade etti.

Prof. Dr. Çelik, şunları kaydetti:

“Gebe kalamayan hastalarımızın rahimlerinde saptanan perde, polip ve myomlar hastaların rahimlerine zarar vermeden kapalı tekniklerle uzaklaştırılmakta ve hasta aynı akşam evine gönderilebilmektedir. Çok büyük çikolata kistleri (endometrioma) kapalı teknikle ve yumurtalığa zarar vermeden gerçekleştirilmektedir. Rahiminde birçok myom olan bekar hastalarımızın myomları rahim dokusu korunarak alınabilmektedir. Kanser hastalarımızdan radyo ve kemoterapi ihtiyacı olanlar ameliyat sonrası hastanemizdeki ilgili anabilim dallarınca tedavi edilmektedir. Gebeliğinde diyabet, yüksek tansiyon, tiroid hastalığı olanlar ya da tekrarlayan düşükleri bulunan hastalar üst düzey medikal ve görüntüleme teknikleriyle takip ve tedavi edilmektedirler. Ayrıca, anne karnındaki bebeğin sağlığı ile ilgili her türlü tanısal ve tedavi işlemleri diğer birimlerle koordineli bir şekilde yürütülmekte olup, bebeğin kalp ve beyin başta olmak üzere tüm organlarının sağlık durumlarıyla ilgili değerlendirme ayrıntılı olarak yapılmakta ve hastalar bilgilendirilmektedir. ”

4 Haziran 2011
Kadının Rahminden Çıkan Tümör Doktorları Bile Şaşırttı için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad