Başarılı Olanlar İçin En Önemlisi, İhtiras Ve Yenilik

Başarılı Olanlar İçin En Önemlisi, İhtiras Ve Yenilik

fantazi

“Tutku”nun iki çeşidi vardır: Hırs ve ihtiras… Kardeş olan bu iki kelimeden ihtiras “doymazlık, aşırı istek, kendini kaybedecek kadar gözü dönmüşlük” anlamına geliyor.

 

Hırs ise “sonu gelmeyen ve bitip tükenmek bilmeyen aşırı tutku ve istek”…

 

İhtiras isteğin “çok şiddetli” olmasını, hırs ise “sonu gelmemesi”ni anlatıyor.

 

İnsanın kendini kaybedercesine şiddet ve gözü dönmüşlükle bir şeyi arzu etmesi, ona ulaşmak için her yolu mübah görmesi insan kemalatının çatırdaması anlamınagelir.

 

İnsanın sahip olduklarının değerini bilmesi ve gereğini yapması; sahip olamadıklarınaulaşmak için ise kontrollü bir istek içinde olarak gereken şartları yerine getirmesi gerekir.

 

Hırs ve ihtirasla basamakları üçer beşer çıkmak isteyenler çoğunlukla tepe taklak gider, sahip olduklarını da kaybederler.

 

İslam tarihinde hırs ve ihtiras’ın olumsuz boyutlarına dikkat çekilmiş, bu kavramları “azim ve ısrarla hayırlı işleri takip etmek” şeklinde olumlu yüzüyle değerlendirmek gerektiği belirtilmiştir.

 

İnsanın süfli duygulardan ulvi duygulara yönelmesi aslında yaşam boyu süren birmücadeledir.

 

Belli mevkilere ve makamlara göz dikip, aşırı tutkuyla sevdalanmak çok hoş karşılanmamış, nefsani bir zayıflık olarak görülmüştür.

 

Günümüz dünyası ise kariyer için kural tanımaz bir yarışı ön plana çıkarıyor.

 

Modern kapitalist düzenin, bireyleri amansız bir yarışa sokması geçmiş dönemlerin benlik ve gururu arka plana atmaya çalışan anlayışını, ben-merkezci ve kişiselkariyeri için her şeyi göze alan bir anlayışa dönüştürmüştür.

 

20. yüzyılda “şöhret ve riya”nın insanların vazgeçemedikleri özellikler haline gelmesi “kamil insan”ın çözülüşünün de başlangıcı olmuştur.

 

Kendini aşırı sevme ve kendisiyle ilgili olan şeyleri vazgeçilemez görme duygusu, ulvi hedeflerin yerini kişisel arzulara bırakmasına sebep olmuştur.

 

Umumun yararı “kişisel fayda”ya, manevi olan “maddi olana”, biz “ben”e yerini bırakmıştır.

 

“Değerlerin çözülüşü” insan nefsinde başlayıp dalga dalga topluma yayılmıştır.

 

Balzac, “hırs ve tamahın başladığı noktada saf duygular sona erer” diyor.

 

Saf duyguların sona ermesi, ortak ve ulvi hedeflerin, samimiyetin, hasbiliğin sona ermesi anlamına geliyor. Saf duygulara sahip olmayı, belki “saflık” olarak yorumlayanlar da olabilir. Ama unutmamak gerekir ki, halkın ortak iradesi, şuuru ve vicdanı saflık zemininde ilerler. Safiyetini kaybedenler halkın yürüdüğü yoldan da, halkın çıkar ve beklentilerinden de uzaklaşırlar.

 

Enaniyetlerin yarıştığı bir atmosfer öncelikle iç bütünlüğün ve duygusal birlikteliğin zedelenmesine kapı açar.

 

Geleneksel ve manevi değerleri önemseyenler “kamil insan” yolunda yürümeli, ulvi hedeflerden ve “biz” perspektifinden uzaklaşmamalıdır.

 

Gündeme gelmek, takdir görmek, imaj yapmak beşeri duygulardır ve insanın kendini kaybetmeden, varoluş zeminini yitirmeden yaşanmalıdır.

 

İnsanların ne yaptıkları kadar niçin ve hangi niyetle yaptıkları da önem taşıyor, işin rengini değiştiriyor. Yapılanları yorumlamanın yolu “amaç”ları ve “sonuç”ları bir arada değerlendirmekten geçiyor.

 

www.kumsalchat.com

www.kumsalchat.com

 

Şu anda İslam Ümmeti’nin en büyük sorunu, Müslüman yöneticilerin ilkesizlikleri ve siyasi ihtiraslarıdır. İslam ümmetini bölük pörçük hale getiren, vahdet zeminini tahrip eden en önemli faktör budur. Bazen ilkesizlik ve ihtirasta o kadar aşırı gidiliyor ki ihtiras gözleri o denli kör ediyor ki tüm kutsallar ayaklar altına alınıyor. İslam Ümmeti’nin hayati maslahatları, siyasi emellere ve menfaatlere kurban ediliyor. İslam’a karşı savaş açan Haçlılarla aynı safta yer alıp İslam ümmetine karşı savaş açan Müslümanların varlığı, bu zihniyetin eseridir. İslam coğrafyası işgal altında iken Müslümanların biribirleri ile kıyasıya savaşmaları ve bu savaşların bazılarında kadın-çocuk demeden birçok masum sivil insanın katledilmesi de yine bu kokuşmuş zihniyetin eseridir.
İslam ümmeti içerisinde İslami ilkelerden, İslami maslahatlardan ve vahdetten dem vurup da mazlumların içerisinde öğütüldüğü zulüm sarmalına destek veren zihniyeti yine aynı çerçeve içerisinde mütalaa etmek mümkündür.
Yakın zamandan birkaç örneğe göz atalım.
Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgali bittiği zaman Ruslara karşı savaşan ve farklı noktalarda bulunan mücahit grupları yıllarca birbirlerine karşı savaştı. Bu savaşta on binlerce insan öldü. Siyasi çıkar ve menfaatler uğruna görkemli bir zaferin kazanımları heba edildi. Akabinde tam toplumsal barış sağlandı derken yeni yeni çatışmalara şahit olduk. Savaş bütün şiddeti ile yine başladı. Tüm Müslümanlar bu durumu ibret ile seyretti. Bu seyir içerisinde iktidar değişti. Amerika, uydurma bahanelerle Afganistan’ı işgal etmeye başladığı zaman ön saflarda bu devrik iktidarın güçleri savaştı. Bir İslam beldesi altın tepsi içerisinde Haçlılara sunuldu. Cihad yurdu bir İslam beldesi, Haçlı postallarıyla hayâsızca çiğnendi. Burada yüz binlerce insanımız Amerikan’ın başını çektiği Haçlılar tarafından katledildi. On binlerce Müslüman kadının ırzına geçildi. Buranın kaynak ve değerleri talan edildi. Müslümanların uyuşamaması ve siyasi ihtiraslarını ön plana çıkarmalarının bedeli çok ağır oldu. İşbirlikçiler iktidara geldi. Hâlâ bu coğrafya kan ağlamaya devam ediyor. Eğer bazı Müslüman geçinenler, Haçlıların öncü kuvveti vazifesini yapmasalardı Haçlılar asla bu coğrafyayı işgal edemeyeceklerdi.
Akabinde Irak işgali geldi. Yine Amerika’nın burayı işgal etmesi, kendilerine “Müslüman’ım” diyenlerin yardım ve ihanetleri ile mümkün olabildi. Bu savaş esnasında, direnişten ve devrimden bahsedenler, Amerikalılar ile beraber Müslümanlara kurşun sıktılar. Amerika’nın yanında savaştılar. Esir aldıkları Müslümanları ABD’ye teslim ettiler. Yanı başlarında Iraklı Müslüman kadınların ABD tarafından alınıp götürülmesi karşısında ses çıkarmayacak kadar gayretsizleştiler. Birçok Müslüman bu imtihanı kaybetti. Ümmetin yüz binlerce evladı işbirlikçilerin ve basiretlerini yitirmiş, ihtiraslarının kölesi olmuş âlimlerin başlarında bulunduğu grupların yardımıyla ABD tarafından katledildi; tüm zenginlik kaynakları yağmalandı; âlimler ve bilim adamları başta olmak üzere toplumun öncüleri katledildi; başta petrol olmak üzere yer altı kaynaklarına onlarca yıl sürecek talana kapı aralayan bir ipotek konuldu. Bu coğrafya, hâlâ kan ağlıyor; her gün onlarca Müslüman ölüyor bu topraklarda. Yüzlerce Müslüman idam edildi ve idamlar tüm hızıyla devam ediyor. Müslüman kanı akarken emperyalistlerin yağma ve talanı da devam ediyor.
Emperyalist güçlere karşı cihad fetvası veremeyen âlim kisveli zavallılar, birbirlerine karşı aslan kesilip şer’i hükümleri meş’um emellerine alet ederek birbirleri hakkında ölüm fetvası verebilmektedirler.
Süreçle beraber Saddam gitti, yerine başka bir zalim geldi. Değişen bir şey olmadı. Bu savaşın kaybedeni İslam oldu, Müslümanlar oldu.
Yemen, Somali, Mali derken en son örnek olarak da karşımızda Suriye örneği durmaktadır. Kin, nefret ve ihtiraslar; kalpleri ve gözleri öylesine kör etmiş ki yapılan açıklamaların, ortaya konulan tezlerin, atılan adımların, takip edilen politikaların İslam dairesinde izahı yok. İki yıldır devam eden savaşta tahminen en az seksen bin insan öldü. Her gün yüzlerce ölü haber gelmeye devam ediyor. Batı, bu kan deryasından nasıl bir rant devşireceğinin hesaplarını yapıp bu kanlı tiyatroyu ellerini ovuşturarak seyrediyor. Bir yandan da fitne ateşinin sönmemesi için durmadan körüklüyor. İslam Âlemi’nde farklı noktalarda duran Müslümanlar da bu kör dövüşe dolaylı olarak müdahil oluyorlar. Bir futbol takımının taraftarlarının fanatikliği ile doğru-yanlış demeden safında yer aldıklarına kayıtsız şartsız destek vermekteler. Bu durum, süreci içerisinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. Bugün Suriye’deki sorunun bu hale gelmesinin temelinde bu sebep yatmaktadır.
Yusuf el Karadavi’nin silah ve sair yardımları karşısında Amerika’ya teşekkür etmesini ve daha fazlasını talep etmesini ibretle izledik. Karadavi, Amerika’nın İslam ve Müslümanlara yaptıklarını ve hâlâ yapmaya devam ettiklerini unutmuşa benziyor. Yine Esed’e kayıtsız şartsız destek veren kimilerinin her şeyi direniş cephesi çerçevesinde ele alması, binin üzerinde Filistinlinin mülteci kamplarında katledilmesi ve bu katliama maruz kalan Filistinlilerin Baas yönetimi tarafından katledildiklerini açıklamalarına rağmen birilerinin Esed’i hâlâ Filistin davasının hamisi gibi göstermeye çalışmasını ibretle görüyoruz.
Hamas gibi hareketlerin, zalim Esed’in yaptıklarına tavır alarak zulümlerine ortak olmaması karşısında bazılarının bu duruşu, şer ekseninde yer almak gibi açıklamasını da ibretle müşahede ediyoruz. Irak, Afganistan, Somali, Yemen, Mali gibi örnekler ortadayken Haçlıların davul ve zurna ile Suriye’ye davet edilmesini ibret ve acı ile seyrediyoruz.
Bu örnekleri saymakla bitiremeyiz.
Kısacası bugün ümmetçe yaşadığımız sorunların temelinde ilkesizlik ve siyasi ihtiras vardır. Bu ilkesizliğin ve ihtirasın İslam maskesi kullanılarak pratize edilmesi, çok daha vahimdir. Bu ilkesizlik öylesine bir hal almış ki söylemlerin aksine, sahada Müslüman ve kâfiri ayırt etmek bir hayli güçleşmiştir.

 

 

28 Şubat 2014
Başarılı Olanlar İçin En Önemlisi, İhtiras Ve Yenilik için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Evlilik Üzerine KumsaLChat.Com

Evlilik Üzerine KumsaLChat.Com
KumsaLChat.Com

KumsaLChat.Com

 

 

Can Dündar yine üstatlığını konuşturmuş ve şöyle demiş bir makalesinde : “Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için.. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni zamanda da…Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan… Nedir bu dayatmalar? Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi…

Olmaz, yürümez diyor toplum… Erkek yasça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın… Ya da yumuşatıyorlar. Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı…

Eğitimde de böyle.. Kadının çok okumuşu bilmişi olur muymuş, evde kalmakmış layıkı….

Esim benden 2 yas büyük; ne ‘höt’ dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü… Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti.’ Ooo Can bey kapmışınız çıtırı ‘ esprilerine muhatap dahi oldum. Eşim üç üniversite bitirdi; ben bir taneyi 9 senede bitirdim..Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım…

“Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır” der Halil Çibran…

Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi,ben dinlerken o konuştu 17 sene. O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o ” haklısın bir tanem…” dedik, Öfke bitip fırtına durulduğunda ” ama bi de böyle düşün ” de dedik fikrimizi savunurken. Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta…Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon , kim bu saatte arayan karsı cins diye sorgulamadık da ama… Sevginin en büyük dostuydu bizim için ‘güven’ ve güvenin ardına saklanmış bir ‘saygı’ vardı daima… Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede… Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yasayacaktık… Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bir gece, misafir odasında… Gece yarısı kapı açıldı, eşim; ‘Ne yapıyorsun burada?’ diye sordu. Kapının eşiğinden, ‘uyuyorum’ dedim buz gibi bir sesle… Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı, elinde yastıkla… ‘kay yana’ dedi daracık yatakta. ‘ne yapıyorsun?’ dediğimde ‘benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim’ dedi…

Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yatma saatine kadar sürecek… Ve bence doğrusu da bu… Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç… Kırsak da zaman zaman kalplerimizi,

asla kin tutmadık birbirimize…

Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift olacaktık o listede… Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Ne de olsa bizim oyunumuz du oynanan… Evlilik; hesapsız içine alınması gereken bir oyun bence… Topluma

kulaklarını tıkayarak hem de… Ne benim, ne de bizim sözlerimizle… Sadece gönlünüzden geçtiğince…

Dediği gibi Ataol Behramoğlu’ nun ; ‘ Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…”

28 Şubat 2014
Evlilik Üzerine KumsaLChat.Com için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Konulara göre astronomi.

Konulara göre astronomi.
www.kumsalChat.com

www.kumsalChat.com

 

Astronomi (gök bilimi ya da gökbilim), kökenleri, evrimleri fiziksel ve kimyasal özellikleri ile gök cisimleri açıklamaya çalışmak üzere gözleyen bilim dalıdır. Astronominin sınırlı ve özel bir alanı olan gök mekaniği ile karıştırılmaması gerekir. Astronomi daha açık bir deyişle, yörüngesel cisimleri ve  dünya atmosferi dışında gerçekleşen, yıldızlar, ge zegenlerkuyrukluyıldızlar,kutup ışıkları, galaksiler (gökadalar) ve Kozmik mikrodalga arkaplan ışıması gibi gözlemlenebilir tüm olay ve olguları inceleyen bilim dalıdır. Evrende bulunan her çeşit maddenin dağılımını, hareketini, kimyasal bileşimini, evrimini, fiziksel özelliklerini ve birbirleriyle etkileşimlerini inceler.

Astronomi terimi eski Yunanca’daki astron ve nomos (άστρον et νόμος) sözcüklerinden türetilmiş olup, «yıldızların yasası» anlamına gelir. Asteroitlerin ve kuyruklu yıldızların keşfindeki katkıları göz önüne alınırsa, astronomi amatörlerin de halen etkin bir rol oynayabildikleri nadir bilim dallarından biridir.

Gök bilimi yeryüzündeki en eski bilimlerden biri olarak kabul edilir. Arkeolojik bulgular en eski çağlarda bile insanların gök biliminin konuları hakkında bilgileri olduğunu ortaya koymaktadır. Neolitik çağda insanlar ekinoksların periyodik karakterini, mevsimlerle ilişkisini ve bazı takımyıldızları bilmekteydiler. Modern gök bilimi gelişimini, özellikle antik çağdaki ve onları izleyen matematikçilere ve Ortaçağ’ın sonunda keşfedilmiş gözlem aletlerine borçludur. Başlangıçta ayrılmaz bir ikili sayılan ve paralel olarak ilerleyen astroloji ve gök bilimi zamanla yollarını birbirlerinden ayırmak zorunda kalmışlardır.

 

www.kumsalChat.Com

www.kumsalChat.Com

 

 

Antik Çağ’da gök biliminin gelişimindeki önemli hususlar olarak şunlar söylenebilir :

  • Astronomi önceleri yalnızca, çıplak gözle görülen gök cisimlerinin gözlemi ve hareketleri hakkındaki öngörülerden oluşuyordu. Eski zamanlarda gözlemler çıplak gözle yapılıyorsa da o zamanlar günümüzdeki gibi sanayi ve ışık kirliğinin bulunmayışı insanlara büyük bir avantaj sağlıyordu. Bu yüzden antik çağda yapılan gözlemlerin günümüzde yapılması neredeyse olanaksız derecesinde zordur.
  • Eski insanların dairesel tarzda dikmiş oldukları 6.500 yıllık megalitlerin (Nabta PlayaStonehenge) astronomik gözlem amacıyla kullanıldıkları sanılmaktadır.
  • Eski çağlarda astronomide ilerlemiş uygarlıklardan bazıları, ÇinHintSümer,KaldeMısırToltekZapotek ve Maya uygarlıklarıdır.
  • Rig-Veda‘da Güneş’in hareketine bağlanan 27 takımyıldızdan ve 13 bölümlüzodyaktan söz edilir.
  • Mayalar ise teleskopları olmadıkları halde Venüs’ün evrelerini ve tutulmalarını tam olarak saptayabilmişlerdi.
  • Antik Yunanlar’ın gök bilimine yaptıkları en önemli katkı, yıldızları kadir derecelerine göre sınıflandırmaya çalışmış olmalarıdır.

 

www.komsalchat.com

www.komsalchat.com

 

 

Ortaçağ’da astronomi bilgilerinin İslam bilginlerince geliştirildiği ve bu bilgilerin sonradan Batı’ya aktarıldığı görülür[kaynak belirtilmeli]. Astronomiyi geliştiren bu İslam bilginlerinden başlıcaları şöyle sıralanır:

  • Fergani (805–880), Gök cisimlerinin hareketleri üzerine yazılar yazdı, ekliptiğin eğikliğini hesaplamasını sağladığı gözlemlerde bulundu.
  • Kindi (801–873), filozof ve ansiklopedici bilgin, astronomi üzerine 16 eser yazdı.
  • Battani (855–923), astronom ve matematikçi
  • Hasib El-Mısri (850–930), Mısırlı matematikçi
  • Harezmi (780-850): Türkistanlı matematikçi.
  • Ebubekir Er-Razi (864–930), İranlı bilgin
  • Farabi (872–950) büyük filozof ve bilgin.
  • Khujandi 10. yüzyılın sonunda Tahran yakınında bir gözlemevi inşa etti.
  • Ömer Hayyam (1048–1131), cetveller hazırladı, takvimi geliştirdi.
  • İbn-i El-Haytham (965–1039), matematikçi ve fizikçi.
  • Biruni, (973–1048), matematikçi, astronom ve ansiklopedici.
  • Tusi (1201–1274), filozof, matematikçi, astronom ve ilahiyatçı; trigonometrinin kurucularından biri olarak kabul edilir.
  • Gıyaseddin Cemşid (1380–1429), (Özbekistan)
  • Uluğ Bey (1393 – 1449) Timur İmparatorluğu’nun 4. hükümdarı. Matematikçi ve astronom.
  • Ali Kuşçu (1403 – 1474) Türk astronom, matematikçi ve dilbilimci

Gök bilimin gelişmesinde devlet adamlarının yapmış olduğu kişisel girişimler de önemli bir yer tutmaktadır. Selçuklular döneminde yaşamış olan Kırşehir emiri Caca Bey burada kendi adıyla kurmuş olduğu medresede gök bilimin gelişmesine imkân sağlayacak ortamı oluşturmuştur.

 

www.kumsalchat.com

www.kumsalchat.com

 

 

Günümüzde astronomi

Astronomi 19. ve özellikle 20. yüzyılda baş döndürücü bir hızla ilerlemiştir. Yakın zamanlardaki keşif ve gelişmelerle ilgili olarak şunlar söylenebilir:

  • Teleskopların geliştirilmiş olmasının yanı sıra, diğer bilim dallarındaki ilerlemelerin de gök bilimine yardımcı olmaları sayesinde, evrenin gizleri bir bir açığa çıkmaktadır.
  • Astronomideki en önemli gelişmelerden biri, tayf ölçümü de denilen spektroskopinin (maddelerin ışıkla olan etkileşimlerini anlamaya çalışma, maddelerin soğurduğu ve yaydığı ışığı, yani elektromanyetik dalgaları saptayarak maddenin yapısı hakkında sonuçlara varma tekniği) yani yıldız ışığının elektromanyetik spektral analizine başlanmış olmasıdır.
  • Diğer yıldızların ışıklarının analizi, bu yıldızların ışığının temelde Güneş’in ışığından farksız olduğunu, fakat yıldızlar arasında sıcaklık, kütle ve boyut bakımından son derece büyük farklılıklar bulunduğunu göstermiştir.

Evrenin genişlemesi, galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.

  • 20. yüzyılın başında diğer galaksilerden ayrı bir birim olarak galaksimizin varlığı kanıtlanabilmiştir.
  • Ardından Hubble yasası ile evrenin bir genişleme içinde olduğu saptanmıştır; galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.
  • Kozmolojik termik ışıma (fosil ışıması) ve kimyasal elementler ve izotoplarının maddeden ayrılmasını açıklayan farklı nükleosentez teorileriyle büyük ölçüde astronomi ve fiziğe dayalı olan Büyük Patlama kuramı yoluyla kozmoloji özellikle 20. yüzyılda büyük gelişmeler göstermiştir.
  • 20. yüzyılın bu alandaki son gelişmeleri olarak, radyoteleskoplarınradyoastronominin, modern bildirişim araçlarının ortaya çıkması sayılabilir. Bunlar sayesinde, elektromanyetik dalgalarla uzayı aşan parçacıkların spektroskopik analizi yapılabilmiş ve böylece uzak gök cisimleri üzerinde yeni deney türleri olanaklı hale gelmiştir.

 

Astronominin dalları, alanları, konuları

Antikçağdaki başlangıç döneminde gök bilimi yalnızca astronemiden, yani yıldız ve gezegenlerin gökyüzündeki konumlarının ölçümünden ibaretti. Daha sonra Kepler ve Newton’un çalışmaları gök cisimlerinin Kütle çekimi etkisi altındaki hareketlerinin matematik yoluyla öngörülmesini sağlayan gök mekaniğini doğurdu. Bu iki alandaki (astronemetri ve gökmekaniği) çalışmaların çoğu, önceleri, elle yapılan işlemlerden oluşuyordu. Günümüzde ise bu çalışmalar bilgisayarlar ve fotoğraf aygıtları ile yapılabilmektedir ki; bu da gök cisimlerinin konum ve hareketlerinin çok büyük bir hızla saptanabilmesini sağlamaktadır. Bu yüzden modern astronomi daha ziyade gök cisimlerinin fiziksel doğasını gözlemlemeye ve anlamaya yönelmiştir.

20. yüzyıldan itibaren profesyonel gök bilimi iki alana ayrılma eğilimi göstermiştir : gözlemsel ve teorik astrofizk. Gök bilimcilerin çoğunun her iki alanda da çalışıyor olmasıyla birlikte, profesyonel astronomlar giderek bu iki alandan birinde uzmanlaşma eğilimi göstermektedirler. Gözlem gök bilimi esas olarak verilerin elde edilmesiyle ilgilenir. Teorik astrofizik ise esas olarak gözlemlenen fenomenleri anlamaya ve öngörülerde bulunmaya çalışır. Teorik Astrofizk gözlem astronomisine bir tamamlayıcı etken olarak astronomik oluşumları açıklamaya çalışır da denilebilir.

Gök biliminin bir dalı olan astrofizik, yıldızların gözlemiyle sınıflandırılan fiziksel fenomenleri tanımlar, belirler. Günümüzde gök bilimcilerin hepsi de belirli bir astrofizik bilgisine sahiptirler ve gözlemleri de hemen hemen her zaman, yine astrofizik bağlamında incelenir. Bununla birlikte, kendilerini yalnızca astrofiziği incelemeye vermiş araştırmacılar da yok değildir. Astrofizikçilerin çalışması astronomik gözlem verilerini analiz etmek ve onları fiziksel olgulara indirgemektir.

Astrofiziğin bir dalı olan kozmoloji, evreni fiziksel bir sistem olarak inceler; yani evrenin evrimi, gök cisimlerinin fizikselve kimyasal özellikleri ve konumlarının hesaplanması ile ilişkilidir.   astronomi ile ilişkili değildir; aynı zamanda genel görenelik gibi fizikte çok önemli yeri olan kuramların sınanması için de gözlemsel veri sağlar.

Kullanılan inceleme yöntemi, amaç ve konuya göre birbiriyle iç içe olan, genel gök bilimi, astrofizik ve uzay bilimleri gibi birçok dala ayrılır. Gök biliminde inceleme alanları aynı zamanda şu iki kategoride ele alınır:

  • Konuya göre astronomi. Genellikle uzayın bölgelerine göre (örneğin galaktik gök bilimi) ve ilgili meselenin tiplerine göre dallara ayrılır (yıldızların oluşumu, kozmoloji).
  • Gözlem tarzına göre astronomi. Saptanan partiküllerin tipine (ışık, nötrino) veya dalga genişliğine (radyo dalgaları, gözle görünen ışık, kızılötesi ışınlar) göre dallara ayrılır.

 

28 Şubat 2014
Konulara göre astronomi. için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet