Çocuk robot “iCub”un kardeşi “Nao” Anneme söyliyimde bana bundan alsın : ))))

Çocuk robot “iCub”un kardeşi “Nao”     Anneme söyliyimde bana bundan alsın : ))))

431790

ODTÜ’lü araştırmacılar, 3,5 yaşındaki bir çocuğun zeka ve hareket özelliklerine sahip çocuksu robot “iCub”la etkileşime girmesi için “Nao” isimli robotu programladı.

ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sinan Kalkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölümdeki araştırma grubunun “Nao” isimli insansı robotu programlayıp eğittiğini belirtti.

Dünyanın çeşitli üniversite laboratuvarlarında Nao ve benzer robotların bulunduğunu bildiren Kalkan, ODTÜ’deki araştırma grubunca Nao’nun diğer robotlarla etkileşmesinin ve insanlara yardım için çalışmasının sağlandığını ifade etti.

Şirin robot Nao’nun oturabildiğini, kalkabildiğini, dans edebildiğini ve konuşabildiğini aktaran Kalkan, ayrıca konuşulanları anlayabildiğini, çevresini kameralarıyla görebildiğini, futbol oynayabildiğini anlattı.

– İki insansı robot etkileşecek

Kalkan, Nao’nun yeteneklerini, AB projesi kapsamında ODTÜ laboratuvarlarında geliştirilen ve 3,5 yaşındaki bir çocuğun hareket ve zeka özelliklerine kavuşan “iCub” isimli çocuk robotla etkileşimi için kullandıklarını bildirdi.

Gelecekte günlük hayatta pek çok robotun olacağına, robotların sadece insanlarla değil birbirleriyle de etkileşeceğine işaret eden Kalkan, “ODTÜ laboratuvarlarında şu an biri Nao, biri de çocuk robot iCub olmak üzere iki insansı robot bulunuyor. Bu nedenle bu iki robotun birbiriyle etkileşimi çalışmalarını sürdürüyoruz” dedi.

Robot Nao ile çocuk robot iCub’un “kardeş” olacağını belirten Kalkan, şu bilgileri verdi:

“Çok güzel ve heyecan verici bir proje. Bu iki insansı robotumuz, birbirleriyle etkileşip birbirlerini algılayabilecekler. Aynı zamanda, insanları da algılayıp bir problemi beraber çözmeye çalışacaklar. Mesela farklı nesneleri bir yerden alıp bir yere götürme, raflardan alıp raflara yerleştirme gibi.

Robotlarımız kendi aralarında sohbet edebilecekler, görev paylaşımı yapabilecekler. Fiziksel özellikleri farklı olduğundan büyük nesneleri büyük robotun alması, küçük nesneleri küçük robotun alması gibi görev paylaşımları olacak. Robotlarımızın keşfederek öğrenmelerini sağlıyoruz. Bu konuda ender teknolojik olanaklara sahip araştırma laboratuvarlarından biriyiz.”

-Otistik çocukların eğitiminde kullanılacak

Nao’nun otistik çocukların eğitiminde kullanılabilmesi için TÜBİTAK’a proje başvurusu hazırlığında olduklarını kaydeden Kalkan, “Basit akademik matematiksel beceriler edindirmeden tutun da etkili iletişime kadar çeşitli beceriler, otistik çocuklara robotlarla daha rahat öğretiliyor. Bunun için psikolog ve özel eğitim merkeziyle ortak çalışmalar yürütüyoruz. TÜBİTAK projemiz kabul edilirse, bu konudaki araştırmalarımızı derinleştireceğiz” bilgisini verdi.

6 Mayıs 2015
Çocuk robot “iCub”un kardeşi “Nao” Anneme söyliyimde bana bundan alsın : )))) için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Atom altı parcacık diğer deyişle tanrı parcacığı

Atom altı parcacık diğer deyişle tanrı parcacığı

PARÇACIK FİZİKÇİLERİNİN SAKLADIĞI BİLGİ! CERN’de “ışık hızından hızlı bilgi hızı ve zamandan bağımsız foton telepatisi” bulundu ancak açıkça söylenemedi. Fiziksel amaç belli iken metafiziksel sonuç ilginç oldu.

CERN deneyleri ile ilgili bir açıklama geldi fakat eksik. Fiziğin teorisi alt üst olmak üzere çünkü “ışık hızından hızlı bilgi hızı ve zamandan bağımsız foton telepatisi” bulundu ancak açıkça söylenemedi.

Basına yansıyan bilgiye göre Gran Sasso bilim tesisindeki bilim emekçisi parçacık fiziği uzmanları, Albert Einstein’ın özel görelilik kuramını çökertebilecek bir açıklama yaparak ışıktan hızlı “nötrino” parçacıkları bulduklarını iddia ettiler.

Hızlı bir teorik hatırlama yapalım.

Kuantum sıçramasına göre enerji transferi bilgi transferi olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için atom altı parçacıklar devreye girer. İsviçre CERN’ de yapılan deneyde atom altı parçacığı olan kayıp halka bulunmaya çalışılmaktadır. Kayıp halkaya ulaşıldığında atom altı parçacıkların formülü bulunmuş olacaktır.

Nükleer enerji atom altı parçacıklardan sadece biridir, bütün atomaltı parçacıkları bir araya geldiğinde atom oluşur. Her atomaltı parçacık, ayrı bir enerji bandı oluşturur. Atom altı parçacık fiziğinde, asıl hedeflenen nokta ışık hızından daha hızlı giden parçacığı bulmaya çalışmaktır. Bunun içinde İsviçre’de Hadron çarpıştırıcısı deneyi gerçekleştirildi.

İsviçre’de CERN’de yapılan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı deneyi için yerin 100 metre altında 27 km uzunluğunda 3.8 m çapında bir tünel açıldı. Bunun içerisinde özel helyum soğutuculu manyetik alanda kurşun iyonları kullanılarak fotonlar ışık hızına yakın çarpıştırıldı. Kara delik oluşturma ihtimali olan bu deneyin sonucunda atom altı parçacıklara ulaşıldı. Atom altı parçacıklardan bir tanesi oynatıldığı zaman atom enerjisi gibi bir enerji ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı güçlü enerji kaynağı bulmaktır.

Hadron çarpıştırıcısı deneyinde bir de foton telepatisi denilen bir durum ortaya çıkmıştır. CERN ’de yapılan deneyde inanılmaz bir olay gerçekleşti. Bu deneyin aynısı CERN’e 10 km uzaklıktaki bir yerde ve Chicago’da da bir merkezde yapıldı. Her 3 yerde de benzer foton üretilmişti. CERN’deki foton üzerinde çalışmalar yapılır ve hareket ettirilir. 10 km uzaktaki merkezde ve Chicago’da aynı deney yapılmadığı halde fotonun aynı anda ve aynı yöne hareket ettiği gözlemlenmiştir.

Atom altı parçacık fiziğinde 3 farklı yerde yapılan bu deneyde parçacıkların birbiriyle bağlantılı olduğu ve aralarında eş zamanlı ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır, aynı manyetik alanda olan parçacıklar binlerce kilometre ötede de olsa aynı hareket ederler. Atom altı parçacık fiziğinde, farklı yerde yapılan deneylerde, parçacıkların birbiriyle bağlantılı olduğu ortaya çıkarmıştır. Bu deney de ışık hızından daha hızlı bir hızın olduğunu ortaya koymaktadır.

Deney şöyle gerçekleşir: Lazerden çıkan ışık özel bir kristalden geçirilir. Bu kristalden geçerken foton ikiye ayrılır. Az enerjili iki foton üretilir. Diğer taraftan fotonun karşısına yarı yansıtıcı ayna konulur. Ayna da fotonun bir kısmı yansır bir kısmı da aynadan geçer. Bu deney yapılırken aynı anda diğer yerlerdeki fotonlarda aynı şekilde davranır.

Bu deneye kadar fiziğin tezine göre, hiçbir sinyal ışıktan daha hızlı gidemezdi. Işıktan daha büyük bir hız varsa fizik biter deniliyordu. Hiçbir sinyal ışıktan hızlı gidemez tezi altüst oldu. İşaretlenmiş fotonlar aynı anda aynı davranışı zamandan bağımsız olarak yapmıştır. Biri hangi yönde hareket ettiyse, diğerleri de aynı yöne dönmüşlerdir. Çok şaşkınlık uyandıran bu olaya inanılmaz deney denilmiştir.

Bu deneyden hareketle teorik fizikçiler, “Bilgi ışıktan hızlı gidiyor” tezini geliştirmişlerdir. Bu tez nedensellik ilkesini altüst etmiştir. Nedensellik ilkesinde bir sonuç nedene bağlı olarak ortaya çıkıyordu. Elektrik düğmesine basmayınca lamba yanmıyordu. Nedensellik ilkesi geçerli değilse, elektrik düğmesine basmadan, elektriği düşünerek lambanın yanması mümkün olacaktır. Şizofrenlerin söylediği “Düşünce ile elektriği yaktım” iddiasının bir bakıma deneysel olarak gerçekleşebileceğini gösteriyor.

Bilginin ışıktan hızlı gittiğinin anlaşılması üzerine bilgi iletim deneyleri yapılmaktadır. Teorik olarak yapılan bir astronot deneyi var. Bu deneyde bir ışık yılı uzaklıktaki gezegende bir astronot vardır. Dünyadaki bir laboratuvardan ona haber gönderilecek olsa ancak bir ışık yılı sonra oraya ulaşacaktır. Fakat fiber optik çember yapılıp fotonlar çember içerisinde döndürülür. Aynı sistem astronotun da yanında yapılır, orada da fiber optik tüpün içinde fotonlar döner. Bu iki cihaz beraber hareket ettiğinde, dünyadaki cihazın fotonlarının yönünü oynatarak haber gönderildiğinde bir ışık yılı uzaktaki astronotun yanındaki fotonların yönü değiştirilecektir. Astronot bunu gördüğü anda haber alacaktır. Bir mesaj geldiğini anlayacaktır. Sanki mors alfabesi gibi mesaj gönderilecektir. Artık bu teze göre teori kabul edilmiş ve hipotez haline gelmiştir. Kuantum uyumuna göre bir dil oluşturuluyor. (Ayrıntılı bilgiler wikipedia da mevcut)

Evrenin % 4’ü madde, % 96’sı karanlık enerjidir. Enerji olduğu düşünülmektedir ama görülmediği için karanlık diye tarif edilmektedir. Fotonlar gibi çalışmayan, ışıktan bağımsız bir enerjidir. Bilim adamları o karanlık maddeyi bulmaya çalışıyor. Evrenin % 96’sı şu anda bu karanlık maddeden salınım ve titreşim halindedir. Kuantum dinamiği içerisinde bunların hepsi dalga fonksiyonudur.

Atom çekirdekleri parçalanıp da, daha hızlı parçacık bulunduğunda o parçacığın tanımlaması yapılacaktır. Çünkü fizik ilk başladığında, ses hızının bittiği yerde fiziğin biteceği düşünülürdü. Daha sonra ışık hızının bittiği yerde fizik bitti denildi. Teorik fizik ve atom altı parçacık fiziği içerisinde de ışıktan daha hızlı parçacıklar bulunursa yeni bir fizik alanının ortaya çıkacağından bahsedilmektedir. Bir bakıma bu yaratılış fiziği olacaktır. Dünyada ışıktan hızlı giden parçacıklar (Nötrino veya Psikon) belki de ışınsal varlıkları, ruhsal enerjiyi, ruhu, melekleri, ruhanilerin varlığını bir enerji formu olarak göstermeye yarayacaktır.(Ayrıntılı bilgi, İnanç Psikolojisi Timaş Yay. 2009)

Nükleer enerji gibi yeni ve büyük bir enerji kaynağı bulup, insanlığın geleceği için kullanılabilir mi? Yoksa silah haline gelir mi? fiziksel amaç bu iken metafiziksel sonuç ilginç oldu. Bu sorularla birlikte araştırmalar devam ediyor.

Önce ruh yaratıldı diyen Kutsal metinleri artık bilim doğrulamaya başladı.

24 Mart 2015
Atom altı parcacık diğer deyişle tanrı parcacığı için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Bizim entel neden çalişmaz

Bizim entel neden çalişmaz

Bizim entel neden çalışmaz?

Bakmayın siz şikâyet edip durduğuna, hayatından memnundur bizim entel. Kimi kapitalizmin ve emperyalizmin sadık hizmetkârıdır, kimi gerçekte hiç tanımadığı sınıflara karşı platonik aşk besler, kimi de din-iman satar. Peki, bizim entel neden çalışmaz?

entel
Âlim, Mütefekkir/Düşünür, Münevver/Aydın, Entelektüel, bu sıfatların hiçbirini kullanmıyorum sözünü ettiğim güruh için. Bu sıfatları haiz kimseler birçok ortak özelliğe sahiptirler. Âlim bir şeyi hakikatiyle bilen, bilgili, uzman/mütehassıs, öğrenim görmüş, Mütefekkir fikreden/düşünen, düşünce üreten, Münevver ise aydın/aydınlanmış kişidir. Aydın her ne kadar ‘Münevver’in karşılığı olarak kullanılıyor olsa da, Münevver, ‘maddî-manevî nurlandırılmış kimse’ demektir, ‘Aydın’ ise Aydınlanma’ya ait bir kavram, başka bir tarihin ve kültürün ürünü. Entelektüel ise geniş bir bilgi birikimine sahip olan ve herhangi bir meseleyle derinlemesine ilgilenen kimsedir, zekâsını ve analitik düşünebilme yeteneğini kullanır.

Sözünü ettiğim güruh ne âlim, ne mütefekkir, ne münevver ya da aydın, ne de entelektüel. Bir kere Âlim hiç değil, özgün ve derinlikli düşünce üretmekten bir o kadar uzak olduğu için Mütefekkir de değil, Münevver hiç uymaz, geriye Aydın ve Entelektüel kalıyor, bu ikisi çoğu zaman yanlış bir biçimde birbirinin eşanlamlısı olarak kullanıldığı için, söz konusu güruhu “yarım-aydın” veya “yarım-entelektüel” anlamında “entel” olarak adlandırıyorum. Bir noktanın altını kalın çizgilerle çizmekte yarar var: Biz de gerçek anlamda aydın da yok, entelektüel de, belki bir elin parmakları kadar. Bu nedenle söyleyeceklerim genel olarak piyasada “Aydın” ve “Entelektüel” olarak ün yapmış veya ün yapmaya çalışan kimselere yönelik.

Bizim ülkemizde entel, genel olarak hayata, topluma ve kendine yabancılaşmış olan kişidir. Neticede o da bir sınıfın -entel sınıfının- mensubu olduğu için halkla arasında ister istemez bir farklılık söz konusudur. Entel, bir yandan “üstün insan” edasıyla konuşup yazar, öte yandan sözde tevazu göstermeye çalışıp “halktan biri” olduğunu söyler, ne var ki bilinçaltında daima diğerlerinden üstün bir konuma sahip olduğu düşüncesi yatar. Kendi kendini kahramanlaştıran, halkı eğitmek ve zihinlere hükmetmek isteyen, iktidardan daha fazla pay alma amacındaki yarım “bilgi-düşünce” sahibidir bizim entel.

Yurdum entelinin temel vasıflarından biri aylaklıktır, o, cep-mide-uçkur şeytan üçgeninde kaybolmuştur; eli iş görmez, oturduğu yerden vatan kurtarır, âleme nizam verir, “dâhiyane düşünceler” üreterek -ki aslında çoğunu sağdan soldan aşırmıştır- toplumu “bilinçlendirir”, “aydınlatır”. Çalışmadığı için belli bir yaşam düzeni yoktur, hayatı masa başında oturmaktan, boşa çene çaldığı entel sohbet ortamlarından, evine gidip gelmekten, halkı da yanına gelip giden insanlardan ve yolda gördüklerinden ibaret zanneder. İçinde bulunduğu durumun pekâlâ farkındadır, bu yüzden birtakım tarihî şahsiyetleri -örnek göstermek suretiyle- kendi aylaklığına siper yapar.

Bu bakımdan bizim entelin her şeyden önce çalışmaya ihtiyacı vardır, zira iş, insanı hayata, topluma ve kendine karşı yabancılaşmaktan korur. Entelce bir iş olarak halkçılık yapmak, çarşıda-pazarda dostlar alış-verişte görsün kabilinden halkın arasına karışmak veya sosyolojik gözlemlerde bulunmak amacıyla köy köy, kasaba kasaba dolaşmak riyakârca bir tutumdur. Bu tür tutum ve davranışlar gerçekte halkı hakir görmektir, enteli yanıltır, onun sahte ve sapıkça bir hazza kapılmasına yol açar.

Yazdıkları okuduklarından fazla olan enteli taklit etmek ve ona benzemek en kolay iştir, yeter ki “ekmek elden, su gölden” olsun. Her yer kitap dolu, insanlığın bilgi ve düşünce birikimi oldukça geniş, dileyen herkes insanlığın bu ortak mirasından yararlanarak farklı düşünceler ortaya koyabilir. Yazmak ve söz söylemek en kolay iştir, dolayısıyla dileyen herkes, bir gecede entel olabilir, bu, yalnızca bir karar alma meselesidir.

Bu açıdan bakıldığında, bizim yoksul insanımızın yırtık pabucu, entellerimizin ortaya koyduğu düşüncelerden daha kıymetlidir, çünkü onun yırtık ayakkabısı hayatın içindeki gerçektir, “dâhiyane düşüncelere”, yoruma, analize sığmaz. Buna karşın Hakk’ı, adaleti, emeği, sınıfsız toplumu, özgürlüğü vs. sakız gibi ağzında çiğneyen bizim entel, yabancısı olduğu halka yön vermeye, yol-yordam öğretmeye, onu eğitmeye kalkışır, çünkü ona göre nasıl düşünmemiz ve nasıl hareket etmemiz gerektiğini en iyi o bilmektedir.

Bu şekilde düşünen ve hareket eden entelimiz moda-peresttir üstelik. Düşünce moda-perestliği onun karakteri haline gelmiştir, yeni duyduğu veya yeni tanıştığı fikirlerin üzerine balıklama atlar, varsın yanlış olsun. Onun yegâne virdi modernizasyondur, bunun uğruna yön vermeye kalktığı halkın tüm değerlerini yok saymış, kendi tarihini ve kültürünü de bir çırpıda gözden çıkarıvermiştir. Tarihe modern çağın gözüyle baktığı, bir diğer ifadeyle tarihi modern çağın bakış açısıyla değerlendirdiği için onda herhangi doğru veya iyi-yararlı bir yön bulamaz, içinde yaşadığı toplumun kültürüne de öcü muamelesi yapar.

Peki, bizim entel neden çalışmaz? Bakmayın siz şikâyet edip durduğuna, hayatından memnundur bizim entel. Kimi kapitalizmin ve emperyalizmin sadık hizmetkârıdır, kimi gerçekte hiç tanımadığı sınıflara karşı platonik aşk besler, kimi de din-iman satar. Ceplerini doldurabilmek ve gündemde kalabilmek için kırk takla atan, eğriye doğru, doğruya eğri diyen kimseler Mütefekkir, Aydın, Entelektüel vs. olmadığı gibi, bizim düşünce dünyamız da cambazların revaçta olduğu çadır sirki değil. Önce elleriniz bir iş görsün, hayatı öğrenin, halkı tanıyın da ondan sonra konuşalım.

Ledric Dumont’un dediği gibi, “Öyle horozlar vardır ki güneş onlar öttükleri için doğuyor sanırlar.” Bizim enteller de öyle işte, hepsi birer horoz!

 

'Bizim entel neden çalışmaz?

Bakmayın siz şikâyet edip durduğuna, hayatından memnundur bizim entel. Kimi kapitalizmin ve emperyalizmin sadık hizmetkârıdır, kimi gerçekte hiç tanımadığı sınıflara karşı platonik aşk besler, kimi de din-iman satar. Peki, bizim entel neden çalışmaz?

entel
Âlim, Mütefekkir/Düşünür, Münevver/Aydın, Entelektüel, bu sıfatların hiçbirini kullanmıyorum sözünü ettiğim güruh için. Bu sıfatları haiz kimseler birçok ortak özelliğe sahiptirler. Âlim bir şeyi hakikatiyle bilen, bilgili, uzman/mütehassıs, öğrenim görmüş, Mütefekkir fikreden/düşünen, düşünce üreten, Münevver ise aydın/aydınlanmış kişidir. Aydın her ne kadar ‘Münevver’in karşılığı olarak kullanılıyor olsa da, Münevver, ‘maddî-manevî nurlandırılmış kimse’ demektir, ‘Aydın’ ise Aydınlanma’ya ait bir kavram, başka bir tarihin ve kültürün ürünü. Entelektüel ise geniş bir bilgi birikimine sahip olan ve herhangi bir meseleyle derinlemesine ilgilenen kimsedir, zekâsını ve analitik düşünebilme yeteneğini kullanır.

Sözünü ettiğim güruh ne âlim, ne mütefekkir, ne münevver ya da aydın, ne de entelektüel. Bir kere Âlim hiç değil, özgün ve derinlikli düşünce üretmekten bir o kadar uzak olduğu için Mütefekkir de değil, Münevver hiç uymaz, geriye Aydın ve Entelektüel kalıyor, bu ikisi çoğu zaman yanlış bir biçimde birbirinin eşanlamlısı olarak kullanıldığı için, söz konusu güruhu “yarım-aydın” veya “yarım-entelektüel” anlamında “entel” olarak adlandırıyorum. Bir noktanın altını kalın çizgilerle çizmekte yarar var: Biz de gerçek anlamda aydın da yok, entelektüel de, belki bir elin parmakları kadar. Bu nedenle söyleyeceklerim genel olarak piyasada “Aydın” ve “Entelektüel” olarak ün yapmış veya ün yapmaya çalışan kimselere yönelik.

Bizim ülkemizde entel, genel olarak hayata, topluma ve kendine yabancılaşmış olan kişidir. Neticede o da bir sınıfın -entel sınıfının- mensubu olduğu için halkla arasında ister istemez bir farklılık söz konusudur. Entel, bir yandan “üstün insan” edasıyla konuşup yazar, öte yandan sözde tevazu göstermeye çalışıp “halktan biri” olduğunu söyler, ne var ki bilinçaltında daima diğerlerinden üstün bir konuma sahip olduğu düşüncesi yatar. Kendi kendini kahramanlaştıran, halkı eğitmek ve zihinlere hükmetmek isteyen, iktidardan daha fazla pay alma amacındaki yarım “bilgi-düşünce” sahibidir bizim entel.

Yurdum entelinin temel vasıflarından biri aylaklıktır, o, cep-mide-uçkur şeytan üçgeninde kaybolmuştur; eli iş görmez, oturduğu yerden vatan kurtarır, âleme nizam verir, “dâhiyane düşünceler” üreterek -ki aslında çoğunu sağdan soldan aşırmıştır- toplumu “bilinçlendirir”, “aydınlatır”. Çalışmadığı için belli bir yaşam düzeni yoktur, hayatı masa başında oturmaktan, boşa çene çaldığı entel sohbet ortamlarından, evine gidip gelmekten, halkı da yanına gelip giden insanlardan ve yolda gördüklerinden ibaret zanneder. İçinde bulunduğu durumun pekâlâ farkındadır, bu yüzden birtakım tarihî şahsiyetleri -örnek göstermek suretiyle- kendi aylaklığına siper yapar.

Bu bakımdan bizim entelin her şeyden önce çalışmaya ihtiyacı vardır, zira iş, insanı hayata, topluma ve kendine karşı yabancılaşmaktan korur. Entelce bir iş olarak halkçılık yapmak, çarşıda-pazarda dostlar alış-verişte görsün kabilinden halkın arasına karışmak veya sosyolojik gözlemlerde bulunmak amacıyla köy köy, kasaba kasaba dolaşmak riyakârca bir tutumdur. Bu tür tutum ve davranışlar gerçekte halkı hakir görmektir, enteli yanıltır, onun sahte ve sapıkça bir hazza kapılmasına yol açar.

Yazdıkları okuduklarından fazla olan enteli taklit etmek ve ona benzemek en kolay iştir, yeter ki “ekmek elden, su gölden” olsun. Her yer kitap dolu, insanlığın bilgi ve düşünce birikimi oldukça geniş, dileyen herkes insanlığın bu ortak mirasından yararlanarak farklı düşünceler ortaya koyabilir. Yazmak ve söz söylemek en kolay iştir, dolayısıyla dileyen herkes, bir gecede entel olabilir, bu, yalnızca bir karar alma meselesidir.

Bu açıdan bakıldığında, bizim yoksul insanımızın yırtık pabucu, entellerimizin ortaya koyduğu düşüncelerden daha kıymetlidir, çünkü onun yırtık ayakkabısı hayatın içindeki gerçektir, “dâhiyane düşüncelere”, yoruma, analize sığmaz. Buna karşın Hakk’ı, adaleti, emeği, sınıfsız toplumu, özgürlüğü vs. sakız gibi ağzında çiğneyen bizim entel, yabancısı olduğu halka yön vermeye, yol-yordam öğretmeye, onu eğitmeye kalkışır, çünkü ona göre nasıl düşünmemiz ve nasıl hareket etmemiz gerektiğini en iyi o bilmektedir.

Bu şekilde düşünen ve hareket eden entelimiz moda-peresttir üstelik. Düşünce moda-perestliği onun karakteri haline gelmiştir, yeni duyduğu veya yeni tanıştığı fikirlerin üzerine balıklama atlar, varsın yanlış olsun. Onun yegâne virdi modernizasyondur, bunun uğruna yön vermeye kalktığı halkın tüm değerlerini yok saymış, kendi tarihini ve kültürünü de bir çırpıda gözden çıkarıvermiştir. Tarihe modern çağın gözüyle baktığı, bir diğer ifadeyle tarihi modern çağın bakış açısıyla değerlendirdiği için onda herhangi doğru veya iyi-yararlı bir yön bulamaz, içinde yaşadığı toplumun kültürüne de öcü muamelesi yapar.

Peki, bizim entel neden çalışmaz? Bakmayın siz şikâyet edip durduğuna, hayatından memnundur bizim entel. Kimi kapitalizmin ve emperyalizmin sadık hizmetkârıdır, kimi gerçekte hiç tanımadığı sınıflara karşı platonik aşk besler, kimi de din-iman satar. Ceplerini doldurabilmek ve gündemde kalabilmek için kırk takla atan, eğriye doğru, doğruya eğri diyen kimseler Mütefekkir, Aydın, Entelektüel vs. olmadığı gibi, bizim düşünce dünyamız da cambazların revaçta olduğu çadır sirki değil. Önce elleriniz bir iş görsün, hayatı öğrenin, halkı tanıyın da ondan sonra konuşalım.

Ledric Dumont’un dediği gibi, “Öyle horozlar vardır ki güneş onlar öttükleri için doğuyor sanırlar.” Bizim enteller de öyle işte, hepsi birer horoz!

[ Ömer Yılmaz ]'
12 Mart 2015
Bizim entel neden çalişmaz için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Hele bir düşün..???

Hele bir düşün..???

Bizi düşünmeye alıştırmamışlar.
Üstelik düşünmeyelim diye ellerinden geleni yapmışlar. Düşünmeye çalışanları da hep öldürmüşler…

[ Yaşar Kemal ]

'Bizi düşünmeye alıştırmamışlar.
Üstelik düşünmeyelim diye ellerinden geleni yapmışlar. Düşünmeye çalışanları da hep öldürmüşler...

[ Yaşar Kemal ]'
nur içine yat ustad..
12 Mart 2015
Hele bir düşün..??? için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet