Kandaki parazitleri telefonla görüntüleyin

Kandaki parazitleri telefonla görüntüleyin

Kandaki parazitleri telefonla görüntüleyin

CellScope sistemiyle bir damla kan videoya çekiliyor ve telefondaki uygulama kan örneğindeki parazitleri saptamak için herhangi bir hareket olup olmadığını tespit ediyor.

 

Kandaki parazitleri telefonla görüntüleyin

Science Translational Medicine dergisinde yayımlanan sonuçlar, akıllı telefonla Kamerun’da yapılan ilk küçük çaplı deneyler başarılı olunduğunu ortaya çıkardı.

Şimdi 40 bin kişinin bu yöntemle tahlilden geçirilmesi planlanıyor. Uzmanlar bu buluşun tropik hastalıkların belirlenmesinde önemli bir ilerleme sağlayacağını belirtti.

Nehir körlüğü ve fil hastalığı gibi parazitlerden kaynaklanan hastalıkların ortadan kaldırılması için daha önce yürütülen çalışmalar, tedavinin kimi kişilerde ölümcül sonuç vermesi yüzünden durdurulmuştu.

Tedavi yollarından biri olan ‘ivermectin’ adlı ilaç, yüksek düzeyde Loa loa solucanı; “Göz yüzeyine çıkabilen solucan” taşıyan insanlar için tehlike oluşturuyor.

Dolayısıyla hastaların önce taramadan geçirilmesi gerekiyor. Ancak bunun için yapılan tahlil uzun zaman alıyor ve laboratuvar cihazları gerektiriyor.

ABD’deki Kaliforniya Üniversitesi ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde son deneyleri yürüten ekip, kimi değişiklikler yapılmış akıllı telefonla tahlil sürecini otomatik hale getirdi.

10 Mayıs 2015
Kandaki parazitleri telefonla görüntüleyin için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Bizim entel neden çalişmaz

Bizim entel neden çalişmaz

Bizim entel neden çalışmaz?

Bakmayın siz şikâyet edip durduğuna, hayatından memnundur bizim entel. Kimi kapitalizmin ve emperyalizmin sadık hizmetkârıdır, kimi gerçekte hiç tanımadığı sınıflara karşı platonik aşk besler, kimi de din-iman satar. Peki, bizim entel neden çalışmaz?

entel
Âlim, Mütefekkir/Düşünür, Münevver/Aydın, Entelektüel, bu sıfatların hiçbirini kullanmıyorum sözünü ettiğim güruh için. Bu sıfatları haiz kimseler birçok ortak özelliğe sahiptirler. Âlim bir şeyi hakikatiyle bilen, bilgili, uzman/mütehassıs, öğrenim görmüş, Mütefekkir fikreden/düşünen, düşünce üreten, Münevver ise aydın/aydınlanmış kişidir. Aydın her ne kadar ‘Münevver’in karşılığı olarak kullanılıyor olsa da, Münevver, ‘maddî-manevî nurlandırılmış kimse’ demektir, ‘Aydın’ ise Aydınlanma’ya ait bir kavram, başka bir tarihin ve kültürün ürünü. Entelektüel ise geniş bir bilgi birikimine sahip olan ve herhangi bir meseleyle derinlemesine ilgilenen kimsedir, zekâsını ve analitik düşünebilme yeteneğini kullanır.

Sözünü ettiğim güruh ne âlim, ne mütefekkir, ne münevver ya da aydın, ne de entelektüel. Bir kere Âlim hiç değil, özgün ve derinlikli düşünce üretmekten bir o kadar uzak olduğu için Mütefekkir de değil, Münevver hiç uymaz, geriye Aydın ve Entelektüel kalıyor, bu ikisi çoğu zaman yanlış bir biçimde birbirinin eşanlamlısı olarak kullanıldığı için, söz konusu güruhu “yarım-aydın” veya “yarım-entelektüel” anlamında “entel” olarak adlandırıyorum. Bir noktanın altını kalın çizgilerle çizmekte yarar var: Biz de gerçek anlamda aydın da yok, entelektüel de, belki bir elin parmakları kadar. Bu nedenle söyleyeceklerim genel olarak piyasada “Aydın” ve “Entelektüel” olarak ün yapmış veya ün yapmaya çalışan kimselere yönelik.

Bizim ülkemizde entel, genel olarak hayata, topluma ve kendine yabancılaşmış olan kişidir. Neticede o da bir sınıfın -entel sınıfının- mensubu olduğu için halkla arasında ister istemez bir farklılık söz konusudur. Entel, bir yandan “üstün insan” edasıyla konuşup yazar, öte yandan sözde tevazu göstermeye çalışıp “halktan biri” olduğunu söyler, ne var ki bilinçaltında daima diğerlerinden üstün bir konuma sahip olduğu düşüncesi yatar. Kendi kendini kahramanlaştıran, halkı eğitmek ve zihinlere hükmetmek isteyen, iktidardan daha fazla pay alma amacındaki yarım “bilgi-düşünce” sahibidir bizim entel.

Yurdum entelinin temel vasıflarından biri aylaklıktır, o, cep-mide-uçkur şeytan üçgeninde kaybolmuştur; eli iş görmez, oturduğu yerden vatan kurtarır, âleme nizam verir, “dâhiyane düşünceler” üreterek -ki aslında çoğunu sağdan soldan aşırmıştır- toplumu “bilinçlendirir”, “aydınlatır”. Çalışmadığı için belli bir yaşam düzeni yoktur, hayatı masa başında oturmaktan, boşa çene çaldığı entel sohbet ortamlarından, evine gidip gelmekten, halkı da yanına gelip giden insanlardan ve yolda gördüklerinden ibaret zanneder. İçinde bulunduğu durumun pekâlâ farkındadır, bu yüzden birtakım tarihî şahsiyetleri -örnek göstermek suretiyle- kendi aylaklığına siper yapar.

Bu bakımdan bizim entelin her şeyden önce çalışmaya ihtiyacı vardır, zira iş, insanı hayata, topluma ve kendine karşı yabancılaşmaktan korur. Entelce bir iş olarak halkçılık yapmak, çarşıda-pazarda dostlar alış-verişte görsün kabilinden halkın arasına karışmak veya sosyolojik gözlemlerde bulunmak amacıyla köy köy, kasaba kasaba dolaşmak riyakârca bir tutumdur. Bu tür tutum ve davranışlar gerçekte halkı hakir görmektir, enteli yanıltır, onun sahte ve sapıkça bir hazza kapılmasına yol açar.

Yazdıkları okuduklarından fazla olan enteli taklit etmek ve ona benzemek en kolay iştir, yeter ki “ekmek elden, su gölden” olsun. Her yer kitap dolu, insanlığın bilgi ve düşünce birikimi oldukça geniş, dileyen herkes insanlığın bu ortak mirasından yararlanarak farklı düşünceler ortaya koyabilir. Yazmak ve söz söylemek en kolay iştir, dolayısıyla dileyen herkes, bir gecede entel olabilir, bu, yalnızca bir karar alma meselesidir.

Bu açıdan bakıldığında, bizim yoksul insanımızın yırtık pabucu, entellerimizin ortaya koyduğu düşüncelerden daha kıymetlidir, çünkü onun yırtık ayakkabısı hayatın içindeki gerçektir, “dâhiyane düşüncelere”, yoruma, analize sığmaz. Buna karşın Hakk’ı, adaleti, emeği, sınıfsız toplumu, özgürlüğü vs. sakız gibi ağzında çiğneyen bizim entel, yabancısı olduğu halka yön vermeye, yol-yordam öğretmeye, onu eğitmeye kalkışır, çünkü ona göre nasıl düşünmemiz ve nasıl hareket etmemiz gerektiğini en iyi o bilmektedir.

Bu şekilde düşünen ve hareket eden entelimiz moda-peresttir üstelik. Düşünce moda-perestliği onun karakteri haline gelmiştir, yeni duyduğu veya yeni tanıştığı fikirlerin üzerine balıklama atlar, varsın yanlış olsun. Onun yegâne virdi modernizasyondur, bunun uğruna yön vermeye kalktığı halkın tüm değerlerini yok saymış, kendi tarihini ve kültürünü de bir çırpıda gözden çıkarıvermiştir. Tarihe modern çağın gözüyle baktığı, bir diğer ifadeyle tarihi modern çağın bakış açısıyla değerlendirdiği için onda herhangi doğru veya iyi-yararlı bir yön bulamaz, içinde yaşadığı toplumun kültürüne de öcü muamelesi yapar.

Peki, bizim entel neden çalışmaz? Bakmayın siz şikâyet edip durduğuna, hayatından memnundur bizim entel. Kimi kapitalizmin ve emperyalizmin sadık hizmetkârıdır, kimi gerçekte hiç tanımadığı sınıflara karşı platonik aşk besler, kimi de din-iman satar. Ceplerini doldurabilmek ve gündemde kalabilmek için kırk takla atan, eğriye doğru, doğruya eğri diyen kimseler Mütefekkir, Aydın, Entelektüel vs. olmadığı gibi, bizim düşünce dünyamız da cambazların revaçta olduğu çadır sirki değil. Önce elleriniz bir iş görsün, hayatı öğrenin, halkı tanıyın da ondan sonra konuşalım.

Ledric Dumont’un dediği gibi, “Öyle horozlar vardır ki güneş onlar öttükleri için doğuyor sanırlar.” Bizim enteller de öyle işte, hepsi birer horoz!

 

'Bizim entel neden çalışmaz?

Bakmayın siz şikâyet edip durduğuna, hayatından memnundur bizim entel. Kimi kapitalizmin ve emperyalizmin sadık hizmetkârıdır, kimi gerçekte hiç tanımadığı sınıflara karşı platonik aşk besler, kimi de din-iman satar. Peki, bizim entel neden çalışmaz?

entel
Âlim, Mütefekkir/Düşünür, Münevver/Aydın, Entelektüel, bu sıfatların hiçbirini kullanmıyorum sözünü ettiğim güruh için. Bu sıfatları haiz kimseler birçok ortak özelliğe sahiptirler. Âlim bir şeyi hakikatiyle bilen, bilgili, uzman/mütehassıs, öğrenim görmüş, Mütefekkir fikreden/düşünen, düşünce üreten, Münevver ise aydın/aydınlanmış kişidir. Aydın her ne kadar ‘Münevver’in karşılığı olarak kullanılıyor olsa da, Münevver, ‘maddî-manevî nurlandırılmış kimse’ demektir, ‘Aydın’ ise Aydınlanma’ya ait bir kavram, başka bir tarihin ve kültürün ürünü. Entelektüel ise geniş bir bilgi birikimine sahip olan ve herhangi bir meseleyle derinlemesine ilgilenen kimsedir, zekâsını ve analitik düşünebilme yeteneğini kullanır.

Sözünü ettiğim güruh ne âlim, ne mütefekkir, ne münevver ya da aydın, ne de entelektüel. Bir kere Âlim hiç değil, özgün ve derinlikli düşünce üretmekten bir o kadar uzak olduğu için Mütefekkir de değil, Münevver hiç uymaz, geriye Aydın ve Entelektüel kalıyor, bu ikisi çoğu zaman yanlış bir biçimde birbirinin eşanlamlısı olarak kullanıldığı için, söz konusu güruhu “yarım-aydın” veya “yarım-entelektüel” anlamında “entel” olarak adlandırıyorum. Bir noktanın altını kalın çizgilerle çizmekte yarar var: Biz de gerçek anlamda aydın da yok, entelektüel de, belki bir elin parmakları kadar. Bu nedenle söyleyeceklerim genel olarak piyasada “Aydın” ve “Entelektüel” olarak ün yapmış veya ün yapmaya çalışan kimselere yönelik.

Bizim ülkemizde entel, genel olarak hayata, topluma ve kendine yabancılaşmış olan kişidir. Neticede o da bir sınıfın -entel sınıfının- mensubu olduğu için halkla arasında ister istemez bir farklılık söz konusudur. Entel, bir yandan “üstün insan” edasıyla konuşup yazar, öte yandan sözde tevazu göstermeye çalışıp “halktan biri” olduğunu söyler, ne var ki bilinçaltında daima diğerlerinden üstün bir konuma sahip olduğu düşüncesi yatar. Kendi kendini kahramanlaştıran, halkı eğitmek ve zihinlere hükmetmek isteyen, iktidardan daha fazla pay alma amacındaki yarım “bilgi-düşünce” sahibidir bizim entel.

Yurdum entelinin temel vasıflarından biri aylaklıktır, o, cep-mide-uçkur şeytan üçgeninde kaybolmuştur; eli iş görmez, oturduğu yerden vatan kurtarır, âleme nizam verir, “dâhiyane düşünceler” üreterek -ki aslında çoğunu sağdan soldan aşırmıştır- toplumu “bilinçlendirir”, “aydınlatır”. Çalışmadığı için belli bir yaşam düzeni yoktur, hayatı masa başında oturmaktan, boşa çene çaldığı entel sohbet ortamlarından, evine gidip gelmekten, halkı da yanına gelip giden insanlardan ve yolda gördüklerinden ibaret zanneder. İçinde bulunduğu durumun pekâlâ farkındadır, bu yüzden birtakım tarihî şahsiyetleri -örnek göstermek suretiyle- kendi aylaklığına siper yapar.

Bu bakımdan bizim entelin her şeyden önce çalışmaya ihtiyacı vardır, zira iş, insanı hayata, topluma ve kendine karşı yabancılaşmaktan korur. Entelce bir iş olarak halkçılık yapmak, çarşıda-pazarda dostlar alış-verişte görsün kabilinden halkın arasına karışmak veya sosyolojik gözlemlerde bulunmak amacıyla köy köy, kasaba kasaba dolaşmak riyakârca bir tutumdur. Bu tür tutum ve davranışlar gerçekte halkı hakir görmektir, enteli yanıltır, onun sahte ve sapıkça bir hazza kapılmasına yol açar.

Yazdıkları okuduklarından fazla olan enteli taklit etmek ve ona benzemek en kolay iştir, yeter ki “ekmek elden, su gölden” olsun. Her yer kitap dolu, insanlığın bilgi ve düşünce birikimi oldukça geniş, dileyen herkes insanlığın bu ortak mirasından yararlanarak farklı düşünceler ortaya koyabilir. Yazmak ve söz söylemek en kolay iştir, dolayısıyla dileyen herkes, bir gecede entel olabilir, bu, yalnızca bir karar alma meselesidir.

Bu açıdan bakıldığında, bizim yoksul insanımızın yırtık pabucu, entellerimizin ortaya koyduğu düşüncelerden daha kıymetlidir, çünkü onun yırtık ayakkabısı hayatın içindeki gerçektir, “dâhiyane düşüncelere”, yoruma, analize sığmaz. Buna karşın Hakk’ı, adaleti, emeği, sınıfsız toplumu, özgürlüğü vs. sakız gibi ağzında çiğneyen bizim entel, yabancısı olduğu halka yön vermeye, yol-yordam öğretmeye, onu eğitmeye kalkışır, çünkü ona göre nasıl düşünmemiz ve nasıl hareket etmemiz gerektiğini en iyi o bilmektedir.

Bu şekilde düşünen ve hareket eden entelimiz moda-peresttir üstelik. Düşünce moda-perestliği onun karakteri haline gelmiştir, yeni duyduğu veya yeni tanıştığı fikirlerin üzerine balıklama atlar, varsın yanlış olsun. Onun yegâne virdi modernizasyondur, bunun uğruna yön vermeye kalktığı halkın tüm değerlerini yok saymış, kendi tarihini ve kültürünü de bir çırpıda gözden çıkarıvermiştir. Tarihe modern çağın gözüyle baktığı, bir diğer ifadeyle tarihi modern çağın bakış açısıyla değerlendirdiği için onda herhangi doğru veya iyi-yararlı bir yön bulamaz, içinde yaşadığı toplumun kültürüne de öcü muamelesi yapar.

Peki, bizim entel neden çalışmaz? Bakmayın siz şikâyet edip durduğuna, hayatından memnundur bizim entel. Kimi kapitalizmin ve emperyalizmin sadık hizmetkârıdır, kimi gerçekte hiç tanımadığı sınıflara karşı platonik aşk besler, kimi de din-iman satar. Ceplerini doldurabilmek ve gündemde kalabilmek için kırk takla atan, eğriye doğru, doğruya eğri diyen kimseler Mütefekkir, Aydın, Entelektüel vs. olmadığı gibi, bizim düşünce dünyamız da cambazların revaçta olduğu çadır sirki değil. Önce elleriniz bir iş görsün, hayatı öğrenin, halkı tanıyın da ondan sonra konuşalım.

Ledric Dumont’un dediği gibi, “Öyle horozlar vardır ki güneş onlar öttükleri için doğuyor sanırlar.” Bizim enteller de öyle işte, hepsi birer horoz!

[ Ömer Yılmaz ]'
12 Mart 2015
Bizim entel neden çalişmaz için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Neden önce kendimizden başlamıyoruz…???

Neden önce kendimizden başlamıyoruz…???

Yaşadığın yeri; cennet yapamadığın müddetçe,
kaçtığın her yer cehennemdir…

 

'Yaşadığın yeri; cennet yapamadığın müddetçe,<br />
kaçtığın her yer cehennemdir... </p>
<p>La Edri'
27 Şubat 2015
Neden önce kendimizden başlamıyoruz…??? için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Bilginin Kölesi olmayın

Bilginin Kölesi olmayın

Emin olma!
Hiç bir konuda emin olma, kendini ayrıcaklı sayma.
Konumuna, mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.
Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir. Köpükler nazlı nazlı yükselir ve pat diye son bulurlar.
Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.
En iyi bildiğin konularda bile, köşeli düşünme, büyük konuşma. Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil,
virgül, yahut üç nokta koy, açık bir kapı bırak daima.
Ne kadar bilsen de,
hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma,
Tevazudan şaşma.
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden!

Mevlana

 

Emin olma!<br />
Hiç bir konuda emin olma, kendini ayrıcaklı sayma.<br />
Konumuna, mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.<br />
Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir. Köpükler nazlı nazlı yükselir ve pat diye son bulurlar.<br />
Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.<br />
En iyi bildiğin konularda bile, köşeli düşünme, büyük konuşma. Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil,<br />
 virgül, yahut üç nokta koy, açık bir kapı bırak daima.<br />
Ne kadar bilsen de,<br />
hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma,<br />
Tevazudan şaşma.<br />
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden!</p>
<p> Mevlana</p>
<p>Günaydın tüm dostlara....
17 Şubat 2015
Bilginin Kölesi olmayın için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet