Aşk ve Para – I. Bölüm 

Aşk ve Para – I. Bölüm 

Gecenin kör karanlığında, Berk sendeleyerek evin yolunu tutmuştu. Güçlü ve dayanıklı bedeni, ne yazık ki alkole karşı savunmasızdı. Yoksulluğuna aldırış etmeden, eline geçen her kuruşu zevke düşkün benliğine harcıyor, aylak aylak dolaşıyor, yiyor, içiyor, eğleniyordu. Evlerinin önüne geldiğinde, yolun kenarına oturup  bir sigara daha yaktı. Düşünmeye başladı içten içten. Neden yoksuldu? Neden tuttuğu her dal kırılıyordu. Neden kimse ona el uzatmıyordu. “Allah’ım neden hak etmeyen insanlar benden daha iyi yaşıyor” diye düşündü. Biraz sesli düşünmüş olacak ki, balkonda oturan ve elindeki telefonla gençliğinin tadını yaşayan Ece tarafından, bu serzenişi duyuldu. Aklı bir karış havada olan Ece’nin tabi ki de umurunda değildi. Biraz sonra Berk’ in bağrış çağrışlarıyla, gecenin bol aksiyona bürüneceğinden habersiz telefona dalıp gitti. Yine aynı gecelerden bir gece gibi Berk eve girdi, “Neden bu kadar geç geldin” diyen annesine, sarhoşluğunu belli etmemek, suçunu bastırmak için bağırıp çağırdı. Yaşlı kadıncağız, oğlunun bu haline üzülüp oturma odasında sabaha kadar yas tutarcasına hıçkıra hıçkıra ağladı. Sabah olduğunda Berk yine babasından para alabilmek için önemli bir yalan düşünmeye başlamıştı. Nasıl olsa akşam arkadaşlarıyla alkol içecek, gülüp eğlenecekti. Yaşlı babasının inşaatlarda ezile büküle alın teri dökerek çalışıp kazandığı parayı, alkole yatırmak Berk için bir şey ifade etmiyordu. Hatta o kadar sorumsuzdu ki belki konuyu hiç böyle düşünmemişti. Yine eline geçen 3 – 5 kuruşla aldığı, onu zengin ve saygın gösterdiğini düşündüğü kıyafetlerini giymiş ve sokağa atlamıştı. Otobüs beklerken durağa Ece geldi. Kısa bir merhabalaşmanın ardından otobüse binip birbirleriyle yabancıymış gibi uzaklaştılar. Berk arkadaşlarına yakın bir durakta indi. Kulaklığını taktı ve bir sigara yakıp yürümeye  başladı. Garip bir şekilde aklında Ece ile ilgili sorular beliriyordu. Yol üzerinde ucuz bir lokantaya girip bir şeyler atıştırdıktan sonra arkadaşlarıyla buluştu. Biraz alkol alıp deniz kenarına geçtiler. En yakın arkadaşı Tamer ile bahtsızlıklarına üzülüp içmeye ve dertleşmeye başladılar.Günü böyle bitirip eve dönünce temiz hava alıp biraz ayılmak için evin girişindeki balkona oturdu. Gök bile Berk’in yalnızlığına inat kocaman bir dolunay ve yıldızlarla bezeliydi. Seyre koyuldu. Uzun ve sessiz. Bu uzun sessizliği karşı balkondan kendine hitaben bir ses bozdu. “Ay bu akşam ne kadar da güzel değil mi?” Berk sorunun geldiği yöne kafasını çevirip baktığında içinde tarif edemediği şeyler belirmişti. Bu durumu saçma bir espiriyle gizlemek için Ece’ ye “Sen kafanı o pencereden çıkarana kadar öyleydi” deyip güldü. Ece utanıp pencereyi kapattı. Berk yaptığı şeyle gurur duyuyordu. Böyle daha havalı olacağını düşünüyordu sadece. Oysa hayatı boyunca izini silemeyeceği bir yarayı açacak hançeri az önce Ece’ ye vermişti. Ece Berk’in saygısızlığına biraz bozulmuştu ama telefonda arkadaşlarıyla konuşurken onu çoktan unutmuştu. Ertesi sabah yine otobüs durağında Berk ile karşılaşan Ece bu defa dün akşamki kabalığını yüzüne vururcasına Berkle konuşmadı. Berk nedenini anlamış ve üzülmüştü. Yine Tamer’le dertleşirken konuyu açtı. Tamer gülümseyerek ve kendinden emin bir şekilde “Kız seninle muhabbet etmek istedi ve sende bu şekilde mi davrandın” dedi. O anda anladı Berk gerçeği. Belkide o gece Ece için hissettiklerini, Ece Berk için uzun zamandır hissediyordu. Tamer ” Yıllarca aradığın mutluluk burnunun dibinde. Bence yaptığın hatadan bir dönüş yolu bul ve o kızı kaçırma” dedi. Zaten bu işe gönüllü olan Berk, Tamer’in bu sözleriyle iyiden iyiye bu işe heveslenmişti. Akşam eve gittiğinde bir şekilde Ece’yle muhabbet kuracak ve gönlünü kazanacaktı. Akşam oldu Berk yine balkona oturdu. Dün gece yaptığı gibi gökyüzünü seyre daldı. Amacı Ece’nin dikkatini çekmek ve işleri kendi lehine çevirmekti. İşin gerçeği Eceler’in evi bir kat yüksek olduğu için Berk onun balkonda olup olmadığını bile bilmiyordu. O gece öylece bekledi. Sonra umudunu kaybedip gitti. Şansını yarın sabah otobüs durağındaki karşılaşmadan yana kullanacaktı.

10 Eylül 2019
Okunma
bosluk

Aşk

Aşk

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git 
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin 
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık 
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı 
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü 
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti 
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz 
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı 
İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra 
Sonrası iyilik güzellik.

9 Eylül 2019
Okunma
bosluk

BEN SANA MECBURUM Kaynak : Aşk şiirleri, Sevgiliye Aşk Şiirleri, En

BEN SANA MECBURUM Kaynak : Aşk şiirleri, Sevgiliye Aşk Şiirleri, En

BEN SANA MECBURUM 

Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun. Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun. Belki haziran da mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin. Kaynak : 

4 Eylül 2019
Okunma
bosluk

Ben de güldüm

Ben de güldüm

Manuş Baba lakaplı Mustafa Özkan’ın askerlik fotoğrafı, sosyal medyayı sallamış ve birçok kişi askerlik halini konuşmuştu. Altınoluk’taki konserinde bu konuya değinen Manuş Baba’dan samimi bir itiraf geldi. Fotoğrafıyla sosyal medyanın gündemine oturan Manuş Baba’dan askerlik itirafı geldi. Manuş Baba, “O fotoğrafa ben de çok güldüm” dedi.

Pop müziğin sevilen isimlerinden Manuş Baba, Altınoluk Amfi Tiyatro’da sevenleriyle buluştu. Konserde ‘Dönersen Islık Çal’ ve ‘İki Gözümün Çiçeği’ albümlerinden şarkılarını seslendiren sanatçıya konser boyunca coşkulu bir kalabalık eşlik etti.

“BENDE KENDİME GÜLDÜM”
Konserde dinleyicileriyle sohbet de eden Manuş Baba, “Askerde beni sakalsız grenler önce şaşırdı sonra sakalsız halimle dalga geçtiler, açıkçası bende kendime çok güldüm. Uzun zamandır kendimi sakalsız görmemiştim. Hasret kalmışım” dedi. Tanındığı günden bu yana saç ve sakallarıyla bütünleşen Manuş Baba asker traşından sonra sosyal medyada gündem olmuştu.

29 Temmuz 2019
Ben de güldüm için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kumsal Yazılar

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad