arabeski bitir

arabeski bitir

Arabeskçileri her fırsatta eleştiren Fazıl Say, bu kez Twitter’dan Mahsun Kırmızıgül’ü övdü ve arabeskçilere müziği bırakıp sinemaya geçen Kırmızıgül’ü örnek gösterdi.

Kırmızıgül’ü devrimci olarak tanımlayan Say, Twitter’dan “Mahsun Kırmızıgül kendi devrimini yapmıştır. Arabeskten kurtulmuş ve bir boyuta varmıştır. Onu örnek alın, arabeski yok edin ve devrim yapın” diye yazdı.

Albüm yapmayı ve konserler vermeyi bırakan Mahsun Kırmızıgül, senaryosuna ve yönetmenliğine imza attığı filmlerle, gişe rekorları kırmış, sinema sektöründe adından söz ettirmeyi başarmıştı.

Arabesk müzik yapan şarkıcılarla ilgili eleştirilerini her fırsatta dile getiren Say, geçtiğimiz hafta da Orhan Gencebay’ı hedef almıştı. Gencebay için “3. sınıf müzisyendir” diyen Say, Müslüm Gürses’i “O, bir müzisyenin bir kılcal damarı bile olamaz” diyerek eleştirmiş, Sezen Aksu için de “Bir kompozisyon bölümü öğrencisinin ilk bilgisine bile sahip değildir” şeklinde yorumlar yapmıştı.

17 Ekim 2011
arabeski bitir için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Kadınlar İçin Öncelikli Tehdit

Kadınlar İçin Öncelikli Tehdit

Kadınlar için öncelikli tehdit: Kadın programları Televizyonlarda güya aile kurmaya aracı olma gibi yaldızlı ve masumane bir görüntüyle sunulan programlar aile kurumumun kudsiyetini ayaklar altına alıyor. Evliliği sadece şekil şartlarına ve maaş, yaş, boy, ev, araba gibi sayısal vasıflara bağlama anlayışı sürekli empoze ediliyor. Kadınlar için yayınlanan programlar adeta kadınlar için öncelikli tehdit haline geliyor.

2010 yılı Eylül ayında, bir özel televizyon kanalının sabah kuşağında yayınlanan kadın programını basan öfkeli kocanın silahıyla üç kişiyi yaralamasının ardından bir tedbir düşünülmüştü; bu programların canlı değil de banttan yayınlanmasına dair… Sunucularının hem hâkim, hem savcı, hem polis gibi davrandığı bu programların kadınlar üzerindeki zararları saymakla bitmezken, en öncelikli tedbir olarak düşünülen “banttan yayınlanma” yöntemi de aradan geçen onca zamana rağmen uygulanmadı.

Kadınların yaşadığı, maruz kaldığı problemlerdeki artış hızıyla aranan ve sunulan çözüm yolları arasında şahit olunan dengesizlik bir yana, çözüm olarak gösterilen yöntemlerin ne kadar çözüm olduğu ayrı bir tartışma konusu. Özellikle yazılı ve görsel medyada bunun çok belirgin örneklerine fazlasıyla şahit olmaktayız. Yukarıda verdiğimiz eli silahlı öfkeli koca örneği bile sorunların ekranlarda tartışılmasının çözüm yerine çözümsüzlük, kin, nefret ve ölümler getirdiğini açıkça gösteriyor. Aile facialarının ele alındığı ve çözümden çok çözümsüzlüğün tüm yönleriyle ve yollarıyla sergilendiği, şiddetli kavga ve tartışmaların yaşandığı, özel hayata dair en mahrem konuların deşifre edildiği kadın programları ne yazık ki yine kadınlarımızca çok seyredilmekte. Aynı kanallarda yine aynı yüksek reytinglerle yayınlanan evlilik programlarının saatlerce ekranları meşgul etmesi ayrı bir garabet tablosu. Bir yandan açtığı zarar her geçen gün katlanırken, diğer yandan izleyicilerinin % 70’ini kadınların oluşturduğu kadın ve evlilik programları epey bir süre daha hem evlerimizi, hem beyinlerimizi meşgul edecek görünüyor. Neden mi? Çünkü RTÜK tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre özellikle kadın seyircilerin çoğunluğu bu programları beğenmese de izliyor. Bu garabet tablosunun baş mimarı aslında yine kanallar. Hemen her kanalda, hemen hemen aynı saatlerde, birbirinin aynısı ve tıpkısı olan kadın programları, üstelik canlı olarak yayınlanıyor. Sabahların Sultanı, Kadının Gücü, Kadın Olmak… Memleketi Elazığ’a dönünce kendini otobüs terminalinde bekleyen oğlu tarafından vurularak öldürülen kadının katıldığı “Kadının Sesi” programı. Bu elim hadisenin akabinde bu programla birlikte yayından kaldırılan “Yalnız Değilsiniz” isimli program… Canlı yayında sapık ilan edilen 27 yaşındaki Hasan Konduoğlu’nun, yayının hemen ardından intihar ettiği “Biz Bize” programı. Bir de evlilik programları. Dest-i İzdivaç, İzdivaç, Evlen Benimle… Bu programlardan herhangi birisine kendini kaptıran kadın seyirci, sonuna kadar takip ediliyor. Kanalı değiştirse de bir diğerine takılıyor. Kurtulabilene aşk olsun. Bu programlarla kaybedenler belli: Kadın izleyiciler. Ya asıl kazananlar? Tabii ki her tür eleştiriye rağmen yayına tam gaz devam eden kanallar. Çünkü onlar için bu programlar daha az zahmetle daha fazla para kazanma kaynağı. Altın yumurtlayan tavuk misali bu programlara asla toz kondurmuyorlar. Diğer yandan temizlik malzemeleri, küçük ev aletleri, kozmetik, banka, dayanıklı tüketim malları ve gıda gibi sektörlerden çeşitli markalar, pazarlamada en büyük hedef kitleyi oluşturan kadınlara en kısa yoldan ulaşmak için bu programları ısrarla kullanıyorlar. Uzman Psikolog Ceyda Şenel 09.08.2010 tarihli yazısında kadınlara şöyle sesleniyor: “Ruhumuzu esir almaya çalışan uyanıklara dikkat! Nelere alet oluyoruz nelere! Bazılarının ceplerini doldurması için, farkında olmadan dünya medyasına adımızı ‘yanlış ve çirkin’ bir şekilde duyurduğumuz yetmiyormuş gibi, psikolojimizi bozup psikotik bir toplum oluşturmaya çalışanların oyuncağı oluyoruz.” Psikolog Şenel’in, kadın programı yapanlara da bir çift sözü var: “Ekrana çıkarttıklarınızın yetmiyormuş gibi, ekran başındaki insanların da hali hazırda var olan sıkıntılarına bir o kadar daha ekleyip, depresyonun kucağına itiyorsunuz. Size uzman olarak bir tavsiye, eğer gerçekten iyi niyetliyseniz, elinizdeki gücü toplumu ajite etmek için değil, bilgilendirici ve eğitici programlar yapmak için kullanın.” Kadınları kurtarmak Kadınların televizyon izleme ortalaması ülkemizde maalesef çok yüksek. RTÜK tarafından yapılan araştırmaya göre kadınlarımızın günlük ortalama 4,5 saati televizyon önünde geçiyor. Yaklaşık % 20’lik bir kitle ise 6 saatten fazla televizyon izliyor. Evli kadınların bekârlardan, ilkokul mezunu kadınların yüksek eğitimlilerden, işsiz kadınların çalışanlardan, metropolde yaşayan kadınların taşrada yaşayanlardan, emekli ve ev hanımlarının çalışan kadınlardan daha çok televizyon izlediğini; eğitici programlar ile sağlık programlarının kadınlar tarafından en az izlenen programlar olduğunu düşünürsek, aile kurumumuzun nasıl bir tehdit ve tehlikeyle karşı karşıya bulunduğunu açıkça görebiliriz. Kadın programlarının belki saymakla bitiremeyeceğimiz türden zararları var. Mesele saymak değil, çözüm üretmek ve zaman geçirmeden uygulamaya koyabilmek. Ancak tedavi için teşhisin de iyi ve yerinde konulması ayrı bir gereklilik. Toplumu ve dar dairede aileyi tehdit eden en önemli tehlikelerden birisi kişisel hayat hikâyelerinin, aile dramlarının geniş kitlelerle paylaşılmasıyla bunların sıradan olaylar gibi algılanmaya başlanması, dolayısıyla toplumda bu olaylara karşı kayıtsızlığın ortaya çıkması.

12 Ekim 2011
Kadınlar İçin Öncelikli Tehdit için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Köpekleri tanıdıkça insanları..

Köpekleri tanıdıkça insanları..

Sol arka ayağındaki kas zedelenmesi nedeniyle ayağında 3 cm’lik yırtık oluşan 4 yaşındaki Boxer cinsi Golo isimli köpeğini Tatlıses ameliyatta yalnız bırakmadı. Operasyonu dakikası dakikasına menejeri Eyüp Kanat’la yaptığı telefon görüşmesiyle takip eden İmparator ameliyatın başarılı geçmesinin ardından derin bir nefes aldı. Golo’nun ismini Bodrum’daki Beach Clubüne de veren hatta bu yüzden tepkilere neden olan İbrahim Tatlıses’in vurulduğu gece köpeği Golo’nun zincirlerini kırarak kaçtığı, ertesi günü de hastanenin otoparkında havlarken ortaya çıktığı söyleyen menejeri Eyüp Kanat “Golo çok farklı bir köpek İbrahim bey her gün onunla 1 saat vakit geçirirdi. Şimdi iyleşmesi için çaba harcıyor” dedi.Bu arada Tatlıses’in bundan 3 yıl önce katıldığı bir programda canlı yayında stüdyoya getirilen köpeği ‘Golo’yu görünce “Köpekleri tanıdıkça insanları daha az seviyorum. Bazılarını tenzih ederek söylüyorum ama ne yazık ki öyle. Babamın köpeği ve kuşları vardı. Köpeğinin ismi de Golo’ydu. Bir gün babam bunu bir fırçaladı, vallahi o köpek gitti, bir daha da eve dönmedi. Bu kadar da onurlu hayvanlar, çocuğum gibi severim, hep de birlikte gezerim” demesi hala hafızalarda.

8 Ekim 2011
Köpekleri tanıdıkça insanları.. için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk

Fazıl Say’a ‘Arabesk’ öfke

Fazıl Say’a ‘Arabesk’ öfke

Sanatçı Fazıl Say’ın twitter’deki hesabından Orhan Gencebay ve Müslüm Gürses için “Arabesk faşizmdir. Orhan Gencebay 3. sınıf bir müzisyendir. Haa kibar adamdır. Ama kibar adam olmak meslek değil. Müslüm Gürses ise bir müzisyenin kılcal damarı olamaz” diye yazdı, ancak buna yanıtlar gecikmedi;

Muhterem Nur (Müslüm Gürses’in eşi): “Fazıl Say haklı. O bir müzisyenin bütün damarlarıdır, vücudunda ne kadar damar varsa Müslüm odur. Ben hiçbir zaman kendisini Fazıl Say için parçalayan insanlar görmedim ama Müslüm’ü demek o kadar çok seviyorlar ki hep damar, bütün damarlar Müslüm’den geçiyor.”

Sevim Emre (Orhan Gencebay’ın eşi): “Fazıl Say bu sözleri sarfettiyse eğer çok çirkin, zavallı, kompleksli bir davranışta bulunmuş. Orhan Gencebay’a dil uzatmak saygısızlıktır. Yazık, talihsiz bir açıklama.”

8 Ekim 2011
Fazıl Say’a ‘Arabesk’ öfke için yorumlar kapalı
Okunma
bosluk
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kumsal Yazılar

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad