Dünyaya neler oluyor?

Amerikan, İngiliz ve Avustralyalı bilimadamları ortak bir raporla dünyanın 10 yıl sonra çevre felaketleri açısından geri dönülemez noktaya geleceğini duyurdu. Çünkü dünya ısınıyor.Karbondioksit oranı artıyor, okyanuslar ısınıyor, buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, orman yangınları artıyor, buzul tabakaları parçalanıyor, göller küçülüyor, kurak dönemler uzuyor, ırmaklar kuruyor

Kış sıcaklıkları artıyor, ilkbahar erken geliyor, sonhabar gecikiyor, bitkiler erken çiçek açıyor, göç dönemleri değişiyor, yaşama alanları farklılaşıyor,
kıyı şeritleri erozyona uğruyor, mercan resifleri ağarıyor, kar yığınları azalıyor, bulut ormanları kuruyor, hastalıklar yayılıyor, yüksek enlemlerde sıcaklık artıyor, dünyaya neler oluyor?Rapora göre 1960’lardaki kirlenme buzulların yüzde 20’sini eritti. 300 bilimadamının yürüttüğü araştırma sonuçlarına göre, Kuzey Kutbu’ndaki ısınma dünyanın geri kalanından iki kat daha hızlı. Bugünkü ise 2070’te dünyayı buzulsuz bırakacak, küresel çölleşme olacak, denizler yükselecek.

Dünya küresel ısınma yüzünden 10 yıl içinde geri dönülmez bir noktaya gelecek. Ormanların yok olması sonucu çölleşme yaşanacak, bu tarıma da yansıyacak, deniz seviyesi yükselecek ve dünya salgın hastalıkların pençesine düşecek. Bu felaket senaryoları “korkutucu” fakat “gerçek.”

Dünya’mıza neler oluyor !?

Küresel ısınmanın etkileri, dünyanın dört bir yanında kendini hissettiriyor. Güney Yarım Küre’deki Arjantin’in başkenti Buenos Aires’e 89 yıl aradan sonra ilk kez kar yağdı.

ABD’nin başkenti Washington’daysa halk mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklarla boğuşuyor.

Arjantin’in başkenti Buenos Aires, 89 yıl aradan sonra karla yeniden tanıştı. Kente 1918’den sonra ilk kez yeniden kar yağdı.

Güneşli havasıyla ünlü Buenos Aires’in özellikle güney mahalleri karla kaplandı. 80 yıl sonra karı yeniden gören buenos aires’liler sokaklara dökülerek beyaz örtünün tadını çıkardı.

ABD’nin doğusu ise bunaltıcı sıcaklarla boğuşuyor. Başkent Washington’da halk, sıcakla başedebilmek için havuz ve parklara hucum etti.

New York’ta ise serinlemeye çalışanların adresi ünlü Central Park’tı. Chicago kentinde de hissedilen sıcaklık 38 dereceye kadar yükseldi. Halk serinlemek için plajlara koştu.

KÜRESEL ISINMA
atmosferi ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artış için kullanılan bir terimdir. Bu olay son 50 yıldır iyice saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır.

Dünya’nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2)°C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, “son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkiler oluşturduğu” yönündedir [1].

Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir.

Su buharı, diğer sera gazlarından farklı olarak güneşten gelen radyasyonun şiddetine ve gezegenin ortalama ısısına göre sabit olan bağlı bir değişkendir. Dolayısıyla küresel ısınma konusunda pasif etkiye sahiptir. Ancak diğer sera gazları, yer yer bağımsız değişken olarak küresel ısınma üzerinde aktif bir etki yaratabilirler. Örneğin karbondioksit, yoğun volkanik etkinlik sonucu ya da insanlar tarafından fosil yakıtların yakılmasıyla yoğun olarak atmosfere salınabilir. Bu durum, gezegenin ortalama ısısından bağımsız olarak ortaya çıkabilen ve ortalama ısının artması sonucunu doğuran bir etken olarak işlev görür.

Bugün için bilim çevrelerinde küresel ısınmadan başat rolün atmosferde karbondioksit oranının artmasına bağlanmaktadır. Her ne kadar atmosferdeki karbondioksit,

* yeşil bitkilerin fotosentez olayında,
* karbondioksitin litosfer yüzeyinde suda çözünmesiyle,

atmosferden çekilmekte ise de, bu mekanizmaların kapasitesinin üzerinde karbondioksit salınımı, gezegen üzerinde sera etkisi yaratmaktadır.

Su buharı dışındaki sera gazları dolayısıyla gezegen yüzeyindeki ortalama ısının artması, buharlaşmanın artmasına yol açacaktır. Bu ise atmosferde daha fazla su buharı, yani bulut oluşmasına yol açar. Bulutlar, güneşten gelen radyasyonun bir bölümünü dış uzaya yansıtırken bir bölümünü soğurarak ısınırlar, bir bölümünü de yeryüzüne geçirirler. Litosfer ve hidrosfere ulaşan bu radyasyonun da bir bölümü soğurularak ısınmaya yol açarken bir bölümü dış uzaya yansır. Dış uzaya yansıyan radyasyon yeniden bulut kütlesi ile karşılaştığında, aynı olaylar yaşanır, yansıtılır, soğurulur, dış uzaya kaçar.

Bu mekanizma, su buharı dışındaki sera gazlarının atmosferde artması sonucu bulutların sera etkisini artırmakta, küresel ısınmaya yeni bir katkıya yol açmaktadır.

Etkileri:

II. Dünya Savaşı sonrasında dünya nüfusu 2 kat, buna karşılık enerji kullanımı 4 kat artmıştır. 1958 yılında atmosferdeki 315 ppm/m3 karbondioksit oranı 2004’te 379 ppm/m3 olmuştur. ABD dünya nüfusunun %4’üne sahipken karbondioksit üretiminin %25’ini gerçekleştirmektedir.

The Observer gazetesinin Şubat 2004’te yayımladığı Pentagon’a ait Küresel Isınma Raporu’na göre önümüzdeki 20 yıl içerisinde Avrupa’da birçok kıyı kenti sular altında kalacaktır. Guardian gazetesinde 2004 yılında yer alan küresel ısınma haritasına göre bundan en az etkilenen bölgeler Türkiye ve Ortadoğu ile kıyı kesimleri hariç Kuzey Afrika’dır. Küresel ısınmanın önlenmesi için bazı çareler olarak şunlar sıralanabilir:

* Her yere ağaçlar dikilmelidir.
* Teknolojik aletler dünyaya zarar vermeyecek şekilde yenilenmelidir.
* Yeni teknolojik aletler dünyaya zarar vermeyecek şekilde yapılmalıdır.
* Dünyaya zarar verenler en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
* Kentleşme durdurulmalıdır.
* Köy benzeri şehirler kurulmalıdır.
* Sanayi, dünyaya zarar vermeyecek şekilde yapılmalıdır.
* Arabalar vb. buhar gücüyle veya güneş enerjisiyle çalışanlarının da üretilmesi gerekmektedir.

Dünya’nın ısınma tarihçesi:

Ölçümlere göre 1860-1900 yılları arasında, denizde ve karadaki küresel sıcaklık her ikisinde de 0,75°C yükseldi.[2][3] 1979’dan beri kara sıcaklığı deniz sıcaklığının iki katı hızla yükseldi(0.13 °C/onyıl karşın 0.25 °C/onyıl).[4] Uydudan yapılan sıcaklık ölçümlerine göre alt troposferdeki sıcaklık 1979’dan beri, her on yıllık dilimde, 0.12 ile 0.22°C arasında yükselmiştir. Sıcaklıkların, 1850’den önceki 1000 ile 2000 yıllık dönemler boyunca, Ortaçağ Ilıman Dönem ve Küçük Buz Çağı gibi kısmi dalgalanmalar dışında, nispeten kararlı bir seyir izlediğine inanılmaktadır.

NASA’nın hesaplamalarına göre, güvenilir ölçümlerin yapılabildiği 1800’lerden beri 2005 yılı, 1998’i geçerek, en sıcak yıl olmuştur. Dünya Meteoroloji Organizasyonu ve BK İklim Araştırma Biriminin hesaplamalarına göre ise 2005, 1998 yılının ardından hala ikinci sıradadır.

Nedenlerİ:

İklim sistemi içsel ve dışsal insani etkiler, güneş hareketleri ve sera gazları, vb. nedenlerden etkilenmektedir. İklimbilimciler (klimatolog) küresel ısınma konusunda hem fikirdirler. Bu değişimin detaylı nedenleri açık bir araştırma alanıdır ama bilimsel çoğunluk sera gazlarının son zamanlardaki sıcaklık artışının başlıca nedeni olduğunu belirtmektedir.

Atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) oranlarındaki artış dünya yüzeyinin sıcaklığını yükseltmektedir. CO2 oranındaki artış dünyanın yüzeyini ısıtmakta ve kutuplara yakın buzların erimesine yol açmaktadır. Buzlar eridikçe yerlerini kara veya sular almaktadır. Kara ve suların buza oranla daha az yansıtıcı olması güneş ışınımı emilimini arttırmakta ve dolayısıyla buzullarda daha fazla erimeye yol açmaktadır.

20 Nisan 2011 Saat : 8:09
Dünyaya neler oluyor? için yorumlar kapalı
Okunma
iZmiRLi
devamını oku

Mükemmel Anne Sendromu

Amerikalı araştırmacı Peggy Orenstein, annelik üzerine yazdığı kitabında, kadınların çoğu kez “mükemmel anne” tuzağına düştüklerini söylüyor. Her alanda faaliyet gösteren günümüz kadını, anneliği de mükemmel yapmak için kendisiyle yarışıyor. Çağımız kadını yaptığı her şeyin mükemmel olmasını istiyor. İşyerinde harika bir eleman, güvenilir ve sorumluluk sahibi. Her işin üstesinden gelen, en stresli anlarda bile sinirlenmeyen, soğukkanlı kalan. Eve geldiğinde ise mükemmel bir ev kadını. Mutfak tezgahında tek bir bulaşık yok, banyo temizlikten parlıyor, tüm çekmeceler yerli yerinde. Evli ise işten kalan zamanlarını kocasına ayıran, hafta sonlarını dostlarıyla ya da aileleriyle geçiren mükemmel bir eş. Peki ya anne ise? Çağımızın kadını ister çalışsın, ister ev kadını olsun, anneliğin de mükemmelini istiyor.

“Annelik” değişti mi?

Amerikalı yazar Peggy Orenstein, “Flux: Women on Sex, Work, Love, Kids and Life in a Half-Changed World” isimli kitabı yazarken 200 kadar kadınla konuşmuş. Kitap, çağımız kadın rollerini sorguluyor. Orenstein”ın görüştüğü kadınlar geniş bir yelpazeden seçilmiş. Evli, bekar, Çocuklu, çocuksuz, orta direk, zengin, eğitimli ve eğitimsiz birçok toplumsal statüden yola çıkmış. Kitabın bütünü, kadın rollerinin günümüze kadar ne kadar geliştiği belgeliyor. Ancak bir rol var ki, o çağlar boyu değişmemiş. O da annelik. Orenstein, yaptığı araştırmaya göre, yeni bin yılın annelerinin 50″li yılları annelerinden hiçbir farkı yok. O yıllardan günümüze gözlenen tek değişiklik, anne olma zorunluluğunun ortadan kalması. O yıllarda kadınlar evlendikten sonra anne olma zorunluluğu taşıyorlardı. Bu tabii ki yasal bir zorunluluk değildi. Ancak toplumsal baskı bunu zorunluluk haline getiriyordu. Evli çiftler çocuk sahibi olmamayı düşünemiyordu bile. Günümüzde ise çiftler çocuk sahibi olmadan da “yaşanabileceğini” kanıtlıyorlar. Çocuk sahibi olmayı reddetmek birçok etkene bağlı. Bu etkenlerin başında kadının çalışması geliyor. Bir diğer etken de gelecek korkusu. Çiftler geleceklerini güvence altına almadan çocuk sahibi olmayı reddediyorlar.

“Mükemmel anne sendromu”

Evet, görünürde çocuğa dair fikirler değişti. Ancak Peggy Orenstein, araştırmalarında annelik rolünün değişmediğini ortaya koyuyor. Araştırma için konuştuğu kadınların birçoğu anne. Annelerin yaşları 20″den 40″a kadar değişiyor. Herkesin problemi aşağı yukarı aynı. Ortak problemlerin başında babanın çocuğuyla yeteri kadar ilgilenmemesi geliyor. Baba çocuklarını seviyor, onlarla geziyor, oyunlar oynuyor. Ancak ortada bir sorun varsa, bunu çözmek anneye kalıyor. Ortak problemlerden biri de kaygı. Anne, çocuğu ne kadar büyürse büyüsün onun için endişe duymaya devam ediyor. “Problem bunun neresinde?” diyebilirsiniz. Orenstein”e göre annelik rolü, kadını en fazla yoran ve strese sokan rol. Çocuğun sorumluluğu tabii ki hiçbir şeyle kıyaslanmaz. Kimse bunun aksini iddia etmiyor zaten. Sorun, abartmakta ve kendini aşırı derecede aşmakta yatıyor. Yazar buna “mükemmel anne sendromu” adını vermiş. Orenstein, konuştuğu annelerin tümünde bu sendromun varlığını görmüş.

Rekabet büyük

İşin içinde biraz da rekabet var tabii ki. Anneler bir araya geldiklerinde ne kadar mükemmel bir anne olduklarını göstermek için çocuklarını “kullanıyorlar”. Çünkü çocuklarının her başarısının kendi hanelerine puan olarak yazıldığını zannediyorlar. Orenstein, stresi azaltmak için önce bu davranıştan uzaklaşmak gerektiğini vurguluyor. Anne-çocuk ilişkisinin kalıplar ve roller içinde yaşanamayacağını s öylüyor.Yazara göre en mükemmel anne, toplum beklentilerine değil, çocuğun beklentilerine uyan anne.

Babaya güvenin

Anneleri “mükemmel anne sendromundan” kurtarmak için yazar, babaların devreye sokulması gerektiğini düşünüyor. Orenstein, yaptığı incelemelerde annelerin babaya güvenmedikleri ortaya çıkartmış. Çoğu anne, çocuğun babasıyla yalnız bırakırken endişe içinde oluyor. Çünkü kocasını bir çocuğun sorumluluğunu kaldıramayacak kadar zayıf ve sorumsuz görüyor. Oysa babalar, ne kadar ilgisiz görünseler bile, çocuklarına anneler kadar düşkün. Birçok baba da annenin tutumundan rahatsız olduğundan, çocuk bakımından uzak durmayı yeğliyor. Sonuç olarak yazar, mükemmellik peşinde koşan kadınların kendilerini gereksiz yere strese soktuklarını söylüyor. Her kadının nasıl hissediyorsa öyle yaşamasını, toplum kalıplarına aldırış etmemesini tavsiye ediyor.

20 Nisan 2011 Saat : 8:07
Mükemmel Anne Sendromu için yorumlar kapalı
Okunma
iZmiRLi
devamını oku

Hem spor hem tedavi: Tai Chi

Tai Chi, Çin’de yüzyıllardır uygulanan bir savunma sanatı. Bu öğreti aynı zamanda iyileştirici özellikleri bütün dünya tarafından kabul edilen egzersizler içeriyor. Kolay ve keyifli olduğu için her yaşa hitabeden bu spor, eklem sorunları ile sinir sistemi hastalıklarına bağlı denge şikayetleri için oldukça etkili. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon alanındaki çalışmaları ile tanınan Uzman Dr. Cavit Meclisi, gitdikçe popülerleşen Tai Chi hakkında merak edilenleri anlattı.

Tai Chi nedir?
Tai Chi ve Qi Gong, geleneksel Çin egzersiz yöntemleridir ve yaklaşık 2 bin yıl önce kişisel savunma yöntemi olarak geliştirilmişlerdir. Tüm dünyada giderek yaygınlaşan bu egzersizler, iki temel inanış üzerinden şekillendirilir. İlki, enerjinin vücutta özel yollarla taşındığını kabul eden görüştür. Buna göre, enerji akışının engellenmemesi gerekir ve Tai Chi ve Qi Gong yaparak, zarif ve tekrarlayan hareketlerle enerji artırılmaya çalışılır. İkincisi ise tüm doğanın yin ve yang denilen karşıt güçlerden oluştuğuna ve bunlar dengede olduğunda kişinin sağlıklı olacağını söyleyen inanıştır. Tai Chi ve Qi Gong hareketleri ile bu dengenin korunduğu varsayılır. Tai Chi yaparken daha önce belirlenmiş belirli duruş ve hareket biçimlerini yavaş ve zarif ya da hızlı ve kontrollü bir tarzda arka arkaya yaparsınız. Hareketler akıcı olmalıdır. Aslında, meditasyon ve hareketin karışımıdır. Qi Gong ise, değişik hareketlerin herhangi bir sıra ile yapılmasından ibaretdir.

Bu egzersizler, Fizik Tedavi sürecinde nasıl kullanılır?

Hastanın fonksiyonel yetersizliklerinin düzeltilmesi için gereken tedavi araçları ve egzersiz listesi hazırlandıktan sonra, Tai Chi ve Qi Gong bu program içinde amaca uygun olarak düzenlenir. Tai Chi ve Qi Gong, duruş, denge, koordinasyon, dayanıklılık ve esnekliğin artırılması ile stres azaltımı için kullanılabilir. Özellikle yaşlı bireylerin daha çok yararlanabileceği hareketlerden oluşur. Hareketleri akıcı bir tarzda arka arkaya yapmak, vücudun tüm kaslarını ve eklemleri kontrollü biçimde çalıştırdığı gibi duruş ve dengeye karşı farkındalık sağlar. Çünkü uygulama sırasında kişi, sırayı bozmadan akıcı olmak zorundadır.
Bu çabalar, tüm eklemlerin ve kasların kontrolünü gerektirir.

Tai Chi’de ne tür hareketler yapılıyor?

Özel duruş ve kontrollü hareket biçimleri var. Bunların çoğu günlük hayatta yaptıklarımızdan daha karmaşık ve biraz farklı hareketler. Bunları yaparken tüm vücudu uygun durumlarda tutmak için çaba sarf etmek ve yoğunlaşmak gerekiyor. Hareketler çok yavaş ya da bazen hızlı olabilir. Bir seans boyunca hareketlere ve vücuda yoğunlaşmak, eklemleri ve kasları eğitici yönünün yanı sıra başka şeyleri düşünmeyi de engeller. Bu yönüyle, egzersizlerin rahatlatıcı, stresten uzaklaştırıcı olduğu söylenebilir. Ayrıca, Tai Chi için özel mekana gerek yok. Genellikle bir eğitmenin yardımı gerekir. Ancak, CD ve kitaplardan yararlanarak, evde uygulamak da mümkün. Grup ya da tek kişilik bir aktivite olabilir.
Tai Chi, hangi hastalıklarda etkilidir? Tai Chi, genel sağlık ve iyilik halini artırıp, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, denge ve koordinasyonu yükseltir. Egzersizler, baş dönmesini azaltığı için düşmeleri ve oluşabilecek kırıkları önler. Parkinson ve Multil Skleroz gibi merkezi sinir sistemi hastalıklarında, hareketlilik üzerine olumlu etkisi olduğu, özellikle diz ve ayak bileği sorunu olanlarda, dengeli ve kontrollü yürümeyi artırdığı araştırmalarla gösterilmiştir. Ayrıca biyomekanik ve kas fizyolojisi açılarından bakıldığında, Tai Chi esnekliği, kas kuvvetini, reaksiyon zamanını ve dayanıklılığı yükseltir. Bundan dolayı, eklem hareketleri, denge ve vücudun bir bütün olarak daha koordine çalıştırılmasının amaçlandığı tüm durumlarda kullanılabilir. Hareketler yavaş ve kontrollü yapıldığından, eklem sorunu ve dejenerasyonu (kireçlenme) olan kişilere de önerilebilir.

Ne tür hastalara Tai Chi öneriyorsunuz?

Özellikle yaşla aktivite düzeyi düşmüş ve eklem sorunlarından dolayı yoğun bir egzersiz programına katılamayan yaşlı hastalarıma öneriyorum. Bunlara ek olarak, sinir sistemi hastalığından dolayı (Parkinson, inme, MS) denge ve yürüme sorunu olan hastalarıma katılmalarını tavsiye ediyorum. Denge ve koordinasyon için düzenlenmiş herhangi bir tedavi programının bir parçası olarak da herkes için kullanılabilir. Tai Chi hareketleri yavaş ve kontrollü olduğundan, her kesin güvenle katılabileceği bir egzersiz programıdır. Yapılan araştırmalar daha çok yaşlılar üzerindedir. Bu da, Tai Chi’nin ne derecede güvenli olduğunu gösterir. Hareketlerin kontrollü olması nedeniyle yan etkisi ve sakatlanma riski olan bir egzersiz çeşidi değildir. Yaşlı ve bazen bir kaç sağlık sorunu olan kişilerin bu egzersiz programına başlarken, bir fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanına danışmaları daha doğru olacaktır.

20 Nisan 2011 Saat : 8:05
Hem spor hem tedavi: Tai Chi için yorumlar kapalı
Okunma
iZmiRLi
devamını oku

Süper kadın olmaya çalışmak hasta ediyor

Süper kadınların hastalığı olarak adlandırılan ‘fibromiyalji’de hastalar, yaygın kas ağrıları, çarpıntı, migren, ellerde uyuşma, barsak spazmları, gaz şikayetlerinden yakınıyor. Hastalar doktora ‘Her yerim ağrıyor, dayak yemiş gibiyim, sabah bitkin kalkıyorum’ diyerek geliyor. International Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayda Uluhan, “Bu hastalık daha çok süper kadınların hastalığı. Kesin bir tedavisi yok, hastaya hayata bakışını değiştirmesi, aşırı stresten uzak durmasını öneriyoruz” dedi. Fibromiyaljiye kas romatizması denilse de, ne iltihaplı bir hastalık, ne de romatizmal bir rahatsızlık. Birçok belirtisi var. Hastalığın tam olarak neden olduğu bilinmemekle birlikte, uyku bozukluğu olan kişilerde daha çok görülüyor. Normalde uykunun dört evresi var. Uykunun dördüncü evresine geçemeyen kişilerde vücut gerginliğinin ertesi güne sarkması nedeniyle bu hastalığın oluşabildiğini belirten Dr. Uluhan, şöyle konuştu: “Vücudun sırt, göğüs, kol içleri, dirsekler, kalçalar gibi bölgelerindeki gerginlik noktalarındaki hassasiyet ve ağrı bölgeleriyle kendini gösteriyor. Hastalar doktora her yerim ağrıyor, dayak yemiş gibiyim, sabah bitkin kalkıyorum, hiç uyumamış gibiyim derler. En ağır romatizmada bile hasta her yerim ağrıyor demez, ama bu hastalar her yerlerinin ağrıdığını ifade ederler.”

 

DOKTOR DOKTOR DOLAŞTIRAN HASTALIK

 

FibrOmiyalji hastaları esas olarak kas ağrılarıyla doktora gidiyorlar. Ama iç organ kasları, spastik kolon, sinirsel kolit, baş ağrısı, çarpıntı, ellerde uyuşma, çene kitlemesi ve diş gıcırdatma gibi rahatsızlıklarla dişhekimine de başvurabiliyorlar. Yani birçok bölümü dolaşıyorlar ama teşhis konulduğunda tüm bu yakınmalar bitiyor. Hastalığın tedavisi yoktur demenin daha doğru bir yaklaşım olacağını belirten Dr. Ayda Uluhan, şunları söyledi: “Hastalara hayat tarzınızı, kafa yapınızı değiştirmeniz, zihninizi ve ruhunuzu rahatlatmanız lazım diyoruz. Aynı zamanda yaşam koşullarının da değiştirilmesi gerekiyor. Spora, kaplıcaya gitmek rahatlatıyor. Endişeyi de tedavi ediyoruz. Erkeklerde olunca daha zor, çünkü erkekler kabullenmiyor ya da kabullenmekte zorlanıyor. Kadınlar ise daha kolay kabulleniyor. Hastaların gergin kişilik yapılarıyla, süper kadın dediğimiz işini, evini her şeyini planlayıp yapmaya çalışan bir kadın grubu var. Amerika’da 4-5 milyon kişi fibromiyalji hastalığından yakınıyor.”

 

FİZİK TEDAVİ FAYDA SAĞLIYOR

 

Hastalığın tedavisinde birçok branştan destek alınıyor. Ancak fizik tedavi, egzersiz, ilaç tedavisi büyük yarar sağlıyor. Hastalığı zamana yayarak tedavi etmeye çalışmak gerekiyor. Hastalarda dönem dönem şikayetler artıyor. Çocuğu sünnet oluyor, evleniyor ya da bir evden başka bir eve taşınıyor, bunlar süper kadınlarda telaşa, endişeye, hastalık belirtilerinin artmasına neden oluyor. Bu özel stres durumlarında hastalara ilaç tedavisi verdiklerini, onun dışında ilaç vermediklerini belirten Dr. Uluhan, “Tiroid ve romatizmal hastalıkların fibromiyaljinin dışında tutulması lazım. Bunun için de kan tahlillerinin ve muayenenin iyi yapılması çok önemli. Fizik tedavi romatolog ve dahiliye uzmanı bu hastalığın teşhisini koyabiliyor. Ama testleri de yapmak lazım” dedi.

 

HASTALIK HASTASI OLARAK BİLİNİYORLAR

 

Fibromiyalji hastalarının toplumda ‘hastalık hastası’ olarak adlandırıldıklarını, hastalıkları nedeniyle doktor doktor dolaştıkları için böyle bilindiklerini anlatan Dr. Uluhan, artık hastalığın kimyasının bilindiğini belirtiyor. Uyku bozukluğundan oluşan kimyasal maddeler kaslara toplanıyor. Yapılan biyopsilerde de bu maddelerin varlığı saptanmış. O yüzden hastaya senin bir şeyin yok denmemesi, iyi araştırılması gerekiyor. Hastalığın nedeni fiziksel olabildiği gibi ruhsal da olabiliyor. Fibromiyalji vücudun tüm sistemlerini etkiliyor. Hastaların eskiden doktor doktor dolaştıklarını şimdi tek elden çözümünün bulunduğunu belirten Dr. Uluhan, “Fizik tedavi ve romatoloji bunu tedavi ediyor, romatoloji teşhiste doğru adres, tedavide ise fizik tedavinin önemli yeri var” dedi.
20 Nisan 2011 Saat : 8:04
Süper kadın olmaya çalışmak hasta ediyor için yorumlar kapalı
Okunma
iZmiRLi
devamını oku
sohbet Son Yazılar FriendFeed

Sohbet Girişi

Nickiniz :
Şifreniz :  

Kategoriler


Seo tarafından seohocasi v2 temasısohbetsohbet asdsadasdsadsadasdasdasdsad